Macaristan seçimleri | FPÖ ve Avrupa sağının “rol modeli” seçim sınavında

Macaristan seçimleri | FPÖ ve Avrupa sağının “rol modeli” seçim sınavında

| Adem Hüyük

“Bu seçim sadece bir ülkenin kaderini değil, Avrupa sağının geleceğini belirleyecek”

Macaristan’da yapılacak seçimler yalnızca bir iktidar mücadelesi değil; aynı zamanda Avrupa sağının ideolojik yönü açısından da kritik bir test niteliği taşıyor. Yaklaşık 16 yıldır ülkeyi yöneten Başbakan Viktor Orbán, artık sadece ulusal bir lider değil, Avrupa’daki sağ popülist hareketlerin en önemli referans noktalarından biri.

“Rol model” lider: Orbán etkisi

2000’li yıllardan itibaren Orbán, klasik muhafazakâr çizgiden uzaklaşarak “illiberal demokrasi” olarak tanımlanan bir model inşa etti. Bu model; güçlü liderlik, medya üzerindeki kontrol, sivil toplum kuruluşlarına mesafe ve Avrupa Birliği’ne karşı eleştirel tutum gibi unsurlarla şekilleniyor.

[İlliberal demokrasi, seçimlerin düzenli yapıldığı ancak sivil özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün ve denge-denetleme mekanizmalarının kısıtlı olduğu bir yönetim modelidir. Temel hakların ve azınlık haklarının güvence altında olmadığı, yürütme erkinin parlamentoyu ve medyayı baskıladığı, “liberal olmayan” melez bir rejim türü olarak tanımlanır.]

Bu yaklaşım, yalnızca Macaristan’la sınırlı kalmadı. Marine Le Pen, Geert Wilders, Matteo Salvini ve Donald Trump gibi isimlerin temsil ettiği geniş bir siyasi hatta ilham kaynağı oldu.

Cumhuriyet gazetesinden Ergin Yıldızoğlu, Macaristan Başbakanı’nın otokratlar için nasıl rol modele döndüğünü şöyle açıklamış: “16 yıl önce bir kapitalist demokrasinin içeriden nasıl yıkılabileceğini bir kez de Orbán gösterdi. Anayasa mahkemesini, yüksek yargı kurulunu kendi adamlarıyla doldurarak yargı bağımsızlığını ortadan kaldırdı, medyanın yüzde 80’ini partisine bağladı. Demokrasi lafını terk etmek istemediği için ‘süreç olarak faşizmin’ adı da ‘illiberal demokrasi’ oldu. Şimdi, Orbán ilk kez seçimi kaybetme olasılığı ile yüz yüze. Macaristan seçimleri öteki ‘güçlü adamlar’ açısından bir ‘madendeki kanarya’ gibi: Genel seçimler incir yaprağında ısrar ederek iktidarda kalmaya devam edilebilir mi?”

FPÖ ile yakın temas ve Avrupa ağı

Orbán’ın en yakın siyasi ortaklarından biri ise Avusturya Özgürlük Partisi [FPÖ]. Parti içindeki en önemli bağlantı figürlerinden biri olan Harald Vilimsky, Avrupa Parlamentosu’ndaki Patriots for Europe yapılanmasında da kilit rol oynuyor.

Bu yapı, son Avrupa seçimlerinden sonra 86 sandalyeyle parlamentonun üçüncü büyük grubu haline gelirken, aynı zamanda ulus ötesi bir siyasi koordinasyon ağına dönüşmüş durumda. FPÖ’lü siyasetçilerin Orbán’ın seçim kampanyasına doğrudan destek vermesi, bu ideolojik ve siyasi yakınlığın pratikteki yansıması olarak okunuyor.

Vilimsky’nin seçim gecesini Budapeşte’de geçirecek olması ve Orbán’ın kazanacağına dair güçlü inancı, bu ilişkinin sembolik önemini de ortaya koyuyor.

Macaristan Başbakanı Orbán, Viyana’da FPÖ Lideri Kickl ile “Viyana Deklarasyonu” imzaladı

2024 Ekim ayında Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, o dönem yeni seçilen Ulusal Konsey Başkanı FPÖ’lü Walter Rosenkranz’ın daveti üzerine Avusturya’nın Başkenti Viyana’ya geldi. Avusturya tarihinde ilk kez, bir Özgürlük Partisi [FPÖ] resmi olarak Cumhuriyet’teki ikinci en yüksek makama sahip oldu. Muhtemelen AB’nin en tartışmalı hükümet başkanı olan Viktor Orbán’ı seçmesi ve davet etmesi diğer partiler tarafından kınandı.

Aynı gün Özgürlük Partisi [FPÖ] Lideri Herbert Kickl ile Macaristan Başbakanı Viktor Orbán “Viyana Deklarasyonu” imzaladılar.

Sağ blokta uluslararası koordinasyon

Orbán yalnızca Avrupa içi değil, küresel ölçekte de sağ popülist ağların merkezinde yer alıyor. Budapeşte’de düzenlenen Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı “Conservative Political Action Conference” gibi etkinlikler, bu ağın kurumsallaşma çabalarının önemli bir göstergesi.

Bu toplantılara Javier Milei, Mateusz Morawiecki ve Alice Weidel gibi isimlerin katılması, sağ popülist siyasetin artık ulusal sınırları aşan bir işbirliği zeminine oturduğunu gösteriyor.

ÖVP ile kopuş: Avrupa sağındaki kırılma

Dikkat çekici bir diğer nokta ise Orbán’ın geçmişte Avusturya Halk Partisi [ÖVP] ve Avrupa Halk Partisi ile olan yakın ilişkisi. 1990’larda daha “Avrupa yanlısı” bir çizgide olan Orbán, zaman içinde bu pozisyondan uzaklaştı.

2021’de Fidesz’in EPP’den ayrılması, Avrupa sağında önemli bir kırılma yarattı. Bugün gelinen noktada Orbán, merkez sağın değil; daha çok sistem karşıtı ve milliyetçi blokun lider figürlerinden biri olarak konumlanıyor.

Seçimin anlamı: Bir liderden fazlası

Pazar günü yapılacak seçimler, bu nedenle sadece Orbán’ın siyasi geleceğini değil, onun temsil ettiği modelin sürdürülebilirliğini de test edecek.

Eğer Fidesz bir kez daha güçlü şekilde kazanırsa, bu durum Avrupa’da sağ popülist hareketlerin meşruiyetini pekiştirebilir. Ancak muhalefetin – özellikle Péter Magyar liderliğindeki alternatifin – başarı elde etmesi halinde, bu dalgada bir kırılma yaşanabilir.

Sonuç: Avrupa’nın yönü Budapeşte’den geçiyor

Macaristan seçimleri, Avrupa siyasetinde iki farklı yön arasında bir tercih anlamına geliyor: daha merkezi, kurallara dayalı bir entegrasyon mu; yoksa ulusal egemenliği önceleyen, çatışmacı bir siyaset mi?

Orbán’ın kaderi, bu sorunun cevabını da büyük ölçüde belirleyecek.| ©DerVirgül

A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.