Avusturyalıların Gözünde Türkiye Kökenliler
| Adem Hüyük
Medya, siyaset ve veriler ne söylüyor?
Avusturya’daki Türkiye kökenli nüfus artık geçici bir göç hikâyesi değil. 1964’te başlayan işgücü göçü bugün üçüncü ve dördüncü kuşağa ulaşmış durumda. Yaklaşık 320 bin kişilik bir topluluktan söz ediliyor. Rakamlar netleşti, kalıcılık tartışması büyük ölçüde sona erdi. Ancak algı hâlâ tartışmalı.
Avusturya medyasında Türkiye kökenliler çoğunlukla entegrasyon, siyaset ve güvenlik başlıkları altında ele alınıyor. Der Standard ve Die Presse gibi gazetelerde eğitim performansı, işgücü piyasasına katılım ve sosyal uyum düzenli gündem maddeleri arasında yer alıyor. Özellikle Viyana gibi büyük şehirlerde “paralel toplum” tartışması belirli aralıklarla yeniden alevleniyor. Akademik çevreler bu kavramı sorunlu bulsa da kamuoyu dilinde karşılığı sürüyor.
ORF [Avusturya Kamu Yayın Kuruluşu] ise Türkiye’deki seçim dönemlerinde Avusturya’daki Türkiye kökenli seçmenlerin tercihlerini geniş biçimde haberleştiriyor. Türkiye siyaseti, Avusturya iç tartışmalarında sembolik bir başlığa dönüşmüş durumda. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verilen destek oranları entegrasyon ve aidiyet tartışmalarını tetikliyor. Bir kesim bunu “sadakat sorunu” olarak çerçevelerken, diğer kesim demokratik katılımın doğal bir sonucu olduğunu savunuyor.
Siyasetin dili medyanın tonunu da belirliyor. FPÖ [Avusturya Özgürlük Partisi] göç ve İslam konusunu güvenlik ve kimlik çerçevesinde ele alıyor. Seçim dönemlerinde bu söylem daha da sertleşiyor. ÖVP [Avusturya Halk Partisi] entegrasyon ve kurallar vurgusu yaparken, SPÖ [Avusturya Sosyal Demokrat Partisi] sosyal uyum ve eşit fırsat söylemini öne çıkarıyor. NEOS ise liberal göç politikaları ve bireysel özgürlükler üzerinden tartışmaya katılıyor. Bu farklı siyasi çerçeveler, kamuoyundaki algının da parçalı olmasına neden oluyor.
Veriler ise daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Türkiye kökenli nüfus Avusturya ortalamasına kıyasla daha genç. Mesleki eğitim ve çıraklık sisteminde yoğun bir temsile sahip. İşsizlik oranı genel ortalamanın üzerinde seyretse de ikinci ve üçüncü kuşakta üniversite mezunu oranı kısmen artış gösteriyor. Bu durum toplumsal hareketliliğin yükseldiğine işaret ediyor. Başarı hikâyeleri artık yalnızca “göçmen kökenli” etiketiyle değil, giderek Avusturya toplumunun doğal bir parçası olarak sunulmaya başlanıyor.
Buna karşılık ayrımcılık algısı da güçlü. Anketlerde Türkiye kökenli katılımcıların önemli bir bölümü günlük yaşamda dışlanma deneyimi yaşadığını belirtiyor. İsim, görünüş veya dini kimlik üzerinden karşılaşılan önyargılar gündemdeki yerini koruyor. Öte yandan Avusturya toplumunun geniş bir kesimi göçmenlerin “daha fazla uyum çabası göstermesi gerektiği” görüşünde. Bu karşılıklı beklenti ve eleştiriler algının neden sabit değil, dalgalı olduğunu açıklıyor.
Genç kuşakta ise kimlik daha esnek. Kendini hem Avusturyalı hem Türkiye kökenli olarak tanımlayanların oranı artıyor. Aidiyet artık “ya o ya bu” ekseninde değil, “hem o hem bu” biçiminde kuruluyor. Medyada da bu dönüşümün izleri görülmeye başlandı. Sorun merkezli haberlerin yanında kültürel katkı, girişimcilik ve siyasal temsil başlıkları daha fazla yer buluyor.
Sonuç olarak Avusturyalıların gözünde Türkiye kökenliler tek boyutlu bir kategori değil artık.
Algı; siyasal atmosferden, ekonomik koşullardan ve uluslararası gelişmelerden etkileniyor. Gerilim başlıkları hâlâ güçlü olsa da demografik gerçek net: Türkiye kökenli nüfus, Avusturya toplumunun geçici değil kalıcı bir parçası. Tartışma artık “buralılar mı?” sorusundan çok “nasıl birlikte yaşanacak?” sorusuna odaklanıyor.
Avusturyalılarda Geri Dönüş Beklentisi Var mı?
1960’lı ve 1970’li yıllarda Türkiye’den gelen işçiler “Gastarbeiter” [misafir işçi] olarak tanımlanıyordu. Bu kavram geçicilik varsayımına dayanıyordu. Hem Avusturya devleti hem de göçmenlerin önemli bir kısmı kalışın sınırlı olacağını düşünüyordu.
Bugün tablo farklı. Türkiye kökenli nüfusun büyük bölümü ya Avusturya doğumlu ya da onlarca yıldır ülkede yaşıyor; üçüncü ve dördüncü kuşak söz konusu. Bu nedenle ana akım siyaset ve medya artık Türkiye kökenlileri “yakında dönecek işçiler” olarak tanımlamıyor.
Ancak algı düzeyinde bazı kırılmalar sürüyor. Türkiye siyaseti gündeme geldiğinde “asıl bağlılık nerede?” sorusu yeniden ortaya çıkıyor.
Çifte vatandaşlık tartışmalarında “iki ülke arasında kalmışlık” söylemi güçleniyor. Özellikle FPÖ çevresinde zaman zaman “uyum sağlamayanların ülkeyi terk etmesi” gerektiğine dair çıkışlar oldu. Ancak bu söylem devlet politikası değil, siyasi polemik düzeyinde kaldı.
Ekonomik ve demografik gerçekler farklı bir tablo sunuyor. Avusturya yaşlanan bir toplum ve işgücü açığı büyüyor. Türkiye kökenli nüfus ortalamadan daha genç. Bu nedenle ekonomik perspektiften bakıldığında “geri dönecek geçici topluluk” yaklaşımı gerçekçi görünmüyor.
Toplumsal algı açısından mesele geri dönüşten çok aidiyetle ilgili. Bazı kamuoyu araştırmaları, Avusturyalıların bir bölümünün Türkiye kökenlileri hâlâ “tam anlamıyla Avusturyalı” olarak görmediğini ortaya koyuyor. Bu durum geri dönüş beklentisinden ziyade zihinsel bir mesafeye işaret ediyor.
Özetle: Devlet ve ana akım siyaset düzeyinde Türkiye kökenliler artık geçici göçmen olarak görülmüyor. Ancak toplumun bir kesiminde “tam yerleşiklik” konusunda tereddüt sürüyor. Tartışma “geri dönecekler mi?” sorusundan çok “ne kadar aitler?” sorusuna evrilmiş durumda.|© DerVirgül