İyi İnsan Olmak | Bir Mümkünlük mü, Yoksa Sürekli Bir Arayış mı?
| Adem Hüyük
“İyi insan olmak” deyince çoğumuzun aklına empati, dürüstlük, yardımseverlik gibi kavramlar gelir. Ama bu, gerçekten yeterli midir?
İyi insan olmak, toplumun değer yargılarına uymak mıdır?
Peki, toplumun değer yargıları Orta Çağ Engizisyonu ile şekillenmişse, bu kurallara uyarak gerçekten iyi insan olunmuş olur mu?
“İyi insan olmak”, yoksa evrensel etik ölçütlere göre hareket edebilmek midir?
Peki, evrensel etik ölçütlerini belirleyen kimdir?
İyi insanlar mı bu ölçütleri ortaya koymuştur?
Peki ya vicdan ile sonuç arasındaki çatışmalar?
Bir eylem niyetle mi, yoksa doğurduğu sonuçla mı “iyi” sayılır?
Bu makalede, “iyi insan olmak” kavramını toplumsal normlar, bireysel vicdan, evrensel etik ve felsefi yaklaşımlar çerçevesinde sorgulayacak; çelişkilerini, sınırlarını ve günümüz için taşıdığı anlamı irdeleyeceğiz. Diğer yandan, toplumsal normların gerçekliğinin ne kadar soyut olduğuyla yüzleşeceğiz.
Toplumsal ve Kültürel Perspektif
“İyi insan” tanımı çoğu zaman toplumun koyduğu kurallarla şekillenir. Kültürel normlar, dini ve ahlaki değerler, hatta tarihsel deneyimler, hangi davranışların övüleceğini ve hangilerinin kınanacağını belirler. Örneğin bir toplumda başkalarının malına zarar vermemek temel bir erdem sayılırken, başka bir toplumda grup dayanışması adına bireysel çıkarları feda etmek daha yüksek bir erdem olarak kabul edilebilir.
Toplumun çizdiği bu sınırlar, bireyin davranışlarını biçimlendirir; fakat aynı zamanda çatışmalara da yol açar. Kimi zaman bir davranış, bir grup için kabul edilebilir ve “iyi” sayılırken, başka bir grup için yanlış ve hatta ahlaksız görülebilir. Örneğin sosyal normlar, kadın ve erkek davranışlarını farklı şekillerde değerlendirirken, farklı kültürlerdeki adalet anlayışı birbirine tamamen ters düşebilir.
Toplumsal bakış açısına göre iyi insan olmak, yalnızca başkalarının gözüne hoş görünmek veya kurallara uymak değildir. Aynı zamanda çevresine ve sosyal sistemin değerlerine duyarlı olmayı, bazen de kendi kişisel çıkarlarını ikinci plana atmayı gerektirir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, toplumun her zaman mutlak doğruyu temsil etmediğidir. Tarih boyunca birçok kişi, toplumsal normlara karşı gelerek “iyi” olanı savunmuş ve cesurca doğruları dile getirmiştir.
İyi ve Kötü Diyalektiği
Felsefi açıdan, iyi ve kötü mutlak olarak ayrı kutuplar değildir; çoğu zaman birbirini tanımlayan ve dönüştüren kavramlardır. Hegel’in diyalektiğinde olduğu gibi, herhangi bir eylem veya değer tez ve antitez üzerinden şekillenir. İyi, kötüyle karşı karşıya geldiğinde tanımlanır ve anlam kazanır; kötü, iyiye meydan okuduğunda iyiliğin ölçütü belirginleşir.
Sokrates bu bakış açısını bireysel düzeye taşır: İnsanın kendi hatalarını ve zaaflarını görmesi, iyiyi anlaması için zorunludur. Sorgulama, sadece iyiye ulaşmak değil, aynı zamanda kötüyü fark edip onu aşmak için gereklidir. Platon açısından iyi, mutlak form olarak var olsa da, insanların dünyasında kötülükle karşılaşması iyinin değerini deneyimlemek için bir araçtır. İnsan, kötülükle yüzleşmeden iyiyi tam olarak kavrayamaz.
Marx ve Engels bağlamında ise iyi ve kötü toplumsal koşullarla ilişkilidir. Adalet ve eşitsizlik gibi kavramlar, bireyin ve toplumun içinde bulunduğu koşullara göre değişir. Bir eylem bir toplumda “iyi” sayılırken, başka bir toplumda “kötü” olarak görülebilir. Diyalektik yaklaşım, iyi insan olmayı statik bir kimlik değil, sürekli bir süreç ve mücadele olarak görmemizi sağlar. İyilik, yalnızca olumlu eylemler değil; aynı zamanda kötülüğü tanımak, ondan öğrenmek ve onu aşmakla ilgilidir. Bu perspektif, iyi insan kavramını hem bireysel hem toplumsal, hem etik hem felsefi bir yolculuk hâline getirir.
Felsefi Perspektif ve Evrensel Etik
Platon’un mutlak iyisi, Sokrates’in sorgulaması, Hegel’in birey-toplum dengesi ve Engels’in toplumsal adalet vurgusu, iyi insan kavramının çok katmanlı ve çok boyutlu olduğunu gösterir. Aristoteles’e göre erdem, aşırılıklar arasında orta yolu bulmak ve karakteri biçimlendirmekle ilgilidir. Kant’ın deontolojisine göre ise bir eylem, evrensel yasaya uygun olduğu sürece iyidir; sonuçları ikinci plandadır. Bentham ve Mill’in faydacı yaklaşımı, iyi ve kötü eylemleri sonuçlarına göre değerlendirir. Modern etik ise niyet, sonuç ve erdemi birlikte değerlendirmeyi önerir.
Bu perspektiflerin hepsi, iyi insan olmanın bilinçli, sorumlu ve erdemli bir seçim süreci olduğunu ortaya koyar. İyi insan, sadece toplumsal kurallara uyan değil; vicdanını dinleyen, sonuçları sorgulayan, toplumsal ve bireysel sorumlulukları dengeleyen kişidir.
Mistisizm ve İçsel Farkındalık: Mevlana ve Şems Perspektifi
Felsefi ve toplumsal tartışmaların ötesinde, mistik düşünürler de iyi insan olmanın içsel bir süreç olduğunu vurgulamışlardır.
Mevlana Celaleddin Rumi’ye göre, iyi insan olmanın ölçütü yalnızca eylemler değil, kalbin temizliği ve nefsin terbiyesidir. Ona göre kişi, başkasının kusurlarını görmek yerine kendi iç dünyasını tanımalı, gizli iyiliklerin değerini bilmelidir:
“Ne kadar çok başkasının kusurunu görürsen, kendi kusurunu o kadar unutursun. İyi insan, önce kendini bilendir.”
Şems-i Tebrizi ise iyi insanı, kalpteki hakikati yaşamak ve samimiyetle eylemde bulunmak olarak tanımlar:
“Gerçek erdem, başkasına göstermek için değil, kendi içindeki hakikati yaşamak için yapılan eylemlerdedir.”
Bu bakış açısı, klasik felsefi tartışmalara mistik bir boyut ekler: İyi insan olmak, sadece toplumsal normlara veya evrensel etik ölçütlere uymak değil; içsel farkındalık, niyetin saflığı ve kalbin temizliğiyle sürekli bir yolculuktur. Böylece iyilik, hem dışsal eylemlerde hem de bireyin iç dünyasında şekillenir; modern dünyadaki karmaşık etik çelişkilerle baş edebilmek için bu içsel denge kritik bir öneme sahiptir.
Modern Dünyada İyi ve Kötü Diyalektiği
Günümüz dünyasında iyi ve kötü arasındaki diyalektik ilişki hiç olmadığı kadar karmaşık hâle gelmiştir. Dijital çağ, küreselleşme ve toplumsal değişim, bireyin iyi olma çabasını hem kolaylaştırır hem de zorlaştırır. Sosyal medya, bilgi akışı ve anonim etkileşimler, iyi ve kötü eylemleri anlık olarak görünür kılar; fakat niyetin ve sonuçların anlaşılmasını da güçleştirir.
Modern birey, Sokrates’in öğrettiği gibi kendi vicdanıyla toplumun değerleri arasında sıkışır. İyi insan olmanın ölçütü artık sadece toplumsal normlara uymak değil, karmaşık ve bazen çelişkili bilgileri analiz ederek bilinçli seçimler yapmaktır. Engels’in ve modern etik düşünürlerin vurguladığı gibi, iyi ve kötü yalnızca bireysel değil, toplumsal ve küresel bağlamda da değerlendirilmelidir. İklim krizi, ekonomik eşitsizlik ve küresel sağlık sorunları, iyi insan olmayı sadece bireysel eylemlerle değil, sistemleri dönüştürmekle de ilişkilendirir.
Diyalektik yaklaşım, modern dünyada iyi insan olmayı sürekli bir farkındalık ve uyum süreci olarak görmemizi sağlar. İnsan, hem kendi hatalarını hem de toplumsal çatışmaları görerek, iyi olma yolunda bilinçli seçimler yapmak zorundadır. Bu süreç, yalnızca bireysel bir mücadele değil; aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir sorumluluktur.
İyi insan olmak mutlak bir ölçütle belirlenmez; felsefi, toplumsal ve bireysel perspektiflerin kesişiminde şekillenir. Tarih boyunca Platon’dan Sokrates’e, Hegel’den Engels’e kadar filozoflar, iyi insan olmayı hem bireysel bir erdem hem de toplumsal bir sorumluluk olarak ele almışlardır. Modern dünyada bu, daha da karmaşık hâle gelmiş, dijital çağ ve küresel sorunlarla bütünleşmiştir.
Sonuç olarak, iyi insan olmak sürekli bir arayış ve çaba sürecidir. İyi insan, yalnızca doğru eylemleri yapmakla yetinmez; kendi niyetini, toplumunu ve eylemlerinin sonuçlarını sorgular; kötülüğü tanır, ondan öğrenir ve iyiyi her gün yeniden inşa eder. Bu nedenle iyi insan olmanın kendisi, bir varoluş yolculuğu ve etik bir mücadeledir.|© DerVirgül