Esra Can
  16-07-2021 23:46:00

Distopyalardaki Diğer Yarımız

Bu yazıyı, yarımını distopik ortamda bırakmış, aydın bir insanın umutsuzluğa düştüğü bir anını ele alarak sizlerin de ruhuna dokunur maksadıyla yazmıştır Esra..

Ay ışığıyla aydınlanmış loş bir oda.

Bir masa, bir kalem, kağıt ve bir adam.

Adam dalgın, vakit gece yarısı. 

Adam kaygılı, adam yarısının peşinde.

Vakit gece yarısı...

Adam alır kalemi eline.

"Bir yarım kalmışlık hissedersin bazen.

O yarımı dünyanın en zengini, en başarılısı, en zekisi, en ünlüsü ya da en büyüğü… 

En en ülkesinin başkanı olsan bile... devamını getiremez adam, yutkunur... Kalkar.

Hayır hayır olmadı! 

Dile getiremedi, kâğıda dökemedi bu küçük eller duygularını tam olarak. 

Bu değildi.

Ne yazacağını bilmeliydi oysa elleri.

Ellerine baktı bileğine parmaklarına... Minicikti.

Ve odada atılan adımlar. 

Karanlık... süzülen ay ışığının ruhundan süzülene inat bir rahatlığı mı vardı? 

Kıskandı bir an onu, ışığı...

Adımlar...

Geriye takılmış ileri atılan adımlar...

-Yazmalıyım yarıma yarım görünmemek için yazmalıyım.

Oturdu iki elleri arasında başı.

Eli saçlarında, eli göğsünde, eli şimdi kalemde.

"En hızlı olsan yakalayamazsın diğer yarını...

Yarını yakalarsın da o yarımı yakalayamazsın.

Yürürsün sıkılırsın, koşar terlersin nefessiz kalırsın.

Sonra durup düşünürsün ve sorarsın kendi kendine : Neden ? Neden ? Nedeeeeeennnn? "

Adam sorgulamış, azmetmiş, hırslanmış sonra tak !!! 

Her şeyden vaz geçmiş, gereksiz görmüş her şeyi .

Neye yarar demiş. 

Anlık kısacık mutluluklara sıkıştırmış geniş geleceğini ve yine sorgulamış .

Kalk kalk kalk! 

Aç pencereyi bir derin nefes al hemen! 

Minik ellerini uzatsan ayı yakalayabilir misin, güneşi tutabilir misin yarım kalmış bu ruh halinle?

"Evlatlarım" Derinlerden, "Evlatlarım!" 

Gözleri yağmurun habercisi bulutlarla dolu.

Onlar, çok uzakta distopik bir ülkenin gönülsüz vatandaşları. 

Otoriter bir baskının altında demokrasiden uzak kendince kurallar ve haklılıklar…

İki çarpı iki kaç eder Mehmettt söyle ?

-Dört eder öğretmenim.

-Hayır bilemedin Mehmet. 

Söyle hadi! Söyle kaç eder?

-Dört

- Beş diyeceksin söyle 

-Dört eder ama 

-Burada beş eder Mehmet kabul edeceksin ve uygulayacaksın yoksa mutlu olamazsın mehmeeet!!!

Evlatları böylesi bir distopyada iken yarısının sağlığından endişe duymaktaydı adam. 

Yarınlarında yarısına kavuşma ümidi varken bu gece dili geçmiş zamana boğulmuştu var kelimesi. 

Umudu var-dı ama şimdi yok.

Adam, sorgulamış, sinirlenmiş isyan etmiş, gücünü küçümsemiş.

Hayata başkaldırmış ama boşa olduğunu da bilmiş. 

Yarına bir türlü güzel bakamamış bunalmış. 

Kendini hep yarım görmüş. 

Bedeni yarım, ruhu yarım. 

Ölümü düşünmüş... 

Ömrü çok uzun olsa bile neye yararmış.

Ay ışığına aydınlanmış masası, kalemi.

"kalemim"der Cevap gelmez kaleminden. 

Garip bir pişmanlık sarar gönlünü keşkeler dolar sinesine geçmişine dair. 

Ama beyni bilir ki o keşkeler iyi ki dir aslında.

Yazar... Adam yazar...

"Her şey senin elinde miydi? 

Oysa senin ellerin doğduğundan beri küçücüktü halâ da öyleler.

Boyun kısa idi gökyüzüne erişemezdin.

Toprağa yakındın hep bebekken popona koyulurdu toprak, yakında üstüne örtülecek belki de. "

Kurtarman gerek be adam... 

Kalk!! 

Sırası mı şimdi? 

Güçsüzlüğün, gücüne hâkim. 

Görmüyor musun? 

Kalk onları, baskıdan, kendilerince eğitim dedikleri köle ruhlu ortamlardan kurtar. 

Onların ışığa kavuşma zamanı gelmedi mi?

Yarınların için bunu yapman gerekmiyor mu? 

Kalk! Bu ruhla olmaz kalk ve gücünü fark et!

Adam son cümlesini yazar bulutlarda yağış başlamıştır bile.

Ruhunu o yağıştan korumak istercesine son cümlesini yazar.

"Umut dolar bazen içine kısacık anlarda, sonra umudun da acını artırmaktan başka bir şeye yaramadığını anlarsın."

Der ve yarısına özlem yüklediği yazdıklarını diğer yarısında gömer.

Evet okuyucu...

Ruhun bir büyüklüğü var mıdır? 

Var mıdır hiç büyümeyen minik elleri  

Ya da boyu toprağa mı yakındır? 

İnsanın davranışlarına beden mi karar verir ruh mu? 

Çok koşturabilirsin 

Çok paran olabilir, çok terleyebilirsin ama bunu yapman için ruhun da olmalı. 

Başarıların, o minik ellerini devleştirir gökyüzüne uzak bedenini büyütür. 

Yarınlarına, yarını getirir. 

Şayet diğer yarın hiç olmayacaksa sana düşen kalan yarını bütün olarak düşünmek, kabullenmek.... 

Ama hayır diğer yarın bir yerlerde ise şimdilik seninle değilse bu gelecekte yanında olmayacağı anlamına gelmez. 

Bedenen çalışırsın ruhen sabredersin planlarsın ve bir de bakmışsın ki ruhunun hayali elleri büyümüş çocuklarının ve sevdiğinin, sevdiklerinin saçlarında gezinmekte. 

İnsan… hep yarımdır, yarım olmazsa diğer yarısının peşinde olur mu hiç? 

Kavuşmak, ne ellerin büyüklüğüne, ne başın gökyüzüne yakınlığına bakar. 

Yarınların, yarının geleceği günlere kadar güzel olsun ki yarın geldiğinde hoş bulsun seni. 

İnsanın çok yarısı vardır. 

Evlat, eş, dost, aile.

Bunlarsız kalanlar ellerindeki minicik varlıklarını tama çevirmeyipte toprağa mı gömülüyorlar, ah nasıl da mutsuzluk döngüsünde dolanmaktan farkındasızca zevk alır o insanlar...ömür kısaysa eğer bunalmak, kızmak, darılmak, boğulmak neden? 

Yaşıyorsak hakkını vermek klişe bir cümle midir? 

Hayır sıradan değil hisset şimdi kurulan cümleleri oku ve duyumsa okuyucu. 

Distopik ülkelerde yetişen otorite baskısına maruz kalmış yarılarımıza, demokrat, aydın, kendi kararlarını sağlıkla verebilmeleri adına yaklaşmalıyız ve sabırla işlemeliyiz onları. 

Yarımız yanımıza geldiğinde "BEN"dilini kullanacağız, eleştirmeyeceğiz onları ve bunları sabırla her gün yapacağız.  

Kolay değildi onların geldikleri ortamlar. 

Sabır... Ve nihayet bir gün yarımız yarınımızda olduğunda bizde oluşacak fazlalıklarımızla daha bir güçlü olacağız.

Herkes yarısını bir şekilde arıyorsa yarıda tümü yaşamak gerekmez mi bulana kadar.

Mikro adımlar, makro yarınlar getirebilir unutma...

Sağlıcakla kalın efendim..

  Bu yazı 388 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI