Aynı İddia, Aynı Senaryo | ATİB Üzerinde Kim Oyun Kuruyor?
| Adem Hüyük
2020 yılında sosyal medyada ortaya atılan bir iddia, aradan geçen yıllara rağmen aynı medya mecrasında tekrar tekrar dolaşıma sokuluyor. ATİB ve Diyanet’e yönelik “eskort” suçlamaları, doğrulanmış yeni bir veri ortaya konulmadan, sanki yeni bir gelişme varmış gibi yeniden servis ediliyor.
Bu durum artık basit bir haber tekrarı değil; medya pratiği, yönlendirme mekanizmaları ve gündem mühendisliği açısından sorgulanması gereken bir tabloya işaret ediyor.
İddiaların ilk çıkış noktası olan 9 Şubat 2020 tarihli sosyal medya paylaşımı, o dönemden bu yana doğrulanmış somut bir delille desteklenmiş değil. Buna rağmen aynı içerik, farklı zamanlarda ve farklı başlıklarla yeniden piyasaya sürülüyor. Burada kritik soru şu: Yeni bilgi yoksa, bu haberler neden yeniden üretiliyor?
ATİB yönetimi, iddiaların ortaya atıldığı ilk günden itibaren bu paylaşımları reddetti ve sürecin FETÖ bağlantılı çevrelerce yönlendirildiğini savundu. Bu tür karşı iddialar, meselenin sadece bir “haber konusu” olmadığını, aynı zamanda siyasi ve ideolojik bir rekabet alanına dönüştüğünü de gösteriyor. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, iddia kadar iddianın yeniden dolaşıma sokulma biçimidir.
Not: “Eskort” suçlamaları görmezden gelinmemektedir. Ancak ortada bu iddiaları ispatlayacak somut bir veri bulunmadığı için, etik gazetecilik gereği bu içerikler ancak “iddia” veya “suçlama” olarak tanımlanabilir.
Diyanet bünyesinde görev yapan bazı isimler hakkında yürütülen disiplin süreçleri kamuoyunda bu iddialarla ilişkilendirilmiş olsa da yetkili kurumlar bu süreçlerin söz konusu olaylarla doğrudan bağlantılı olmadığını açıkça ifade etti. Buna rağmen, kamuoyunda oluşan algı ile resmi açıklamalar arasında bir paralellik kurulmaya çalışılması, meselenin bilgi düzeyinden çıkıp yorum ve yönlendirme düzeyine taşındığını gösteriyor.
2025 ve sonrası süreçte ise tablo daha da dikkat çekici hale geliyor. Aynı içeriklerin, büyük ölçüde önceki metinlere dayanarak yeniden yayımlandığı görülüyor. Üstelik bu tekrarlar, çoğu zaman yeni veri, yeni belge veya bağımsız doğrulama içermiyor. Bu noktada artık bir “haber üretimi”nden ziyade, bir “hatırlatma döngüsü”nden söz etmek mümkün.
BirGün gazetesinde 19 Mart 2026 tarihinde yayımlanan haber de bu çerçevede değerlendirildiğinde, ağırlıklı olarak iddia aktarımına dayanan, yeni bilgi üretmeyen ve daha önce dolaşmış içerikleri yeniden kuran bir anlatı ile karşı karşıyayız. Haber dili, iddia ile gerçek arasındaki ayrımı net biçimde kurmak yerine, bu iki alanı aynı çerçevede sunarak gri bir alan oluşturuyor. Bu da okurun zihninde kesinlik hissi yaratmasa bile, sürekli bir şüphe atmosferi üretmeye hizmet ediyor.
BirGün gazetesinden Mustafa Bıldırcın’ın haberinde yer alan “Diyanet kaynaklarından edinilen bilgiye göre” ifadesi, aynı gazetenin 2019’deki “eskort” vakasını —Diyanet’in dahi soruşturmaları kapatıp unuttuğu bir dönemin ardından— 2025 yılında yeniden gündeme taşımasıyla birlikte değerlendirildiğinde, haberin belirli çevreler tarafından servis edilmiş olabileceği yönünde soru işaretleri doğurmaktadır.
Ve yine bu haberden sonra, TC.Viyana Din Hizmetleri Müşaviri Selahattin Çelebi’nin merkeze çağrılması ve ATİB Genel Merkez Yönetim Kurulu Görevinden Ayrılma Bildirimi yayılmasına kısmen neden olmuştur.
Öte yandan eski Viyana Din Hizmetleri Müşaviri Selahattin Çelebi’nin açıklamaları da bu tartışmanın bir başka boyutunu oluşturuyor. Kendisine yöneltilen iddiaları reddetmesi, sürecin kişisel düzeyde de ciddi bir yıpranma yarattığını gösteriyor.
Konuya ilişkin yapılan görüşmelerde eski Viyana Din Hizmetleri Müşaviri Selahattin Çelebi, kendisine yöneltilen iddiaları reddetmiş ve görev süresi boyunca kamu yararını gözettiğini ifade etmiştir. Ayrıca, hakkında ortaya atılan iddiaların farklı medya içeriklerine dayandırılarak tekrar edilmesini eleştirmiştir.
Hakkındaki iddialara rağmen Selahattin Çelebi, uzun bir açıklama yapmamayı tercih etse de Der Virgül’e kısa da olsa konuştu.
Viyana Din Hizmetleri Eski Müşaviri Selahattin Çelebi, görev yaptığı döneme ilişkin değerlendirmesinde, bazı uygulamaların yanlış yorumlandığını savunarak kendisine atfedilen suçlamaların gerçeği yansıtmadığını ifade etti. Çelebi ayrıca, söz konusu iddiaların farklı çevreler tarafından farklı amaçlarla yeniden gündeme getirildiğine işaret etti.
Diplomatik temsilciliklerin ve ATİB yönetiminin ilişkilerine dair zaman zaman gündeme gelen iddialar ise ayrı bir tartışma başlığıdır. Ancak bu tür iddialar, çoğu zaman doğrulanabilir somut verilerle desteklenmeden dolaşıma girmekte ve belirsizlik üzerinden bir anlam alanı inşa etmektedir. Burada kritik olan, iddianın kendisi değil, iddianın nasıl üretildiği, nasıl tekrar edildiği ve hangi bağlamlarda yeniden sunulduğudur.
Tüm bu tabloya bakıldığında ortaya çıkan şey şudur: Aynı içeriklerin tekrar tekrar üretilmesi, bir haber değerinden ziyade bir algı sürekliliği yaratmaktadır. Yeni bilgi yoksa, yeni bir gelişme yoksa ve doğrulama mekanizması işlemiyorsa, ortada haberden çok bir anlatı stratejisi vardır.
Bu noktada yapılması gereken, bu içeriklerin kim tarafından ve hangi amaçla dolaşıma sokulduğunu açığa çıkarmaktır. Çünkü mesele yalnızca bir iddia değil; ATİB üzerinde siyasal bir tahakküm kurma girişiminin olup olmadığıdır.
ATİB ise, hangi iktidar olursa olsun, hiçbir siyasi merkezin arka bahçesi değildir ve böyle kabul ettirilmelidir.| ©DerVirgül