Sosyal normlar Avusturya’daki doğum düşüşünü nasıl şekillendiriyor
Avusturya’da kadın başına ortalama 1,29 çocuk ile şimdiye kadarki en düşük doğum oranı kaydedildi. Doğurganlık oranının bakım emeği, sosyal normlar ve ebeveynlik ile bağımsızlık hakkındaki ideal beklentilerle nasıl bağlantılı olduğu tartışılıyor.
Statistik Austria tarafından Şubat sonunda yayımlanan 2025 doğum bilançosu, yeni bir dip noktaya işaret ediyor: Avusturya’da kadın başına ortalama 1,29 çocuk dünyaya geliyor.
Daha az doğum eğilimi bakımından Avusturya gelişmiş sanayi ülkeleri arasında yalnız değil. Ancak bu durum yine de kaygı yaratıyor; çünkü emeklilik sistemi, refah ve yenilik kapasitesi açısından riskler doğurabileceği düşünülüyor. Bununla birlikte istatistiklerin yorumlanmasında dikkatli olunması gerektiği belirtiliyor.
Demograf Wolfgang Lutz, International Institute for Applied Systems Analysis [IIASA] kurumundan bir uzman olarak, takvim yılına göre hesaplanan doğurganlık oranından daha anlamlı olan “kuşak doğurganlığı” göstergesine dikkat çekiyor. Bu ölçüm, belirli bir doğum yılındaki kadınların hayatları boyunca dünyaya getirdikleri çocuk sayısını esas alıyor.
Eva-Maria Schmidt ise Österreichisches Institut für Familienforschung [Avusturya Aile Araştırmaları Enstitüsü] adına gerçek doğum sayısına dikkat çekiyor.
Ertelenen çocuk isteği
Doğurganlık oranı kadın başına ortalama çocuk sayısını gösterirken, 2025 yılında toplam doğum sayısı 75.718 oldu. Aslında 2001 yılında 75.458 doğumla bu sayı daha da düşük seviyeye inmişti.
Uzun vadeli doğum düşüşünün birçok nedeni bulunuyor. Demografik gelişmeler nedeniyle doğurganlık çağındaki insanların sayısı azalıyor. Ayrıca art arda yaşanan krizler birçok kişinin çocuklu bir gelecek hayalini etkiliyor.
Schmidt’e göre bunun yanında ebeveynlikten beklenen standartların ciddi şekilde yükselmesi de önemli bir faktör.
“Bilinçli olarak çocuksuz bir yaşamı seçenlerin sayısı geçmişe göre arttı; özellikle genç erkekler arasında. Ancak birçok insan için çocuk hâlâ tatmin edici bir hayatın doğal bir parçası olarak görülüyor” diyor.
Buna rağmen toplumda hayatın sürekli optimize edilmesi gerektiği fikri yalnızca kariyer için değil, ilişki ve aile hayatı için de geçerli.
Zaman mı, ekonomik bağımsızlık mı?
“İyi ebeveynlik artık eskisine göre çok daha fazla kaynak gerektiriyor. Sadece maddi değil, aynı zamanda zaman ve duygusal enerji açısından da.”
Schmidt’e göre özellikle kadınlar ekonomik bağımsızlık ideali ile her zaman hazır bulunan bir anne olma beklentisi arasında bir ikilem yaşıyor.
“Bu durum çoğu zaman çocuk isteğinin ertelenmesine yol açıyor. Bazen de artık hiç gerçekleşmiyor.”
Ancak baskı yalnızca kadınlar üzerinde değil. Potansiyel babalar için de beklentiler arttı:
- Babaların da bakım emeğine katılması bekleniyor
- Aynı zamanda aileyi maddi olarak geçindiren kişi olma beklentisi devam ediyor
Eşit paylaşım teoride mümkün
Schmidt’e göre siyaset aslında teorik olarak zemini hazırlamış durumda. Çiftlerin ebeveynlik ve çalışma hayatını yüzde 50–50 paylaşması mümkün.
Ancak pratikte sosyal normlar belirleyici oluyor.
“Birçok kadının bunu istemediği doğru. Ama bu ‘gönüllü tercih’ aslında toplumun iyi anne hakkındaki beklentileriyle birebir örtüşüyor.”
Her iki partnerin eşit süre ebeveyn izni kullandığı çiftlerin sayısı artmazken, birçok kadın finansal bağımlılığın farkında olmasına rağmen uzun yıllar yarı zamanlı çalışmayı seçiyor.
Schmidt’e göre aileyi yeniden daha olumlu bir kavram olarak sunmak tek başına yeterli değil:
“Potansiyel ebeveynlerin karşılaştığı zorluklar böylece görmezden geliniyor.”
Asıl önemli olan mevcut çocuklara yatırım
Demograf Wolfgang Lutz ise farklı bir noktaya dikkat çekiyor:
“Daha fazla bebeğin doğmasını sağlamaya odaklanmaktan daha önemli olan, mevcut çocuklara yatırım yapmak.”
Schmidt de benzer şekilde “uygun bir tepki” gerektiğini söylüyor.
“Refah tartışılırken, ücretsiz bakım emeğinin toplumun işleyişi için ne kadar önemli olduğu göz ardı ediliyor.”
Ona göre şu tür adımlar bir sinyal olabilir:
- Ücretli ve ücretsiz işleri eşit paylaşan ebeveynlere geniş vergi indirimleri
- Sosyal güvenlik ve emeklilik sisteminin buna göre yeniden düzenlenmesi
Ancak Schmidt’e göre şu ana kadar siyaset bu konulara ciddi şekilde dokunmaktan kaçınıyor.| ©DerVirgül