Avusturya’da çocuk istismarı davaları neden zor sonuçlanıyor?

Yayınlama: 18.10.2026
A+
A-

Viyana’da kabare sanatçısı Günther Paal hakkında açılan davanın 22 Ekim’de görülmesi planlanıyor. Paal, reşit olmayan çocuklara yönelik cinsel istismar ve çocuk cinsel istismarı içerikli materyal bulundurma suçlamalarıyla karşı karşıya. Avukatının açıklamasına göre Paal, mahkemede suçunu kabul edecek. 

Ancak dava, yalnızca sanığın tanınmış bir isim olması nedeniyle değil, çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarının adli süreçlerde karşılaştığı güçlükleri de gündeme getirmesi bakımından dikkat çekiyor. 

Şüpheler, Paal’ın mayıs ayında kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından kamuoyuna yansımıştı. Oysa bu tür vakaların kendiliğinden yetkililere bildirilmesi oldukça nadir görülüyor. 

Avusturya Çocuk Koruma Merkezleri Federal Birliği’ne göre, çocuklara yönelik cinsel şiddet vakalarının yalnızca küçük bir bölümü kamuoyuna yansıyor. Üstelik yapılan her suç duyurusu da mutlaka iddianame hazırlanmasıyla sonuçlanmıyor. 

Özellikle uzun yıllar önce yaşanmış olaylarda, mağdurun ifadesi dışında başka delillerin bulunmaması, ceza soruşturmasını zorlaştırabiliyor. Savcılık, mevcut delillerin dava açmak ve mahkûmiyet ihtimalini değerlendirmek için yeterli olup olmadığını incelemek zorunda. 

Vakaların önemli bir bölümü karanlıkta kalıyor 

Avusturya Çocuk Koruma Merkezleri Federal Birliği, cinsel şiddete maruz kalanların yalnızca yaklaşık yüzde 5’inin doğrudan yetkililere veya uzman kuruluşlara başvurduğunu tahmin ediyor. 

Birliğin aktardığı verilere göre, Avusturya’da 15 yaşından küçük kız çocuklarının yaklaşık yüzde 7’si cinsel şiddete maruz kalıyor. 

İlk istismar vakaları çoğu zaman çok erken yaşlarda yaşanıyor. Verilere göre vakaların yüzde 13’ü çocukların altı yaşından önce, yüzde 41’i ise altı ile on yaşları arasında gerçekleşiyor. 

Erkek çocukların cinsel istismara uğramasına ilişkin veriler ise büyük ölçüde eksik. 

Mağdurun olay sırasında kaç yaşında olduğu ve şüpheliyle arasındaki ilişkinin niteliği, yaşananların çocuk üzerindeki etkileri açısından da önem taşıyor. 

Psikoterapist Christine Ableidinger-Schachinger’e göre, fail ile mağdur arasındaki yaş farkı ve akrabalık bağı ne kadar büyükse, mağdurun yaşadığı zarar da o kadar ağır olabiliyor. 

Çocukluk dönemindeki anılar neden hatırlanamayabiliyor? 

Erken yaşlarda yaşanan şiddetin psikolojik etkileri, mağdurların yaşamlarını uzun yıllar boyunca etkileyebiliyor. Ancak bu etkiler, ceza soruşturmalarının yürütülmesini de zorlaştırabiliyor. 

Ableidinger-Schachinger, erken çocukluk döneminde yaşanan bazı olayların psikolojik olarak öyle işlendiğini, kişinin bunlara daha sonraki yıllarda bilinçli biçimde kolayca erişemeyebildiğini belirtiyor. 

Uzmanlara göre bu durum, kişinin kendisini dayanılması güç bir deneyimden korumaya yönelik psikolojik bir tepki olabilir. 

Viyana’da görev yapan adli ifade psikolojisi uzmanı Matthias Herzog da çocukların yaşlarına bağlı farklılıkların dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. 

Herzog’a göre dört yaşından küçük çocukların ifadelerinin ceza yargılamasında değerlendirilmesi özellikle zor olabiliyor. Bu yaştaki çocuklar bazı olayları hatırlayabilseler de yaşadıklarını başkalarına anlatmakta güçlük çekebiliyor. 

Ceza yargılamasında ise çocuğun, yönlendirici sorular olmadan ve mümkün olduğunca bağımsız biçimde anlatımda bulunması önem taşıyor. Bu beceri, çok küçük çocuklarda henüz yeterince gelişmemiş olabiliyor. 

Küçük çocuklar yaşadıklarının nedenini anlayamayabiliyor 

İlk çocukluk yıllarına ait anılar, ilerleyen yaşlarda bile her zaman bütünlüklü ve sözel olarak aktarılabilen hatıralar biçiminde ortaya çıkmayabiliyor. 

Herzog, küçük çocukların yaşadıkları deneyimlerin çoğu zaman bilinçli ve tutarlı bir anlatı hâlinde erişilebilir olmadığını belirterek, bazı çocukların psikolojik sorunlar yaşayabildiğini ancak bunların nedenini anlayamadığını ifade ediyor. 

Uzmanlara göre yaşanan olayın tek seferlik, tekrarlanan veya uzun süreye yayılan karmaşık bir travma olması da önem taşıyor. Uzun süre devam eden karmaşık travmatik olayların önemli bir bölümünün dışarıdan fark edilmeden kalma ihtimali daha yüksek olabiliyor. 

Bununla birlikte, bir olayın sonradan hatırlanamaması tek başına belirli bir istismarın yaşandığını kanıtlamadığı gibi, bir çocuğun yaşadıklarını tutarlı biçimde anlatamaması da istismarın gerçekleşmediği anlamına gelmiyor. 

Çocukların davranışlarındaki değişiklikler dikkate alınmalı 

Uzmanlar, çocukların çevresindeki yetişkinlerin dikkatli olmasının önemine işaret ediyor. 

Möwe Çocuk Koruma Merkezleri’nde birim yöneticisi ve psikolog olarak görev yapan Johanna Zimmerl, çocukların yaşadıklarını anlatabilmeleri için onları dinlemeye hazır yetişkinlere ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Çocukların güvendikleri birine açılabilmesi bazen birden fazla deneme gerektirebiliyor. 

Şüphe uyandıran davranış değişiklikleri veya parçalı anlatımlar da ciddiye alınmalı. 

Örneğin bir çocuk aniden çevresindekilerden daha fazla yakınlık bekleyebilir ya da tam tersine içine kapanabilir. Ancak bu tür değişiklikler tek başına istismar kanıtı olarak değerlendirilmemeli; çocuğun durumunun uzmanlar tarafından incelenmesi gerekiyor. 

Herzog, yetişkinlerin gözlemledikleri davranışları ve çocuğun anlattıklarını kaydetmesini, ardından gecikmeden ilgili uzmanlara başvurmasını öneriyor. 

Özellikle eğitimcilerin çocuklara kendilerini rahatça ifade edebilecekleri bir ortam sunması ve gerektiğinde uzman desteği alması önemli görülüyor. Çocuk koruma merkezleri, şüpheli işaretlerin değerlendirilmesi, yardım planlarının hazırlanması ve olası yargı süreçlerinde ailelere destek sağlıyor. 

Uzman raporu gerçeği otomatik olarak ortaya çıkarmaz 

Bir suç duyurusunun ardından yürütülen soruşturmada, özellikle bağımsız tanıkların veya olay sırasında elde edilmiş fiziksel delillerin bulunmadığı durumlarda mağdurun ifadesi büyük önem taşıyabiliyor. 

Ancak ifadelerin psikolojik açıdan değerlendirilmesi karmaşık bir süreç. 

Adli ifade psikolojisi uzmanı Matthias Herzog, her çocuğun kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Ona göre bütün çocuklar için geçerli, tek bir tipik davranış veya anlatım kalıbı bulunmuyor. 

Uzmanların görevi, ifadelerin oluşumunu ve niteliğini değerlendirmek. Olayla ilgili yeterli kanıt bulunup bulunmadığına ve hukuki sonuca ise mahkeme karar veriyor. 

Möwe Çocuk Koruma Merkezleri, savcılıklarla mağdur destek hizmetleri arasında daha iyi bir iş birliği kurulmasının yararlı olacağını düşünüyor. 

Çocuk koruma kuruluşlarının izlediği davaların çoğu mahkûmiyetle sonuçlanmadı 

Çocuk koruma kuruluşunun 2025 yılı faaliyet raporuna göre, kuruluşun eşlik ettiği 362 ceza yargılaması tamamlandı. 

Bu davaların: 

  • 194’ü kovuşturmaya son verilmesiyle sonuçlandı. 
  • 87’sinde mahkûmiyet kararı verildi. 
  • 15’inde beraat kararı çıktı. 
  • Diğer dosyalar ise davanın sona ermesi, uzlaşma benzeri alternatif süreçler ve başka sonuçlar arasında dağıldı. 

Raporda ayrıca 24 davanın sona erdiği, 27 dosyada alternatif çözüm uygulandığı ve 25 dosyanın diğer kategorilerde yer aldığı belirtiliyor. 

Bu rakamlar, farklı suç türlerini kapsayan ve çocuk koruma kuruluşunun eşlik ettiği davalara ilişkin. Dolayısıyla bunlardan yalnızca çocuklara yönelik cinsel istismar davalarının sonuçları hakkında doğrudan bir çıkarım yapılamaz. 

Zimmerl’e göre özellikle mağdurun ifadesi ile şüphelinin beyanının karşı karşıya geldiği dosyalarda, ceza yargılamasının gerektirdiği ispat koşullarının karşılanması zorlaşabiliyor. 

Çocuğun gelişim düzeyi, bilişsel güçlükleri, psikolojik veya psikiyatrik sorunları ifade verme kapasitesini etkileyebiliyor. Aile üyelerinin ya da profesyonellerin yönlendirici etkisi de ifadelerin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken unsurlar arasında bulunuyor. 

Aile bağları da bazı davaları güçleştirebiliyor. Çocukların ebeveynlerinden biri hakkındaki soruşturmalarda ifade vermeyi reddetme haklarını kullanmaları, olayların aydınlatılmasını zorlaştırabiliyor. 

Uzmanlar yargı süreçlerinin hızlandırılmasını istiyor 

Uzmanların üzerinde uzlaştığı konulardan biri, çocuk istismarı davalarının daha kısa sürede sonuçlandırılması gerektiği. 

Bir çocuğun ilk ifadesi ne kadar erken alınırsa, olayın anlatımının sonradan yapılan görüşmelerden ve dış etkilerden etkilenme riski de o ölçüde azaltılabilir. 

Uzmanlara göre suç duyurusu ile adli değerlendirme ve bilirkişi incelemesi arasındaki gecikmeler ciddi sorun yaratıyor. Uzayan yargı süreçleri mağdurlar üzerinde ek bir yük oluştururken, ihtiyaç duyulan psikolojik ve sosyal desteğin planlanmasını da güçleştiriyor. 

Zimmerl, çocukların korunması ve adli süreçlerin daha sağlıklı yürütülmesi için eğitimlerin zorunlu hâle getirilmesini de öneriyor. Özellikle çocuklarla çalışan meslek gruplarının, cinsel istismarın ağırlığını anlamalarını sağlayacak eğitimlerin mesleki yetiştirme programlarına dâhil edilmesi gerektiğini belirtiyor. 

Uzmanlara göre çocukların güvenliğini sağlamak, olası istismar işaretlerini erken fark etmek ve adli süreçleri gecikmeden yürütmek hem mağdurların korunması hem de olayların hukuki açıdan aydınlatılması bakımından önem taşıyor.| ©DerVirgül  

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.