Türkiye’de enflasyon, son 12 aydır yüzde 30-35 arasına takılmış durumda
Türkiye ekonomisi, son yıllarda yaşadığı yüksek enflasyon sarmalından çıkmakta zorlanıyor. AKP hükümetinin 5 Haziran 2023’te ekonominin başına getirdiği Mehmet Şimşek’in açıkladığı “Enflasyonla Mücadele” programı üçüncü yılını doldururken, o dönem yüzde 38,2 olan yıllık tüketici enflasyonu bugün itibariyle yüzde 32,6 seviyesinde seyrediyor. Dünya ekonomileri içerisinde en yüksek enflasyona sahip ülkelerden biri olan Türkiye, G-20 içerisinde Arjantin’den sonra ikinci sırada yer almaya devam ediyor.
DW Türkçe’ye konuşan uzmanlara göre, siyasi gerilimlerin arttığı ve yeniden seçim dönemine girmeye hazırlanan Türkiye’de enflasyon hedeflerinden her geçen gün uzaklaşılıyor. Ekonomistler, son 12 aydır yüzde 30-35 arasına takılıp kalan enflasyonda kayda değer bir gerilemenin yakın zamanda gerçekleşmeyeceği görüşünde.
Enflasyon Mayıs ayında da beklentiyi aştı
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Mayıs 2026 dönemine ilişkin açıkladığı enflasyon verilerine göre, aylık enflasyon yüzde 1,59’luk beklentiye karşın yüzde 1,71 olarak gerçekleşti. Yıllık enflasyon da yüzde 32,61 ile yüzde 32,50’lik beklentinin üzerinde gerçekleşti. Nisan ayındaki yüzde 4,18’lik aylık enflasyon ile karşılaştırıldığında fiyatların artış hızında yavaşlama olsa da, yukarı yönlü seyir devam etmiş oldu.
Böylelikle yılın ilk beş ayındaki toplam enflasyon yüzde 16,61 olarak gerçekleşirken, yıllık çekirdek enflasyon ise yüzde 30,44’e yükseldi.
Bağımsız akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) verilerine göre ise Mayıs ayında enflasyon yüzde 2,16 artarken, yıllık artış ise yüzde 53,13 olarak açıklandı.
En yüksek artış giyim ve ayakkabıda
TÜİK verilerine göre, aylık en yüksek fiyat artışı yüzde 11,29 ile giyim ve ayakkabı grubunda yaşanırken, en yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri; ulaştırmada yüzde 2,03, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 2,28 artış olarak gerçekleşti. Son dönemin sürekli yüksek seyreden gıda enflasyonunda ise sınırlı da olsa bir gerileme oldu. Gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 0,48 azalış kaydedildi.
“Bir tercih yapmak zorundayız”
DW Türkçe’ye konuşan Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, Türkiye’de enflasyonla mücadele programında hedeflenen başarıyı gösterememesinin en önemli nedenlerinden birinin iktidarın büyüme politikalarından vazgeçmemesi olduğunu söylüyor.
TÜİK tarafından hafta başına açıklanan 2026 birinci çeyrek GSYH verilerine göre, Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 2,5 büyüdü. Türkiye 2025’in tamamında ise yüzde 3,6 büyümüştü. Pek çok akademisyen ve piyasa oyuncusuna göre, Türkiye’de yüksek enflasyonu yenebilmek için büyüme oranının yüzde 2’nin altına düşürülmesi gerekiyor.
“Büyüyerek enflasyonu düşürmek ancak bu kadar olabiliyor. Enflasyonla büyüme arasında bir tercih yapmak zorundayız” diyen Prof. Aslanoğlu’na göre, hükümetin üç yılı dolduran “enflasyonla mücadele programı”nda döviz kurlarına ve para politikasına çok fazla ağırlık verilmiş durumda.
Aslanoğlu, “Büyümeden feragat etmeden, ekonomiyi soğutmadan enflasyonu düşürmek, maliye politikasında da harcama tarafında daha sert bir baskı oluşturmadan enflasyonu düşürmek kolay değil. O yüzden bir kurgu değişikliğine ihtiyaç var” diye konuşuyor.
“Yüzde 30’lar kalıcı olacak gibi”
Son dönemde gerek iş dünyası gerekse akademi çevrelerinde Mehmet Şimşek’in yönettiği enflasyonla mücadele programının güncellenmesi ya da değiştirilmesi gerektiğine dair eleştiriler artıyor. Yılbaşından bu yana yıl sonu enflasyon hedeflerini iki kez yukarı yönlü güncelleyen ekonomi yönetimi ise uygulanan politikaların doğru olduğu görüşünde ısrarlı.
Prof. Aslanoğlu’na göre, önümüzdeki dönemde de hükümet enflasyonu düşürmek için büyümeyi baskılamayacak. Türkiye’nin yeniden bir seçim dönemine doğru yaklaştığına işaret eden Aslanoğlu, “Dolayısıyla büyümeden çok feragat edemeyeceğimiz bir ortamda, enflasyonda da bu yüzde 30’lu oranlar kalıcı gibi gözüküyor. Yüzde 30-35 arasında bir enflasyon, yılın ikinci yarısında da yeni normalimiz gibi gözüküyor. Ama vatandaşın hissettiği enflasyon daha yüksek ve maalesef yüksek kalmaya devam edecek” değerlendirmesinde bulunuyor.
Bakan Şimşek: Etkileri sınırladık
Son enflasyon verilerine ilişkin hükümet kanadından gelen açıklamalar, uygulanan programın aynı şekilde devam edeceği yönünde. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Mayıs ayına ilişkin enflasyon verilerinin açıklanmasının ardından yaptığı değerlendirmede, jeopolitik risklerin ve enerji fiyatlarındaki oynaklığın enflasyon görünümü üzerinde baskı oluşturmayı sürdürdüğünü kaydetti. Ancak ekonomi yönetiminin attığı adımlarla bu etkilerin sınırlandırıldığını vurgulayan Şimşek, “Kalıcı fiyat istikrarı hedefimiz doğrultusunda politikalarımızı sürdüreceğiz” dedi.
Üretici fiyatlarındaki artış kritik
Ancak özellikle enerji ve hammadde fiyatlarındaki artışlar nedeniyle üretici enflasyonunda yaşanan yükseliş, önümüzdeki ayların da enflasyonla mücadele açısından zor geçeceğini gösteriyor.
Zira üreticilerin maliyetlerine ve dolayısıyla sattıkları mal ve hizmetlerin fiyatlarına etki eden Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) de yükselişini hızlandırmış durumda. Mayıs 2025’te yüzde 23 olan ÜFE, Mayıs 2026 verilerine göre yüzde 29’a dayandı. “Maliyet enflasyonu” olarak tanımlanan bu durum, önümüzdeki aylarda tüketici enflasyonu üzerindeki baskının artacağının bir göstergesi.
“Yıl sonunda enflasyon yüzde 30-32 arası olur”
DW Türkçe’ye konuşan Ekonomi İstanbul Platformu Başkanı Prof. Dr. Sinan Alçın, yıl sonunda tüketici enflasyonunun yüzde 30-32 seviyelerinde gerçekleşmesini beklediğini söylüyor.
Özellikle Hürmüz krizi sonrasında başta enerji olmak üzere artan hammadde fiyatlarının üretici enflasyonu üzerindeki etkilerini göstermeye başladığına dikkat çeken Prof. Alçın, “Bu fiyat artışları önümüzdeki aylarda da muhtemelen güçlü seyretmeye devam edecek. Türkiye’de 2026 yılı enflasyonu içerisinde maliyet etkisinin daha belirgin olduğu bir dönem göreceğiz” diye konuşuyor.
Peki bu koşullarda enflasyonla mücadele programına devam etmek mümkün mü?
“Hızlı bir sanayisizleşme var”
Prof. Sinan Alçın, bu soruya “Eğer rezervler güçlü tutulabilirse, programı mevcut haliyle devam ettirmek mümkün” yanıtını veriyor. Ekonomi yönetiminde bir taraftan fiyat sıkıntısı, diğer taraftan da sanayi sektöründe kalıcı hale gelen ve aşılamayan durgunluk ve nakit akışı ile ilgili problemler yaşandığına dikkat çeken Sinan Alçın, şu görüşleri dile getiriyor:
“Ekonomiyi dört tekerli bir araç gibi düşünürsek iki teker hızla dönmeye devam ediyor. Bunlar inşaat ve finans. İki teker ise adeta frenlemiş durumda. Bunlar da sanayi ve tarım. Bu görünüm ister istemez sektörel ayrışmayı güçlendiriyor. Yani Türkiye ekonomisi hızlı bir sanayisizleşme sürecine girmiş durumda. Hizmet sektöründeki büyüme ise sanayisizleşmenin olumsuz etkilerini giderecek hızda gerçekleşmiyor. Önümüzdeki dönemde ekonomideki yapısal sorunlar daha fazla gün yüzüne çıkabilir.”