“Uzun ve tehlikeli bir hastalık” | Menopozun kamuya yansıyan hikâyesi

“Uzun ve tehlikeli bir hastalık” |  Menopozun kamuya yansıyan hikâyesi

Menopoz ve genel olarak “klimakteriyum” yani kadınların yaşamındaki üreme döneminin sona ermesi, bugün yeniden yoğun biçimde tartışılıyor. Romanlardan belgesellere, popüler kültürden akademik çalışmalara kadar geniş bir alanda görünürlük kazanan bu konu, aslında sanılandan çok daha uzun bir kamusal geçmişe sahip.

Özellikle son yıllarda Miranda July’nin “Auf allen Vieren” adlı romanı ve Danimarkalı yönetmen Louise Unmack Kjeldsen’in “Mein neues altes Ich” belgeseli gibi yapımlar, menopoz deneyimini merkezine alarak geniş bir izleyici kitlesine ulaştı. Kjeldsen’in farklı ülkelerden tanıklıkları ve uzman görüşlerini bir araya getirdiği çalışması, bazı yayın kuruluşları tarafından “fazla niş” bulunmasına rağmen dikkat çekmeyi başardı.

18. yüzyılda kırılan tabu

Die Presse gazetesinden Anne-Catherine Simon’un kaleme aldığı makaleye göre, Menopozun kamusal tartışmaya girişi genellikle modern dönemle ilişkilendirilse de tarihsel arka plan çok daha eskiye dayanıyor. 18. yüzyılda özellikle Paris, tıp alanında Avrupa’nın merkezi konumundaydı. Hôtel-Dieu ve Maternité gibi büyük hastanelerde jinekoloji ilk kez sistematik biçimde öğretilmeye başlandı.

Bu dönemde Fransız hekimler, adet döngüsünün sona ermesini ve bunun fiziksel ile psikolojik etkilerini inceleyerek konuyu tıp literatürüne taşıdı. Böylece menopoz, en azından akademik çevrelerde “utanılacak bir alan” olmaktan çıkarıldı. Ancak bu açılım, kadınların kendi deneyimlerini yazılı olarak ifade etmeye başlamasından yaklaşık bir asır önce gerçekleşti.

“Kritik yaş” ve korku söylemi

18. ve 19. yüzyıl metinlerinde menopoz genellikle “tehlikeli yaş” ya da “kritik dönem” olarak tanımlanıyordu. Fransız hekim L.J.S. Jallon, 1805 tarihli tezinde bu dönemi “öncesi, süreci ve sonrası risklerle dolu bir evre” olarak tarif etmişti.

Bu yaklaşım, aslında antik dönemden gelen “klimakteriyum” kavramının tıbbi bir yorumuydu. Ancak 19. yüzyılda odak giderek kadının kendisine yöneldi ve menopoz, toplum için değil, kadın bedeni için “riskli bir biyolojik süreç” olarak çerçevelendi.

Fransız düşünür Denis Diderot da bu dönemi “uzun ve tehlikeli bir hastalık” olarak tanımlayarak dönemin algısını özetliyordu.

“Bedende biriken kan” ve yanlış tıbbi açıklamalar

Erken modern tıpta menopoz, bugün bilimsel geçerliliği olmayan birçok teoriyle açıklanıyordu. En yaygın inanışlardan biri, vücutta biriken kanın ruh hâlini bozduğu ve hatta “çevreye zarar verdiği” yönündeydi.

18. yüzyılda bazı metinlerde menopozun kadının gözlerinden yayılan olumsuz etkilerle çevresine zarar verebileceği gibi iddialar bile yer alıyordu. Bu tür yaklaşımlar, dönemin bilgi eksikliği kadar kadın bedeni üzerindeki önyargıları da yansıtıyordu.

Modern tıbbın doğuşu ve Paris etkisi

18. yüzyılın sonlarında Paris’teki tıp kurumları, menopozu daha sistematik biçimde incelemeye başladı. Bu süreçte kadın hastalıkları uzmanlığı gelişti ve menopoz, ilk kez tıbbi bir kategori olarak tanımlandı.

Charles Pierre Louis de Gardanne, 1816 yılında “ménespausie” terimini önerdi. Daha sonra bu kelime “menopause” haline geldi ve kısa sürede Avrupa tıp literatürüne yayıldı. Böylece menopoz, evrensel bir tıbbi kavram olarak yerleşti.

Erkeklerde “klimakteriyum” tartışması

19. yüzyılda “erkek menopozu” fikri de tartışılmaya başlandı. İngiliz hekimler, erkeklerde orta yaş sonrası görülen hormon düşüşünü benzer bir süreç olarak yorumladı. Sigmund Freud da bu kavramın erkeklerde kaygı bozukluklarını açıklayabileceğini öne sürmüştü.

Günümüzde “andropoz” olarak adlandırılan bu süreç, kadın menopozuna kıyasla daha yavaş ilerlediği için tıbbi ve toplumsal görünürlüğü daha sınırlı kaldı.

Hastalıktan yaşam evresine dönüşüm

Tarihsel olarak menopoz uzun süre “eksiklik” ve “bozulma” üzerinden tanımlandı. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle kadın hareketlerinin etkisiyle bu algı değişmeye başladı. Menopoz, yalnızca biyolojik bir kapanış değil, yeni bir yaşam evresi olarak yeniden yorumlandı.

17. yüzyıl Fransa’sından aktarılan “iş kapandı” gibi ifadeler ise, bu dönemin hem gerçekçi hem de yer yer mizahi biçimde algılandığını gösteriyor.

Bugünün tartışması

Bugün menopoz, hem tıp hem de kültür dünyasında yeniden görünürlük kazanmış durumda. Ancak bu görünürlük, tarihsel olarak yeni değil; aksine uzun bir tıbbi, toplumsal ve kültürel tartışma geleneğinin güncel bir devamı niteliğinde.| ©DerVirgül

Yayınlama: 13.04.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.