Perspektif | Adem Hüyük
  Güncelleme: 19-07-2021 17:04:00   19-07-2021 16:53:00

Irkçısını Besleyen Göçmen Olmayalım

13 yaşında bir kız çocuğuna uyuşturucu verilmesi, ardından tecavüz edilmesi ve genç kızın bunlara dayanamayarak hayatını kaybetmesi, bütün bunların üstüne genç kızın cansız bedeni halıya sararak bir parka bırakılması, olayın faillerinin Afgan olmasıyla başlayan sığınmacı tartışması, Avusturya’da mülteci kabulü tartışmalarının çok dışına çıkmış, giderek daha tehditkâr hale gelen göçmen karşıtlığı ve ırkçılık sorununa bürünmüştür. 

Afgan ve Suriyelilere dönük sosyal medya da ve aşırı sağ kesimler tarafından linç girişimlerinin, ardı arkası kesilmiyor. 

Alabildiğine saldırgan bir ırkçılık tipi giderek kök salıyor, yerleşiyor, yaygınlaşıyor.

Sosyal medya platformlarında sığınmacılara karşı kendilerini korumak amacıyla silahlanmaktan veya elektro şok cihazları edinilmesinin propagandası yapılmakta.  

Aşırı sağ ve muhafazakâr çevrelerin bu yaklaşımına, siyasilerin toplumun tepkisini azalmak için yaptığı tehlikeli söylemleri de eklenince, ırkçı öfke bir dip akıntısından bir toplumsal dalgaya dönüşüyor.

Bu dalganın açık bir siyasal dili ve adresi olarak aşırı sağ görülse de iktidar için de muhalefet için de göçmen karşıtlığı, mevcut Korona iktisadi kriz koşullarında çokça siyasal yatırım yapılabilecek mümbit bir alan haline geliyor. 

Özellikle iktidar da olan Halk Partisi (ÖVP) ve muhalefet Özgürlük Partisi (FPÖ) tabanında göçmen karşıtı reaksiyonun ciddi bir ağırlığı olduğu, kamuoyu araştırmalarında görülmüştür. 

Özelde Afgan ve Suriyeli sığınmacıların, genelde ise tüm göçmenlerin ülkede suç istatistiklerinde büyük artış sağladığının konuşulması veya bu sorun üzerine çareler üretmek için oluşturulan platformlar her ne kadar içerisinde ırkçılık barındırmasa da ama ırkçı argümanları yaygınlaştırıyor, az ya da çok ırkçılık yapıyor.

Çünkü “göçmen sorunu” perspektifinden yola çıkan ülkenin Sol ve entelektüel çoğunluğu, göçmenleri kavramsal olarak sorun haline getirmiş ve göçmenlerin içinde bulunduğu durumu, anlamada ve yorumlamada yapısal yanlışlıklar yapılmasına neden olmuştur.

Öz kızını evinin bodrumunda esir ederek yıllarca istismar eden Avusturyalı baba üzerinden tüm Avusturyalıları yargılayamayacağımız gibi, birkaç mültecinin yaptığı ile de tüm göçmenleri yargılamak doğru bir davranış olmayacaktır. 

Sol ve entelektüel ve hatta Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) içerisinden, mevcut durum üzerinden popülist bir değerlendirme yapanlar, bilerek veya bilmeyerek ırkçılığın gizli örgütlenmesine yardım etmektedirler. 

Zira, Nazizm gibi ne olduğunu gizleme gereği duymayan örnekleri hariç tutarsak, ırkçılık hiçbir zaman kendini “açık ederek” zaten örgütlenmez -  günümüzde ırkçı olduğunu kimse kabul etmez. 

Ülkemde sorun çıkartan göçmen veya sığınmacı istemiyorum der, ama “ırkçıyım” demez, hatta ırkçı olduğunu reddeder – ırkçılıkla mücadele ettiğini ileri sürer. 

Irkçılık yapanların, ırkçılık yaptıklarına inanmamız veya onları ikna etmemiz için, “yaşasın ırkçılık” gibi slogan atmalarını beklersek, çok büyük bir yanılgı içerisine girmiş oluruz.

Günümüzde insanlık suçu olarak kabul gören ırkçılığı kabul etmeyen ve yapmadığını söyleyenler, “ama kadın, ama alevi, ama sığınmacı, ama Suriyeli, ama Afgan, ama göçmen, ama Kürt, ama Türk, ama Avusturyalı” veya “ onlar da, ne işi varmış orada, işimizi elimizden aldı” gibi söylemlerle cümle kurar ve olumsuz örneği sergilerler. 

Kurulan cümlelerin önüne veya arkasına konan sıfatlar, bir takım sözde argümanlarla meşruiyet kazandırılır. 

Göçmen ve mülteciler üzerinden oluşturulan olumsuz örnekler, işsizlik, yoksulluk gibi gerçek sorunlarla birleştirilir, sorunlar karşısında anlamlı bir açıklama şablonu oluşturmaya başlatılır ve iyice tehlikeli hale gelir. 

O zaman bu “meşruiyet” sokağa taşar. 

Daha önce özellikle üçüncü dünya ülkelerinde ve geçmişte Almanya ve Avusturya’da örneklerinin yaşandığı, linç saldırıları gerçekleşir, zamanla kısmi ve örgütsüz linç girişimleri yerini, örgütlü saldırılara bırakır.

Göçmen karşıtlığı toplumsal kaynakları göçmenlerle paylaşmak durumunda kalan alt sınıfların “doğal” bir tepkisi değildir. 

Çünkü Avusturya’nın daha önemli sorunları vardır ve bu sorunların görülmesini engelleyecek daha popülist ‘sorunlara’ ihtiyaç vardır. 

Yerli halkın gerçek sorunlardan uzaklaştırılarak, göçmen ve mülteciler noktasında odaklanması, altta kalanların bir kısmının öfkesinin çarpıtılarak yukarıya değil, yine altta kalan bir başka kesime yöneltilmesine dönük bilinçli bir politik çabanın ürünüdür.

Göçmen karşıtı yahut yabancı düşmanı olarak tarif edebileceğimiz siyasal akımların temel argümanı, göçmenlerin “yerli vatandaşlara” ayrılması gereken kamu kaynaklarını çarçur eden bir nevi parazitler olduğudur – bu kapsamda belediye konutlarının ve sosyal yardımların önceliğinin yerli halka verilmesinin propagandası yapılır. 

Irkçılık, ya da diğer bir deyişle “göçmen karşıtlığı”, asla sadece göçmenlerle ilgili değildir. 

Bu iç ve dış siyasetle direk bağlantılı olan, yerli halkı yönetme biçiminin kirli bir yüzüdür. 

Bütün bunların ışığında, sığınmacılar üzerinden yapılan propagandanın bir parçası olan göçmenler, farkında olmadan kendilerine ırkçılık yapacakları güçlendirmektedir. 

Irkçılığa ırkçılık demek, ırkçılığı görünür kılmak, her şeyden ve herkesten önce buna maruz kalanların görevidir. 

Irkçılık görünür olduğunda ona karşı koymak daha kolay olacaktır…

  Bu yazı 304 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI