Macaristan’da kamu yayıncılığının akıbeti | TRT ve ORF ne anlatıyor?

Macaristan’da kamu yayıncılığının akıbeti | TRT ve ORF ne anlatıyor?

| Adem Hüyük  

Macaristan’da iktidar değişti. Yeni hükümet, yıllardır iktidarın propaganda aracı olmakla eleştirilen kamu yayıncılığını yeniden yapılandıracağını açıkladı. Devlet televizyonu M1, reform sürecinde haber bültenlerini geçici olarak durdurdu ve 20 Ağustos’ta yeniden yayına başladı. 

Yeni dönemin ilk haber bülteninde muhalefete de yer verilmesi ve iktidarı eleştiren görüşlerin ekrana taşınması, Macaristan’da kamu yayıncılığının yeniden yapılandırılması açısından sembolik bir gelişme olarak değerlendirildi. 

Bu gelişme yalnızca Macaristan açısından değil, kamu yayıncılığı bulunan bütün ülkeler açısından önemli bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: 

Kamu yayıncısı kimin adına yayın yapar? 

Hükümetin mi, devletin mi, yoksa vatandaşın mı? 

ORF ile TRT aynı kefeye konulamaz 

Bu soruya Türkiye ve Avusturya üzerinden bakıldığında, öncelikle bir ayrım yapmak gerekiyor. 

ORF ile TRT aynı kefeye konulamaz. 

ORF de siyasi etkilerden tamamen bağımsız, kusursuz bir kurum değildir. Avusturya’da ORF’nin yönetim yapısı, siyasi partilerin etkisi ve genel müdürün belirlenmesi konusunda yıllardır tartışmalar yaşanıyor. Hatta ORF’nin yönetim organlarının oluşumundaki siyasi etki Anayasa Mahkemesi’nin de gündemine geldi. 

Ancak bütün bu tartışmalara rağmen ORF’de editoryal bağımsızlık hukuken korunmuş durumda. ORF kamu kaynaklarıyla finanse ediliyor ve yönetim kurulunda farklı siyasi kesimlerin temsil edildiği bir yapı bulunuyor. 

Burada önemli olan yalnızca yasada yazan maddeler değil. 

Bu hukuki ve kurumsal yapı, zaman içinde bağımsız bir gazetecilik kültürünün oluşmasına da zemin hazırlıyor. 

Armin Wolf örneği 

Bunun en bilinen örneklerinden biri ORF’nin deneyimli gazetecilerinden Armin Wolf. 

Wolf’un Zeit im Bild 2 programında başbakanla yaptığı bir röportajı yalnızca bir televizyon söyleşisi olarak görmek eksik olur. 

Çünkü kamu yayıncılığının demokratik sistemdeki rolü tam da burada ortaya çıkıyor. 

Wolf, canlı yayında başbakanın göç ve göçmenlerle ilgili bazı iddialarını resmi veriler üzerinden sorguladı ve izleyicinin karşısına hükümetin söylemini olduğu gibi taşımak yerine hükümetin karşısına gazetecilik sorumluluğunu koydu. 

Wolf, başbakanın göçmenlerle ilgili iddialarını canlı yayında resmi verilerle çürütmüş ve kamu yararına eleştirel sorular sormuştur. 

Bu tür bir gazetecilik yalnızca kişisel cesaretle açıklanamaz. 

Armin Wolf’un bunu yapabilmesi elbette gazetecinin kişisel mesleki tutumuyla ilgilidir. Ancak aynı zamanda arkasında editoryal bağımsızlığı koruyan kurumsal bir sistemin bulunmasıyla da ilgilidir. 

Çünkü gazetecilikte özgürlük yalnızca cesur gazetecilerle ortaya çıkmaz. 

Cesur gazetecinin işini yapabilmesini sağlayan kurumlar da gerekir. 

TRT’de soru farklı 

Türkiye’de TRT’nin hukuki statüsü de kamu yayıncılığı üzerine kuruludur. 

Ancak asıl mesele kurumun adında veya hukuki tanımında değil, uygulamadaki yayın anlayışındadır. 

Bir kamu yayıncısının bağımsızlığını ölçmenin en basit yolu şudur: 

İktidarın hoşuna gitmeyecek bir haberi ne kadar rahat yayınlayabiliyor? 

Bir bakanın açıklamasını sadece aktarıyor mu, yoksa o açıklamanın doğruluğunu araştırıyor mu? 

Muhalefetin açıklamalarına yalnızca yer veriyor mu, yoksa muhalefetin iktidara yönelttiği soruları da kamuoyunun gündemine taşıyor mu? 

Hükümetin politikalarını anlatmakla yetiniyor mu, yoksa bu politikaların sonuçlarını da sorguluyor mu? 

Kamu yayıncılığı ile hükümet yayıncılığı arasındaki çizgi tam burada ortaya çıkıyor. 

ORF’nin farkı nerede? 

ORF’yi idealize etmek de doğru olmaz. 

Avusturya’da ORF’nin siyasi etkilerden tamamen uzak olduğunu söylemek mümkün değil. Tam tersine, siyasi müdahale iddiaları ve yönetim yapısındaki parti etkisi Avusturya’da sürekli tartışılıyor. 

Ancak önemli fark şu: 

ORF’nin siyasi bağımsızlığı tartışıldığında, tartışmanın kendisi bile kamu yayıncılığının temel ilkelerinden biri olan bağımsızlık üzerinden yürütülüyor. 

Bir ORF gazetecisinin hükümete sert soru sorması olağanüstü bir olay olarak görülmüyor. 

Bir başbakanın ORF’de eleştirilmesi, kamu yayıncılığının görevini yerine getirmesi olarak kabul edilebiliyor. 

Ve daha önemlisi, gazeteci hükümetin açıklamasını sorguladığında bunun karşılığında “hükümete karşı olmakla” suçlanması, gazeteciliğin meşruiyetini ortadan kaldırmıyor. 

Macaristan örneği neden önemli? 

Macaristan’da yeni hükümetin kamu yayıncılığını yeniden düzenleme vaadi bu nedenle dikkat çekici. 

Çünkü kamu yayıncılığının iktidardan bağımsız olması yalnızca bir hükümet değişikliğiyle sağlanamaz. 

Yönetim yapısı değişebilir. 

Genel müdür değişebilir. 

Ekrandaki sunucular değişebilir. 

Ama editoryal kültür değişmiyorsa, kamu yayıncılığı da değişmiş sayılmaz. 

Macaristan’da M1’in yeni haber bülteninde muhalefete yer verilmesi bu nedenle sembolik bir önem taşıyor. Fakat aynı zamanda eski kadroların önemli bir bölümünün görevine devam ettiği yönündeki eleştiriler, gerçek dönüşümün yalnızca ekrandaki haberlerden ibaret olmadığını gösteriyor. 

Türkiye’de bir gün iktidar değişirse? 

Burada Türkiye açısından daha zor bir soru ortaya çıkıyor: 

Bir gün Türkiye’de iktidar değişirse TRT’de ne değişecek? 

Sadece genel müdür mü? 

Yönetim kurulu mu? 

Haber merkezindeki kadrolar mı? 

Yoksa gazetecilik anlayışı mı? 

Asıl mesele budur. 

Çünkü kamu yayıncılığı bir hükümetten diğerine devredilecek bir siyasi iletişim aracı olmamalıdır. 

Bugün iktidarın sesi olan bir kurumun yarın başka bir iktidarın sesi olması, kamu yayıncılığının bağımsızlaştığı anlamına gelmez. 

Sadece mikrofonun kimin elinde olduğunun değiştiği anlamına gelir. 

Kamu yayıncılığının gerçek sahibi kim? 

Kamu yayıncılığının finansmanı vatandaşlardan sağlanıyorsa, yayıncının asıl sorumluluğu da vatandaşa karşıdır. 

Bu nedenle kamu yayıncısı hükümetin basın bürosu değildir. 

Muhalefetin propaganda kanalı da değildir. 

Devletin resmi sözcüsü hiç değildir. 

Kamu yayıncısının görevi, vatandaşın doğru ve farklı görüşleri içeren bilgiye ulaşmasını sağlamaktır. 

Bazen hükümeti destekleyen bir haber yapmak bunun parçasıdır. 

Bazen muhalefeti eleştirmek de. 

Ama gerektiğinde hükümeti eleştirebilmek, kamu yayıncılığının en önemli sınavlarından biridir. 

Sonuç: Özgürlük sadece yasada yazmaz 

ORF örneği bize önemli bir şey gösteriyor. 

Editoryal bağımsızlık yalnızca bir yasa maddesi değildir. Yıllar içerisinde oluşan kurumsal kültür, gazetecilik geleneği, hukuki güvenceler ve siyasi iktidardan belirli ölçüde bağımsız hareket edebilme kapasitesi birlikte çalışır. 

Armin Wolf’un bir başbakanın karşısında oturup hükümetin açıklamalarını sorgulayabilmesi, yalnızca Wolf’un kişisel cesareti değildir. 

Arkasında gazetecinin “Bu soruyu sorabilirim” diyebildiği bir sistem vardır. 

Macaristan bugün böyle bir sistemi yeniden kurmaya çalıştığını söylüyor. 

Türkiye açısından ise soru daha temel: 

TRT ne zaman gerçekten bütün Türkiye’nin ortak yayıncısı olacak? 

Çünkü kamu yayıncılığının ölçüsü, iktidarın kanalda ne kadar göründüğü değildir. 

Asıl ölçü, iktidarın gerektiğinde o kanalda ne kadar rahat eleştirilebildiğidir.| ©DerVirgül  

A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.