Avusturya Eğitim Sisteminde Derinleşen Sorunlar | Dil, Uyum ve Personel Eksikliği
Kültür ve kimlik çatışmaları, başörtüsü yasağının uygulanması, zihinsel gelişimi üç yaşındaki çocuklar seviyesinde olan okula yeni başlayanlar, artan dil eksiklikleri: Avusturya’daki okulların karşı karşıya olduğu büyük zorluklar bunlar.
Ülkedeki okullarda artık toplumsal ve kimlik siyasetine dair çatışmalar yaşanıyor ve bu sorunlar son yıllarda belirgin şekilde büyüyor. 2015’ten bu yana yaşanan mülteci hareketi de bu durumu daha da pekiştirdi.
Die Presse gazetesin yazan Julia Wenzel, sorunlardan biri de velilerin öğretmenlerle görüşme yapacak kadar Almanca bilmemesi diyor. Birçok öğretmen artık zamanının önemli bir kısmını tercüman ayarlamakla ve velileri çocuklarının eğitimine katkı sağlamaya teşvik etmekle geçiriyor.
Buna ek olarak dini ve kültürel zihniyet çatışmaları da yaşanıyor. Bu durum kimi zaman sorunların görmezden gelinmesine, kimi zaman ise öğretmenlerin – özellikle kadın öğretmenlerin – daha sert biçimde sorgulanmasına yol açıyor. Öğrencilerin ya da babaların, kadın olduğu için öğretmenlerin elini sıkmayı reddettiğine dair vakalar artıyor.
Her yerde daha fazla sosyal hizmet uzmanı ve okul psikoloğu talep ediliyor. Ancak personel eksikliği büyük bir sorun. Bu yükün hafifletilmesi için federal hükümet “fırsat bonusu” [Chancenbonus] adı verilen bir destek paketi üzerinde uzlaştı. Bu paket, özel zorluklar yaşayan okullara ek kaynak sağlamayı hedefliyor. Bu kapsamda destek alan 400 okulun 228’i Viyana’da bulunuyor.
Başörtüsü konusu da birçok okulda hassas bir mesele. Bu dönemden itibaren okullar, gelecek öğretim yılından itibaren yürürlüğe girecek olan 14 yaş altı için başörtüsü yasağını uygulamak zorunda. Şu anda “bilgilendirme dönemi” yürütülüyor ve henüz yaptırım uygulanmıyor. Ancak Eğitim Bakanlığı, okul yönetimlerine, yasağın uygulanmaması durumunda öğretmenlerin cezai sorumlulukla karşı karşıya kalabileceğini bildirdi.
İslam İnanç Topluluğu [IGGÖ] ise bu konuda destek vermiyor. Eğitimciler, IGGÖ’nün arabulucu rolü üstlenmediğini belirtiyor. IGGÖ ise yasağa karşı çıkıyor ve bu hafta yayımlanan bir hukuk görüşüne göre başörtüsü yasağının anayasaya aykırı olduğu savunuluyor. Kurum, daha önce de yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini açıklamıştı.
Ancak kültürel ve dini çatışmalar tek sorun değil. Daha temel bir problem çok daha erken yaşta başlıyor. Anaokulu eğitiminin azami süresi üç yıl. Buna rağmen, ilkokula başlayan çocuklar arasında gelişim farkları giderek büyüyor. Araştırmalara göre bilişsel, duygusal, motor ve dil gelişimi alanlarında ciddi uçurumlar oluşuyor. Bu da bazı çocukların birinci sınıfa, üç yaşındaki çocukların zihinsel gelişim seviyesinde başlaması anlamına geliyor. Bu nedenle hükümet ikinci bir zorunlu anaokulu yılı planlıyor.
Avusturyalı çocuklarda da büyük dil eksiklikleri var
Öğretmenler sendikasının başındaki Paul Kimberger’e göre, “İlk altı yılda o kadar çok fırsat kaybediliyor ki, bunları okulda telafi etmek neredeyse imkânsız.”
Çocukların okula hazır olması için neleri bilmesi gerektiği ve bunun sorumluluğunun kimde olduğu da siyasi bir mesele. Çünkü giderek daha fazla çocuk ciddi dil eksiklikleri, davranış sorunları ve dikkat eksikliği ile okula başlıyor. Bu eğitim yılının başında Viyana’da okula başlayan çocukların yüzde 50,9’u “olağanüstü öğrenci” statüsündeydi; yani dil eksikliği nedeniyle dersleri takip edemiyorlardı.
Ancak Kimberger’e göre sorun yalnızca göçmen kökenli çocuklarla sınırlı değil: “Avusturyalı çocukların dil eksiklikleri de aynı derecede dramatik.” Öğretmenler, aslında aile içinde verilmesi gereken desteği telafi etmek zorunda kalıyor. Ancak birçok ailede dilsel, fiziksel ve bilişsel gelişim yeterince desteklenmiyor.
Bunun nedenlerinden biri olarak dijital cihazlar gösteriliyor. Kimberger, “Tablet, telefon veya televizyon karşısında geçirilen uzun sürelerin çocukların beyin gelişimini olumsuz etkilediğini gösteren çalışmalar var” diyor. Bunun sonucu olarak öfke patlamaları, dikkat eksikliği, düşük sabır ve düşük hayal kırıklığı toleransı gibi davranış sorunları ortaya çıkıyor.
Çözüm ise aslında oldukça basit: Çocuklara kitap okumak, onlarla oynamak ve konuşmak. Bu şekilde çocuklar, ekran karşısında bırakılanlara kıyasla milyarlarca daha fazla uyarana maruz kalıyor. Kimberger bu nedenle Danimarka’da olduğu gibi üç yaşındaki tüm çocuklar için dil taraması yapılmasını öneriyor. Eksiklik tespit edilirse çocuklara özel destek veriliyor.
Peki bu durum ebeveynlerin sorumluluğunu devlete mi devretmek anlamına geliyor? Kimberger’e göre, “Bir eğitimci olarak yasaklar ve kısıtlamalar yerine teşvik edici sistemleri tercih ederim.” Bu tür taramaların ve fiziksel-motor gelişim kontrollerinin ebeveyn-çocuk sağlık karnesine entegre edilebileceğini belirtiyor.| ©DerVirgül