Berlin ve Viyana polis bulmakta zorlanıyor

Berlin ve Viyana polis bulmakta zorlanıyor

Adem Hüyük  

Almanya’nın başkenti Berlin’de polis teşkilatı yeterli sayıda nitelikli aday bulmakta zorlanıyor. Başvuruların azlığından çok, adayların gerekli şartları karşılayamaması sorun oluşturuyor. Özellikle Almanca bilgisi önemli bir eleme kriteri. Avusturya’da ise polis alım sürecinde yazım ve dil bilgisi doğrudan sınavın bir parçası. 

Berlin’de her dört eğitim kontenjanından biri boş kaldı 

Berlin Polisi, artan personel ihtiyacına rağmen yeterli sayıda uygun aday bulmakta zorlanıyor. 2025 yılında polis eğitimi için 1.224 kontenjan açıldı, ancak yalnızca 936 kişi eğitime alınabildi. Böylece kontenjanların yaklaşık dörtte biri boş kaldı. 

Üstelik sorun başvuru sayısının yetersiz olması değil. 2025 yılında orta düzey polislik eğitimi için 6.355 kişi başvurdu, ancak bunların yalnızca 457’si Polis Akademisi’ne kabul edildi. Hedef ise 624 yeni polis adayıydı. 

Berlin Polis Başkanı Barbara Slowik Meisel, teşkilatın başka kurumlarla nitelikli adaylar için ciddi bir rekabet içinde olduğunu belirtiyor. Ancak personel ihtiyacına rağmen giriş şartlarının düşürülmesinin düşünülmediğini vurguluyor. 

En büyük engellerden biri Almanca 

Berlin’de adayların karşılaştığı en önemli sorunlardan biri yazılı Almanca. 

Son verilere göre 2024 ve 2025 yıllarında başvuran 10.874 adayın 4.271’i, yani yüzde 39,3’ü Almanca sınavında başarısız oldu. 

Özellikle dikte, dil bilgisi ve yazılı bilgisayar testlerinde adayların zorlandığı belirtiliyor. 

Polis açısından bunun nedeni açık: Bir polis memurunun yalnızca vatandaşla konuşması yeterli değil. Olayları doğru anlaması, hukuki dayanakları bilmesi, vatandaşa gerekli açıklamaları yapabilmesi ve yaşananları eksiksiz ve doğru biçimde yazılı olarak belgeleyebilmesi gerekiyor. 

Berlin Polis Akademisi bu nedenle Almanca konusundaki standardın düşürülmesine karşı çıkıyor. 

Dikkat çekici bir ayrıntı ise başarısızlığın belirli bir etnik gruba bağlanmaması. Berlin polisi, Almanca yetersizliğinin adayların milliyetinden bağımsız görüldüğünü belirtiyor. 

Viyana: Personel ihtiyacı için sınav sistemi değişti 

Avusturya’da ise durum Berlin’den bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken ayrı bir sistem. 

2018 yılında, polis açığını kapatmak amacıyla adayların seçildiği sınav sisteminde önemli bir kolaylaştırmaya gidildi. 

Dönemin Halk Partisi [ÖVP] ile Özgürlük Partisi [ÖFP] koalisyon hükümeti, ülkedeki polis açığını kapatmak amacıyla sınavdaki puan barajını düşürmeyi planladı. Maksimum 982 puan üzerinden değerlendirilen sistemde, daha önce en az 400 puan almak gerekirken bu sınır 200 puana indirildi.  

Dönemin İçişleri Bakanı ise bugün FPÖ Genel Başkanı olan Herbert Kickl idi. 

Bu değişiklikle daha fazla adayın sınavı geçmesinin ve polis teşkilatındaki personel açığının kapatılmasının hedeflendiği belirtiliyordu. 

Mesele sadece polis sayısı değil 

Polislik, yalnızca fiziksel yeterlilik veya silah kullanma becerisinden oluşan bir meslek değil. 

Polis eğitiminde amaç; mesleki bilgi ve davranışların yanında özgür düşünebilen, muhakeme yapabilen, hızlı ve sağlıklı karar verebilen ve değişen toplum koşullarına uyum sağlayabilen polisler yetiştirmek. 

Dolayısıyla adayın eğitim düzeyi, dil becerisi ve olayları değerlendirme kapasitesi doğrudan mesleğin niteliğiyle bağlantılı. 

Burada Almanya ile Avusturya arasında önemli bir fark ortaya çıkıyor: 

Berlin’de personel açığına rağmen Almanca standardı korunmaya çalışılırken, Avusturya’da geçmiş yıllarda polis alım sisteminin kolaylaştırılması personel açığını kapatma araçlarından biri olarak kullanıldı. 

Almanca neden bu kadar önemli? 

Berlin’deki gelişmeler bu sorunun günümüzde ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. 

Almanca bilmek yalnızca vatandaşla konuşabilmek anlamına gelmiyor. Polis memuru; 

  • olayları doğru anlamak,  
  • şüpheli ve mağdur ifadelerini değerlendirmek,  
  • tutanak hazırlamak,  
  • hukuki metinleri anlamak,  
  • kararlarını gerekçelendirmek,  
  • gerektiğinde savcılık ve mahkemelerle yazılı iletişim kurmak zorunda. 

Bu nedenle dil yeterliliği, polislikte yardımcı bir özellik değil, mesleğin temel araçlarından biri. 

Asıl soru: Sayı mı, nitelik mi? 

Avusturya’nın bugün karşı karşıya olduğu sorun aslında yalnızca polis teşkilatına özgü değil. 

Ülkede çeşitli sektörlerde nitelikli işgücü açığı bulunurken aynı zamanda önemli sayıda işsizin olması, eğitim ve mesleki eğitim politikalarının ne kadar başarılı olduğu sorusunu gündeme getiriyor. 

Polis teşkilatında ise bu çelişkinin sonucu çok daha kritik. 

Çünkü bir fabrikada nitelik eksikliği üretim kalitesini düşürebilir. Bir polis memurunun eğitimindeki yetersizlik ise doğrudan vatandaşın özgürlüğü, güvenliği ve devletle ilişkisi üzerinde sonuç doğurabilir. 

Polis alım sınavlarının kolaylaştırılması, farklı eğitim düzeylerinden daha geniş bir aday kitlesinin polis teşkilatına girmesinin önünü açacaktı. Dönemin İçişleri Bakanı Herbert Kickl açısından bu düzenleme, yalnızca personel açığını kapatmaya yönelik teknik bir adım olarak değerlendirilemez. Böyle bir sistem, siyasi tabanından daha fazla kişinin devletin en önemli ve en geniş yetkilere sahip kurumlarından biri olan emniyet teşkilatına katılmasına da zemin hazırlayabilirdi. 

Ancak burada asıl tartışılması gereken, bir kişinin hangi siyasi görüşe sahip olduğu değil, polislik gibi vatandaşın özgürlüğüne, güvenliğine ve temel haklarına doğrudan dokunan bir mesleğe hangi eğitim ve yeterlilikle kabul edildiğidir. 

Çünkü polis memuru yalnızca üniforma giyen, silah taşıyan ve verilen emirleri uygulayan kişi değildir. Hukuku bilmek, olayları doğru değerlendirmek, farklı toplumsal kesimlerle iletişim kurmak, gerektiğinde kendi önyargılarını kontrol etmek ve sahip olduğu devlet gücünü ölçülü biçimde kullanmak zorundadır. 

Bu nedenle polis alımında kriterleri aşağı çekmek, yalnızca daha fazla personel bulmak anlamına gelmez. Aynı zamanda devletin zor kullanma yetkisinin kimlere teslim edildiği sorusunu da beraberinde getirir. 

Avusturya’nın bugün yaşadığı personel sıkıntısı bu soruyu daha da önemli hale getiriyor: 

Polis sayısını artırmak uğruna eğitim ve muhakeme standartlarından taviz mi verilecek, yoksa daha az sayıda fakat daha iyi yetişmiş polis mi tercih edilecek? 

Çünkü eksik personel geçici bir sorun olabilir. Ancak yetersiz eğitimle yetiştirilen ve devlet adına geniş yetkiler kullanan bir polis memurunun yaratabileceği sorun, yalnızca bir personel açığıyla ölçülemez. 

Berlin ve Viyana’daki gelişmeler farklı sistemlerde yaşansa da aynı temel soruyu ortaya çıkarıyor: Polis teşkilatları personel açığını kapatmaya çalışırken, sayı ile nitelik arasındaki dengeyi nasıl koruyacak? 

Sonuçta mesele yalnızca kaç polis memuruna sahip olduğumuz değil, o üniformayı kimin, hangi eğitimden geçerek ve hangi bilinçle giydiğidir. 

Polis açığını kapatmak için daha fazla insan mı alınmalı, yoksa daha az ama daha nitelikli polis mi yetiştirilmeli? | ©DerVirgül 

Yayınlama: 27.08.2026
Düzenleme: 27.08.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.