FPÖ sessizlik eleştirilerine yanıt verdi | Venezuela ve Grönland vurgusu
Avusturya Özgürlük Partisi [FPÖ], kendilerine yöneltilen “sessizlik” eleştirilerinin ardından ABD’nin Venezuela ve Grönland’a yönelik politikalarına ilişkin tutumlarını netleştirdi.
FPÖ’nün dış politika sözcüsü Susanne Fürst, çarşamba günü yayımlanan bir açıklamada Venezuela’daki gelişmeleri “soğukkanlı ve reelpolitik bir bakışla” değerlendirdiklerini bildirdi. Grönland konusunda ise [Avusturya Haber Ajansı] APA’nın sorusu üzerine, oradaki halkın çıkarlarının “en belirleyici mesele” olduğunu vurguladı ve askeri müdahaleye karşı olduklarını ifade etti.
Fürst, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılması iddialarına atıfla, “Amerika Birleşik Devletleri merkezi bir güvenlik politikası aktörüdür ve her büyük güç gibi ulusal çıkarları doğrultusunda hareket eder” dedi. Venezuela’nın uzun yıllardır demokratik bir hukuk devleti olmadığını, özgür ve adil seçimlerin yapılmadığını, eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde de Maduro için ödül konulduğunu hatırlattı. Ayrıca ABD müdahalesinin ardından şimdiye kadar geniş çaplı bir askeri çatışma yaşanmadığını ve demokratik bir geçişin Venezuela halkının çıkarına olduğunu belirtti.
FPÖ, Avusturya’nın dış politikada “itidal” göstermesini istiyor
Fürst, genel olarak dış politikada “itidal” çağrısında bulundu. “Dış politika, parti içi ya da iç siyaset amaçlı bir vitrin değildir. Avusturya, pek çok kendi sorunu olan küçük ve tarafsız bir ülkedir. Dış politikada esas olan, kendi nüfusunu korumaktır ve bu da öncelikle bize ait olmayan çatışma ve savaşlardan uzak durmak anlamına gelir. Bu, Venezuela için de Ukrayna için de geçerlidir” dedi. FPÖ Meclis Grup Başkanı Herbert Kickl’in yardımcısı olan Fürst, Avusturya’nın arabulucu rolü üstlenebileceğini de dile getirdi.
Grönland konusunda ise ABD ile Danimarka’nın “uzun bir ortak geçmişi” bulunduğunu belirten Fürst, “Grönland’ın geleceği söz konusu olduğunda en temel soru, Grönland halkının kendi çıkarlarını gelecekte nasıl ve hangi yapı içinde en iyi şekilde temsil edebileceğini düşünmesidir. Bizim açımızdan önemli olan, askeri bir müdahale ya da şiddetin yaşanmamasıdır” dedi.
“Kim başbakan olmak istiyorsa, Avusturya’yı dışarıda da temsil edebilmelidir”
Avusturya Halk Partisi [ÖVP] ve Yeni Avusturya ve Liberal Forum [NEOS], daha önce FPÖ’nün bu dış politika konularında net bir tutum almamasını eleştirmiş, bunun ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik bir ihtiyat ya da sempati anlamına gelebileceğini öne sürmüştü. ÖVP Genel Sekreteri Nico Marchetti bir açıklamasında, “Kickl’in sessizliği bir tesadüf değil, bir yöntemdir: İşler karmaşıklaştığında ‘sessize al’ tuşuna basıyor” ifadelerini kullandı. “Kim başbakan olmak istiyorsa, Avusturya’yı dışarıda da temsil edebilmelidir. Avrupa’yı yıkmak isteyen sorunlu uluslararası ittifaklara duyulan hassasiyet nedeniyle konuşamayan biri, Avusturya için de vatanseverce hareket edemez.”
NEOS Avrupa Parlamentosu milletvekili Helmut Brandstätter ise daha önce yayımladığı bir açıklamada Kickl’i, Trump’ın Grönland’a yönelik olası bir işgal sinyali vermesine rağmen “gösterişli biçimde” onun yanında durmakla suçlamıştı. “Böylesi tehditler karşısında alkış tutan biri vatansever değil, sorumsuzdur. Ülkesini gerçekten seven, otokratların önünde eğilmez; Avrupa’nın gücü için çalışır” diyen Brandstätter, Kickl’e ABD’ye göç etmeyi bile önerdi. “Gerçek vatanseverler Avrupa’nın düşmanlarıyla ittifak kurmaz, Avrupa’daki yurdumuzu korur.”
APA’nın sorusu üzerine bir NEOS sözcüsü, Brandstätter’in bu sözleriyle Kickl’in Trump’tan esinlenen benzer bir temadaki “remigrasyon” paylaşımını ve “Venezuela/Grönland konusundaki gürültülü sessizliğini” kastettiğini açıkladı.
Brandstätter’e yanıt ise FPÖ’lü Harald Vilimsky’den geldi. Avrupa Parlamentosu’ndaki FPÖ delegasyonunun başkanı olan Vilimsky, NEOS’lu milletvekilinin eleştirilerine içerik açısından girmeden, liberal hükümet partisinin Mercosur ticaret anlaşmasına verdiği desteği hedef aldı ve bunu “tarımımız için ölüm darbesi” olarak niteledi. Ayrıca “Brüksel’in savaş kışkırtıcılığını” eleştirdi. Vilimsky, “FPÖ barış, tarafsızlık ve diplomasi için tutarlı biçimde mücadele ederken, Brandstätter ve NEOS Brüksel’deki savaş yanlısı cephenin parçasıdır. Gerginliğin düşürülmesi ve tarafsız bir arabuluculuk rolü yerine, Avrupa’yı küresel çatışmaların daha da içine çeken tehlikeli bir tırmandırma politikasının sözcülüğünü yapıyorlar” dedi.| ©DerVirgül