Araştırma | Viyana’da Avusturyalı ve farklı göçmen topluluklardan gençlerin kimlik ve otorite arayışı
Viyana Belediyesi Eğitim ve Entegrasyon Dairesi’nin talebiyle hazırlanan yeni bir gençlik araştırması, Avusturya’daki farklı göçmen topluluklardan gençlerin demokrasi, din, aile yapısı ve toplumsal aidiyet konularındaki eğilimlerini ortaya koydu.
Kenan Güngör liderliğinde hazırlanan araştırmada, 14-24 yaş arasındaki 1200’den fazla gençle görüşüldü. Çalışmada Avusturyalılar, Suriyeliler, Afganlar, Çeçenler, Bosnalılar, Sırplar, Polonyalılar ve Rumenler dahil olmak üzere farklı topluluklar incelendi. Türkiye kökenli gençler ise ayrı bir kategori olarak yer almadı.
133 sayfalık rapor şimdiye kadar kamuoyunda geniş yankı bulmadı. Bunun nedenlerinden birinin, belediyenin araştırmayı sınırlı biçimde duyurması olduğu belirtiliyor.
Öte yandan, raporun en dikkat çekici yönlerinden biri, gençler arasında demokratik değerlerle otoriter eğilimlerin aynı anda var olabildiğini göstermesi oldu.
Otoriter aile yapısı ile demokratik kültür arasındaki ilişki
Araştırmaya göre özellikle savaş, baskı veya güçlü ataerkil geleneklerin etkili olduğu toplum kökenli ailelerde daha otoriter bir ebeveynlik anlayışı öne çıkıyor.
Çeçen gençlerin yarıdan fazlası anne-babalarına “nadiren” ya da “hiç” karşı çıkamadığını belirtirken, Avusturyalı gençlerde bu oran yaklaşık yüzde 20 seviyesinde kaldı.
Suriyeli, Afgan ve Çeçen gençler ailelerinin daha katı kurallar koyduğunu ifade ederken, Avusturyalı gençlerin büyük bölümü aile içinde açık iletişim kurabildiklerini söyledi.
Araştırma burada yalnızca kültürel farklara değil, göç deneyiminin yarattığı güvensizlik hissine de işaret ediyor. Sosyologlara göre savaş, zorunlu göç, travma ve dışlanma deneyimi yaşayan ailelerde “kontrolcü ebeveynlik” daha sık görülebiliyor. Özellikle yeni bir ülkede kimliğini kaybetme korkusu yaşayan ailelerde çocuklar üzerinden kültürel koruma refleksi güçlenebiliyor.
Din, aidiyet ve görünürlük ihtiyacı
Araştırmada dinin gençler açısından yalnızca inanç değil, aynı zamanda kimlik ve aidiyet alanı olarak öne çıktığı görülüyor.
Suriyeli gençlerin yüzde 84’ü dinin hayatlarında önemli olduğunu belirtirken, Avusturyalı gençlerde bu oran yüzde 32’de kaldı.
Son yıllarda daha dindar hale geldiğini söyleyenlerin oranı özellikle Suriyeli ve Afgan gençlerde yüksek çıktı.
Uzmanlara göre bunun nedeni yalnızca dini muhafazakârlık değil. Göç sonrası yaşanan dışlanma hissi, ayrımcılık deneyimi ve toplumsal kabul arayışı da dini kimliği güçlendirebiliyor. Özellikle Avrupa’daki göçmen gençler için din bazen “korunacak son aidiyet alanı” haline geliyor.
Araştırmada dikkat çeken başlıklardan biri de “din uğruna savaşma ve ölme” fikrine verilen destek oldu. Müslüman gençlerin yaklaşık yarısı bu ifadeye tamamen ya da kısmen katıldığını belirtti.
Ancak araştırmacılar bu tür yanıtların doğrudan şiddet eğilimi olarak okunmaması gerektiğini vurguluyor. Çünkü gençlerin önemli bir bölümünde aynı anda hem demokratik özgürlükleri savunan hem de otoriter söylemlere açık “çelişkili düşünce kalıpları” görülebiliyor.
Demokrasiye destek yüksek, ancak kırılgan
Araştırma genel olarak gençlerin demokrasiye güçlü destek verdiğini gösteriyor. Ancak bazı gruplarda demokrasiye yönelik mesafe, kararsızlık ve otoriter devlet modellerine açıklık daha yüksek seviyede.
Özellikle Suriyeli ve Çeçen gençler arasında:
- güçlü lider arayışı,
- ataerkil değerler,
- toplumsal hiyerarşi beklentisi daha belirgin şekilde görülüyor.
Araştırmacılar bunu yalnızca dine bağlamıyor. Geldikleri ülkelerdeki demokrasi kültürü, savaş deneyimi, devlet baskısı, eğitim düzeyi ve Avusturya’daki ayrımcılık deneyimleri de belirleyici faktörler arasında gösteriliyor.
Nitekim Suriyeli, Afgan ve Çeçen gençler ayrımcılığa uğradıklarını Avusturyalı, Polonyalı ve Rumen gençlere kıyasla çok daha sık ifade etti.
Bu nedenle araştırma, antidemokratik eğilimlerin “tek bir nedene indirgenemeyeceğini” özellikle vurguluyor.
“Paralel toplum” korkusu mu, entegrasyon krizi mi?
Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, Avusturya’da uzun süredir tartışılan “paralel toplum” tartışmalarını yeniden gündeme getirebilir. Ancak uzmanlar meseleyi yalnızca güvenlik eksenli okumanın yetersiz olacağını belirtiyor.
Çünkü araştırma aynı zamanda gençlerin önemli bölümünün:
- kendini dışlanmış hissettiğini,
- eşit fırsatlara erişemediğini düşündüğünü,
- toplumsal kabul aradığını da ortaya koyuyor.
Bu nedenle raporda çözüm olarak yalnızca güvenlikçi önlemler değil;
- erken yaşta demokratik eğitim,
- aile destek programları,
- farklı toplulukları bir araya getiren sosyal alanlar,
- liberal ve seküler dini yorumların desteklenmesi gibi öneriler öne çıkıyor.
Araştırmanın temel sonucu ise şu: Gençlerin demokrasiyle kurduğu ilişki yalnızca okulda verilen bilgiyle değil; aile içindeki deneyim, ekonomik gelecek kaygısı, dışlanma hissi ve toplumsal kabul düzeyiyle birlikte şekilleniyor.| ©DerVirgül