Güzellik değil mücadele | Kadınlar dövüş sporlarını dönüştürüyor
Hiç de savunmasız değiller: Gazeteci Andrea Böhm, kadınların dünyanın farklı yerlerinde yumruklarıyla toplumsal rol kalıplarını nasıl kırdığını araştırdı. Erkek egemen dövüş sporlarına Avusturya’da Rage Fight Club ve Flinta Fightclub gibi oluşumlar yeni bir soluk getiriyor.
Güçlü, başarılı – ve “çekici”: Kadınlar Mixed Martial Arts [MMA] sahnesine çıktığında çoğu zaman sadece yetenekleri değil, bedenleri de değerlendirmeye tabi tutuluyor. Bunu yaklaşık on yıl önce MMA’de hızla yükselerek ikon haline gelen Rose Namajunas de bizzat yaşadı. Yükselişiyle birlikte cinsiyete dayalı beklentiler de arttı ve çoğu zaman “güzel kadın” rolüne sıkıştırıldı. Bunun üzerine uzun saçlarını keserek Instagram’da şu yorumu yaptı:
“Bu bir dövüş, güzellik yarışması değil.”
Namajunas’ın hikâyesi, Böhm’ün Fighting Like a Woman adlı kitabında yer verdiği anekdotlardan sadece biri. “Geri dönen kadınların tarihi”ni anlatan kitap için gazeteci dünyanın farklı yerlerinde araştırmalar yaptı. Sonuç ise net: Kadın savaşçılar her zaman vardı – fakat onlara yönelik egzotizm ve cinsiyetçilik de.
Kadınların ringden dışlanması
Böhm sadece gazeteci değil, aynı zamanda bir dövüş sporcusu. Bu yüzden dövüş sporları sahnesini yakından takip ediyor. Ona göre profesyonel kadın sporcular hâlâ belirli imajlara uymaları için baskı görüyor.
Sosyal medya bu mesajı daha da güçlendiriyor:
Ringde seksi, evde ise geleneksel kadın rolü.
Böhm’e göre bugün dünyada yeniden bir geriye dönüş havası var. ABD’deki gelişmelere işaret ederek Donald Trump veya Mark Zuckerberg gibi isimlerin ve sağ popülist çevrelerin boks sporuna duyduğu ilgiyi örnek gösteriyor. Bu çevrelerde boks çoğu zaman “erkeklere ait bir alan” olarak görülüyor.
Oysa tarih farklı şeyler söylüyor.
18. yüzyılda London’da kadın boksörler önce büyük coşkuyla karşılandı, sonra ise “gerçek kadınlığa hakaret” olarak görülüp ringden dışlandılar.
Böhm’ün araştırmalarından çıkardığı temel sonuç ise şu:
“Dövüşte geleneksel cinsiyet rolleri diye bir şey yok.”
Bazı dönemlerde kadınlar ringden uzaklaştırıldı, bazı dönemlerde ise kabul gördüler ve dövüş arenalarında güçlü şekilde yer aldılar. Ancak bu kadınların çoğu zamanla tarihin derinliklerinde kayboldu.
Süfrajetler jiu-jitsu öğrenince
Kitapta anlatılan hikâyelerden biri de Britanyalı süfrajetlere ait. 20. yüzyılın başında kadınların oy hakkı için mücadele ettikleri biliniyor. Ancak daha az bilinen bir detay var: Aktivist Edith Garrud Japon dövüş sanatı jiu-jitsu öğrenmiş ve protestolar sırasında kendilerini savunabilmeleri için diğer kadınlara da öğretmişti.
Süfrajetler oldukça radikaldi. Böhm’ün verdiği birçok örnek, “erkek savaşır – kadın barış getirir” klişesini yıkıyor.
Araştırması sırasında onu en çok sarsan örneklerden biri ise Dahomey Krallığı’ndaki Agojie adlı kadın savaşçı birlikti. Ulusal kahraman olarak anılan bu grup, aynı zamanda son derece sert ve acımasız savaş yöntemleriyle de tanınıyordu.
Şiddete şiddetle cevap mı?
Peki erkek şiddetine karşı kadın şiddeti çözüm mü?
Böhm’e göre bu denklem çok basit. O, daha çok toplumsal cinsiyet eşitliği için verilen ideolojik mücadeleye odaklanıyor.
Bu noktada filozof Iris Marion Young’a atıf yapıyor. Young 1980’lerde kadınların “kız gibi atmayı” öğrendiğini, ancak aslında çok daha farklı şekilde hareket edebileceklerini savunmuştu.
Böhm’e göre adil bir toplum ancak şu durumda mümkün:
Tüm bireylerin bedenlerini özgürce ve kendine güvenle kullanabildiği bir toplum.
Dövüşmek sadece bedeni değil, özgüveni de güçlendiriyor. Kendini savunabileceğini bilmek önemli bir psikolojik güç.
“Jeanne d’Arc etkisi”
Ancak yumruk atan kadınlar çoğu zaman istisna olarak görülüyor. Böhm buna “Jeanne d’Arc etkisi” diyor.
Savaşçı kadın figürleri sinemada da benzer bir ikilik taşıyor. Bir yanda cinselleştirilmiş süper kahramanlar, diğer yanda intikam ve güç anlatılarının kahramanları.
Örneğin Kill Bill gibi filmler bu yelpazenin klasik örnekleri arasında.
Bugünün dövüş sahnesi
Günümüzde dövüş sporları dünyasında kadınlar çoktan yer edinmiş durumda. Kadın müsabakaları olimpik sporlar arasında.
Son olarak Avusturya’dan ABD’ye göç eden güreşçi Thekla büyük yankı uyandırdı. All Elite Wrestling [AEW] organizasyonunda kadınlar şampiyonluğunu kazanarak dikkatleri üzerine çekti.
Viyana’daki alternatif sahnede ise Wrestling School Austria tarafından düzenlenen World Underground Wrestling gösterileri var. Bu etkinlikler genellikle Weberknecht adlı mekânda yapılıyor.
Uluslararası Kadınlar Günü için düzenlenen üçüncü Flinta Fightclub etkinliği bu yıl Arena Wien’de gerçekleştirilecek. Organizasyonun ortak düzenleyicilerinden Sophie Veigl, amaçlarının genç ve queer bir izleyici kitlesi yaratmak olduğunu söylüyor.
“Wrestling sahnesini kadınlık üzerine düşünmek için kullanmak güzel” diyor. Özellikle de klasik kadın imajından daha kaslı bedenlerle.
Kadınların öfkesi için alan
7 Mart’ta ise Lugner City’de düzenlenen Prater-Catchen etkinliğinde kadın güreşçiler de ringe çıkacak.
Ancak genel olarak kadınların dövüş sporlarındaki oranı hâlâ düşük. Bunu doğrulayan isimlerden biri de Rage Fight Club’ın kurucularından Kieana Shizardeh. Shizardeh ve Birgit Wize geçen yıl bu kulübü kurdu. Amaçları, FLINTA bireylerin kendilerini güvende hissedebileceği bir spor alanı yaratmak.
Shizardeh’e göre Rose Namajunas’ın saçlarını keserek verdiği mesajdan bu yana dövüş sporlarında kadınlar için bazı şeyler değişti:
“Kadınlar haklarını giderek daha fazla mücadele ederek kazanıyor.”
Hâlâ bazı eşikler var. Ama onların kulübünde kadınlar en azından bir şeyi özgürce yapabiliyor:
Öfkelerini serbest bırakmak. | ©DerVirgül