Hükümetin Avusturya sanayisi için yol haritası
Hükümet, uzun süredir duyurulan sanayi stratejisini önümüzdeki hafta açıklayacak. Peki bu belge gerçekten ne getirecek? Avusturya sanayisi daha iyi dönemler yaşamıştı. 2023 ve 2024 yıllarındaki çifte resesyonun belirleyici nedeni, imalat sanayisindeki sert gerilemelerdi. Bunun arkasında, hızla artan enerji ve ücret maliyetlerinden oluşan bir “kokteyl” vardı; bu durum kâr marjlarını eritti ve fiyat rekabetçiliğini ciddi biçimde zayıflattı. Geçen yıl tablo bir miktar toparlandı. Wifo, son konjonktür tahmininde yerli sanayinin “2025 sonu itibarıyla dip noktayı geçmiş olabileceğini” yazdı. Buna rağmen, Avusturya Merkez Bankası’nın kısa süre önce yayımladığı bir analiz, zorlukların hâlâ büyük olduğunu gösteriyor.
Buna göre yerli üreticiler, küresel pazarlarda karmaşık ürünlerde bile giderek daha sık, Çin gibi çok daha elverişli üretim koşullarına sahip ülkelerden gelen rakiplerle karşı karşıya kalıyor. Avusturya’nın mal ihracatının yüzde 54’ü yüksek teknolojik karmaşıklığa sahip ürünlerden oluşuyor. Bu oran yaklaşık 20 yıl önceki seviyeye yakın. Buna karşılık Çinli ihracatçılarda karmaşık ürünlerin payı aynı dönemde yüzde 12’den yüzde 39’a yükseldi. Bu gelişme, örneğin otomotiv sektöründe açıkça görülüyor; Çinli elektrikli otomobiller artık Avrupa üretimleriyle en azından eşdeğer kabul ediliyor.
Dokuz kilit sanayi
Bu gelişme, Çin’in “Made in China 2025” stratejisinin doğrudan bir sonucu. Pekin yönetimi bu strateji kapsamında, Çin’in dünya lideri olmayı hedeflediği on somut sektör tanımladı. Bu alanlardaki şirketler, düşük faizli krediler, devlet destekli araştırma fonları ya da projelerde siyasi destek gibi ayrıcalıklar elde ediyor. Benzer sanayi stratejileri birçok ülkede mevcut. Avusturya’da ise şimdiye kadar yoktu. Bu durum değişmek üzere. Önümüzdeki hafta ortasında yapılacak hükümet toplantısında Avusturya sanayi stratejisinin nihai olarak kabul edilmesi bekleniyor.
Ayrıntılar ancak sonrasında açıklanacak, ancak genel yönelim biliniyor. Buna göre Avusturya’da da dokuz somut kilit sanayi tanımlanacak. Elektronik teknolojiler alanında yapay zekâ, yarı iletkenler ve çipler ile robotik bu gruba giriyor. Bunlar hâlihazırda küresel teknoloji sektörünün merkezinde yer alıyor.
Buna ek olarak mobilite [otomotiv ve demiryolu], uzay ve havacılık, yaşam bilimleri ve biyoteknoloji, ileri malzemeler ile enerji ve çevre teknolojileri de Avusturya’nın kilit sanayileri olarak belirlenecek. Özellikle son alanda Avusturya’nın şimdiden güçlü bir uluslararası konumu bulunuyor. Bu durum – en azından temel araştırma düzeyinde – dokuzuncu kilit sanayi olan kuantum teknolojisi ve fotonik için de geçerli. Bu alanda Nobel Fizik Ödülü sahibi Anton Zeilinger önemli bir vitrin figürü olarak öne çıkıyor.
Başlangıç koşullarını değerlendirmek için Eco Austria Enstitüsü’ne bir güçlü–zayıf yönler analizi yaptırıldı. Analiz, bilinen ve önemli sorunlara işaret ediyor: Avusturya düşük verimlilik, yetersiz yatırım düzeyi, nitelikli iş gücü açığı, uzun süren izin süreçleri ve genel olarak aşırı bürokrasi ile karşı karşıya. Bu durum, araştırma ve geliştirme, iş gücünün niteliği ya da güçlü altyapı gibi pek çok avantajı da dengeliyor. Sonuç olarak Avusturya’nın iş ortamı, okul notu sistemine göre 3 ile değerlendiriliyor.
Somut adımlar?
Peki dokuz kilit sanayinin tanımlanması bu tabloyu nasıl değiştirecek? Bu noktada, stratejideki önlemlerin ne kadar somut biçimde hayata geçirileceği belirleyici olacak. Sorumlu Ekonomi Bakanı Wolfgang Hattmannsdorfer’e [ÖVP] göre, izin ve onay süreçlerinin hızlandırılması [ÇED alanı dâhil], araştırma desteklerinin daha net biçimde odaklanması ve ülke tanıtımının bu alanlara yönelmesi planlanıyor.
Örneğin gelecekte Christian Doppler Laboratuvarları kapsamında devlet destekli araştırma, yalnızca kilit sanayilerden birini kapsaması halinde mümkün olacak. Yatırım ajansı ABA da uluslararası şirketleri Avusturya’ya çekme faaliyetlerinde ağırlıklı olarak bu alanlara odaklanacak. Ancak bütçe durumunun sıkı olması nedeniyle, bazı ülkelerin uyguladığı türden ek vergi teşviklerinin büyük olasılıkla gündeme gelmeyeceği belirtiliyor.
Hattmannsdorfer’e göre özellikle üniversitelerdeki araştırmalar ile şirket içi uygulamalar arasındaki geçişin iyileştirilmesi büyük önem taşıyor. “Devlet destekli araştırmada AB’de üçüncü sıradayız, şirketlerdeki araştırmada ise ancak sekizinciyiz. Burada çok şey kayboluyor” diyen bakan, üniversite araştırmaları etrafında start-up’ların ve diğer ekonomik faaliyetlerin oluşmasını sağlayacak sistemlerin gelecekte koordineli biçimde kurulacağını söylüyor. Bu konuda ETH Zürih ve Münih Teknik Üniversitesi örnek alınıyor. Şimdiye kadar bu tür girişimler daha çok bireysel çabalarla hayata geçirilmişti. Bunun değişmesi hedefleniyor. Ancak bunun pratikte ne anlama geleceği henüz net değil.| ©DerVirgül