Türkiye ve Avusturya Tarafından Kıskaca Alınan Gençler

Türkiye ve Avusturya Tarafından Kıskaca Alınan Gençler

| Adem Hüyük

Avusturya’da yaşayan Türkiye kökenli gençler, son yıllarda hem Türkiye hem de Avusturya tarafından alınan kararlarla iki yönlü bir baskının içine itiliyor. Bir tarafta artan ekonomik yükler, diğer tarafta bilinçli şekilde zorlaştırılan vatandaşlık politikaları. Ortaya çıkan tablo ise net: Gençler bir tercih değil, bir zorunlulukla karşı karşıya bırakılıyor.

[Dövizli askerlik] Bir bağ mı, bir bedel mi?

Türkiye’nin yurt dışında yaşayan vatandaşlarına uyguladığı dövizli askerlik ücreti 8 bin 126 Euro’ya yükseldi.

Bu rakam: Avrupa’da yeni hayat kurmaya çalışan gençler için ciddi bir ekonomik bariyer, asgari ücret seviyesinde çalışanlar için aylarca süren birikim anlamına geliyor. Dolayısıyla Türkiye ile kurulan bağı ekonomik bir yük haline getiriyor.

Artık mesele sadece askerlik olmaktan çıkarak, şu soruyu gündeme taşıyor:

Devlet, yurt dışındaki gençlerle bağını korumaya mı çalışıyor, yoksa bu bağı paraya mı bağlıyor?

[Avusturya vatandaşlığı] Entegrasyon mu, eleme mi?

Öte yandan Avusturya tarafında da tablo giderek sertleşiyor.

Vatandaşlığa geçiş:

Uzun ikamet sürelerine bağlanıyor, yüksek dil ve entegrasyon kriterleri getiriliyor ve Avusturya doğumlu olan büyük çoğunluğu fiilen dışlanıyor.

Resmi maliyetler ortalama 1.000 – 3.000 Euro arasında değişse de asıl mesele para değil. Asıl mesele sistematik olarak daraltılan bir kapı.

Bu noktada şu soru kaçınılmaz:

Bu şartlar entegrasyonu teşvik mi ediyor, yoksa belirli bir kesimi sistem dışında tutmayı mı hedefliyor?

İki ülke, tek sonuç: Sıkışmış bir nesil

Ortaya çıkan tablo çarpıcı:

Türkiye ekonomik baskıyı artırıyor – Avusturya hukuki ve yapısal engelleri büyütüyor…

Bu iki yönlü baskının ortasında kalan gençler ise: Aidiyet krizine sürükleniyor, geleceklerini “hangi ülkeden vazgeçecekleri” üzerinden kurmak zorunda kalıyor.

En önemlisi ise, kimliklerini bir tercih değil, bir kayıp üzerinden tanımlamak zorunda kalıyorlar.

Bu artık bireysel bir sorun değil. Bu, doğrudan bir nesil meselesi.

Sessiz kayıp: Kim kazanıyor?

Bu politikaların kazananı yok.

Türkiye, yurt dışındaki genç nesille bağını zayıflatıyor.

Avusturya, entegre olmuş gençleri dışarıda bırakma riskini büyütüyor.

Kaybeden ise açık: İki ülke arasında sıkışmış, iki tarafa da tam ait olamayan bir nesil.

Sonuç: Pasaport değil, gelecek seçiliyor

Bugün Türkiye kökenli gençler için mesele artık bir vatandaşlık prosedürü değil.

Bu bir tercih değil.

Bu bir zorunluluk: Ya ekonomik yükü kabul edip Türkiye ile bağı sürdürecekler – Ya da Avusturya’da kalabilmek için köklü bir kopuş yaşayacaklar.

Sonuç olarak gençler artık sadece bir pasaport değil, kendi geleceklerini ve kimliklerini seçmeye zorlanıyor.

Türkiye neyin bedelini ödetiyor?

Her ülkenin olduğu gibi Türkiye’nin de diaspora politikaları yürüttüğü biliniyor. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde kurulan geniş kurumsal ağlar, yüzbinlerce Türkiye kökenli vatandaşa ulaşmayı mümkün kılıyor. Bu yapı; derneklerden resmi kurumlara, kültürel faaliyetlerden siyasi etkiye kadar uzanan çok katmanlı bir organizasyonu ifade ediyor.

Ancak bu organizasyonun bir de görünmeyen tarafı var: finansman.

Bu ölçekte bir diaspora faaliyetinin ciddi bir ekonomik kaynak gerektirdiği açık. Türkiye bu kaynağı farklı kurumlar üzerinden sağlarken, ortaya çıkan tablo tartışmalı bir soruyu beraberinde getiriyor:

Bu faaliyetlerin bedelini kim ödüyor?

Son yıllarda özellikle dövizli askerlik başta olmak üzere, yurt dışındaki vatandaşlara sunulan hizmetlerde dikkat çeken bir gerçek var: Ücretler düzenli olarak artırılıyor ve güncellemeler çoğu zaman yılda iki kez yapılıyor.

Bu durum, diaspora ile bağ kurma iddiasındaki bir politikanın, aynı diaspora üzerinden finanse edildiği yönünde eleştirileri güçlendiriyor.

Başka bir ifadeyle:

Devlet, yurt dışındaki vatandaşına hizmet mi sunuyor, yoksa bu hizmetlerin maliyetini yine o vatandaşın omuzlarına mı yüklüyor?

Ortaya çıkan tabloya bakıldığında, cevap giderek daha net hale geliyor. Türkiye, diaspora ile bağını güçlendirmeye çalışırken, aynı zamanda bu bağın ekonomik yükünü de doğrudan diasporaya aktarıyor.

Bu da “bağ” ile “bedel” arasındaki çizgiyi her geçen gün biraz daha bulanıklaştırıyor.| ©DerVirgül

Yayınlama: 03.04.2026
Düzenleme: 03.04.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.