Bugün pazar ve ben seni çok özledim
Bugün Pazar… Şehir hâlâ uyanmamış, komşular derin uykuda, damların üzerinde kuşlar daha rahat. Radyolarda eski şarkılar usulca çalıyor, yağmur ve rüzgar birbirine eşlik ediyor. Bu sabahın ritmi, haftanın diğer günlerinden farklı; yavaş, sessiz ve derin bir özlemle dolu.
Bir modern şairin kaleminden Pazar şöyle görünür:
“Yağmur var
Çok sevdiğim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar
Daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru…
Ve ben seni çok özledim.”
Şiir, Pazar sabahını sadece bir gün olarak değil, özlemin, yalnızlığın ve küçük mutlulukların sahnesi olarak betimliyor. Sokaklarda dolaşmak, yağmurda ıslanmak, martılara simit atmak ya da taze ekmek buğusunu içine çekmek gibi küçük eylemler, Pazar’ı özgürlüğün ve duyguların en yoğun yaşandığı gün hâline getiriyor.
Bu modern bakış, bizi Nâzım Hikmet’in klasik Pazar anlayışına götürüyor: Cezaevindeyken yazdığı “Bugün Pazar” şiirinde, şair güneşe çıkarıldığı ve gökyüzünün genişliğini fark ettiği anı anlatır:
“Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum…
Toprak, güneş ve ben…
Bahtiyarım…”
Burada Pazar, sevilmeyen bir gün olmasına rağmen özlemin, özgürlüğün ve saf mutluluğun simgesi hâline geliyor. Modern şiirle klasik şiir arasındaki paralellik açık: Pazar, hem yalnızlığın hem de hayatın küçük anlarının en yoğun hissedildiği gün.
Özetle, Pazar günü bir tarih ya da haftanın sonu olmaktan çok daha fazlası. Yağmurun ve rüzgarın eşlik ettiği bir duygu haritası, bir sabah ritüeli ve özlemle dolu bir deneyim. Modern şairin sokak gözlemleri ve Nâzım’ın özgürlük hissi, Pazar’ı hem melankolik hem de umut dolu bir gün olarak okura sunuyor.
Ve belki de tam bu yüzden, “Bugün Pazar ve ben seni çok özledim” cümlesi, bir aşk ifadesinden çok, Pazarın ruhuna dair evrensel bir anlatı hâline geliyor.| ©DerVirgül