Avusturya medyası | İran savaşı neden yeni bir bölgesel ittifakın oluşmasına yol açtı?

Avusturya medyası | İran savaşı neden yeni bir bölgesel ittifakın oluşmasına yol açtı?

Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır arasında kurulan yeni dörtlü format, bölgede güvenliğin garantörü olarak konumlanmak istiyor. İran savaşı tüm ülkeler üzerinde derin etkiler bırakırken, devletler arasındaki görüş ayrılıkları ise sürüyor.

Die Presse Gazetesinden Duygu Özkan’ın kaleme aldığı makalede, ABD, İsrail / İran savaşının bölge üzerinden geliştirilen stratejileri sorguluyor.

Donald Trump’ın saldırı planının ne kadar detaylı hazırlandığı bilinmiyor. Ancak bir şey net: Saldırı şimdilik gerçekleşmeyecek. ABD Başkanı, kendi açıklamasına göre salı günü planlanan İran’a yönelik askeri saldırıları iptal etti. Bunun nedeninin özellikle Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerinin talebi olduğu belirtildi. Böylece barış görüşmelerinin devam etmesi öngörülüyor. Trump ise “ciddi müzakerelerden” söz etti.

Peki tehlike tamamen geçti mi?

Trump döneminde ABD, son aylarda Körfez bölgesi için güvenilir bir güvenlik ortağı görüntüsü vermedi. İşte bu durum, bölgede sessiz ama kararlı şekilde yeni bir ittifakın oluşmasının başlıca nedenlerinden biri oldu.

İran savaşı, ekonomik kaos ve Tahran’ın Körfez ülkelerine yönelik doğrudan saldırıları, bölgedeki güvenlik açıklarını net biçimde ortaya çıkardı.

Mart ayının ortasında Riyad’da Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır arasında ilk görüşme gerçekleştirildi. Amaç, İran’dan (ve gerektiğinde İsrail’den) gelebilecek tehditlere ABD olmadan ortak tepki verebilecek bölgesel bir birlik oluşturmaktı. Dörtlü grup o tarihten bu yana birkaç kez daha bir araya geldi. Katar’ın da bu yapıya katılmak istediği belirtiliyor.

Müslüman Kardeşler anlaşmazlığı

Bu oluşum kendisini yalnızca bir askeri ittifak olarak tanımlamıyor. Aynı zamanda NATO’ya alternatif olmayı da hedeflemiyor. Daha çok, giderek istikrarsızlaşan bölgede belirli krizlere müdahale eden esnek bir iş birliği modeli olarak görülüyor.

Dört ülkenin de farklı stratejik avantajları bulunuyor.

Suudi Arabistan büyük mali güce sahip ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman aracılığıyla Trump üzerinde doğrudan etki kurabiliyor. Ayrıca Riyad, Körfez bölgesindeki lider konumunu son yıllarda daha da güçlendirdi.

Ekonomik sıkıntılar yaşayan Pakistan ise büyük ordusu ve nükleer kapasitesiyle öne çıkıyor.

Türkiye de NATO üyesi olması ve güçlü ordusuyla önemli askeri kapasite sunuyor. Ankara’nın yıllardır yerli savunma sanayisine yatırım yapması da dikkat çekiyor. Suudi Arabistan gibi ülkeler ise ABD’ye olan askeri bağımlılıklarını azaltmayı açıkça tartışıyor.

Mısır’ın en büyük stratejik avantajı ise Süveyş Kanalı üzerindeki kontrolü ve dolayısıyla küresel ticaret yollarındaki etkisi.

Bu dörtlü yapının önünü açan gelişmelerden biri de Kahire ile Ankara arasındaki diplomatik yakınlaşma oldu.

Geçtiğimiz on yılda iki ülke ilişkileri en düşük seviyeye gerilemişti. Kahire’de Abdülfettah es-Sisi yönetimindeki askeri hükümet Müslüman Kardeşler’e sert baskılar uygularken, Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye bu harekete barınma ve siyasi destek sağlıyordu.

Ancak son dönemde iki ülke arasındaki ilişkiler belirgin şekilde iyileşti.

Öte yandan Pakistan ile Suudi Arabistan geçen yıl bir güvenlik anlaşması imzaladı. Askeri iş birliği ise halihazırda sürüyor. Basında çıkan haberlere göre Pakistan bu hafta Suudi Arabistan’a olası saldırılara karşı destek amacıyla 8 bin asker konuşlandırdı.

Yeni jeopolitik düzende söz sahibi olma hedefi

Dört ülke de küresel jeopolitiğin yeniden şekillendiği süreçte kendilerini “orta güçler” olarak görüyor ve daha fazla söz hakkı talep ediyor. Güvenlik mimarisini kendi başlarına oluşturmak istiyorlar.

Riyad, Ankara, İslamabad ve Kahire son dönemde bölgesel krizlerde arabulucu rolleriyle dikkat çekiyor.

Ancak yeni oluşumun bölgedeki tehditleri farklı değerlendirdiği de açıkça görülüyor.

Suudi Arabistan için en büyük tehdit İran olarak görülürken, Riyad son dönemde İsrail ile ilişkilerini geliştirdi. Türkiye ise Tahran’la pragmatik ilişkilerini sürdürürken İsrail ile büyüyen gerilim konusunda uyarılarda bulunuyor.

Pakistan da İran ile dengeli bir ilişki modeli kurmuş durumda. Mısır’ın ise İsrail ile uzun süredir yürürlükte olan istikrarlı bir barış anlaşması bulunuyor.

Manevi liderlik tartışması

Yeni oluşum kapsamında ülkelerin istihbarat servislerinin de terörle mücadele ve deniz güvenliği alanlarında iş birliği yapması planlanıyor. Gazze, Sudan ve Libya’daki krizler de gündemde yer alıyor.

Uzmanlara göre bu tür sınırlı iş birlikleri kısa vadede işe yarayabilir. Ancak yapının orta vadede kalıcı olup olmayacağı ve genişleyip genişleyemeyeceği, ülkelerin aralarındaki görüş ayrılıklarını ne ölçüde aşabileceklerine bağlı olacak.

Bu ittifakın hem avantajı hem de dezavantajı ise ülkelerin ortak Müslüman kimliği üzerinden hareket etmeleri. Özellikle Türkiye gibi bazı ülkelerin zaman zaman manevi liderlik rolü üstlenme eğilimi göstermesi ise yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.| ©DerVirgül

Yayınlama: 20.05.2026
Düzenleme: 20.05.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.