Yorgunluğun Felsefesi | Doruklara Sevdalanmak
Yorgunum;
Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var
Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına
Düşmanlarım ulaşamazlar…
| Derleyen Adem Hüyük
Nihat Behram’ın kaleminden çıkan ve Ahmet Kaya’nın sesiyle yankı bulan “Doruklara Sevdalandım”, yalnızca bir duygunun değil, varoluşun felsefi bir katmanının ifadesi gibi okunabilir.
Bu eserde yorgunluk, gündelik anlamıyla fiziksel ya da ruhsal tükenmişlikten çok daha fazlasını temsil eder. Buradaki yorgunluk, insanın kendi varlığını kurma çabasının bir izidir. İnsan, dünyaya “atılmış” bir varlık olarak, anlamı hazır bulmaz; onu üretmek zorundadır. Bu üretim süreci ise kaçınılmaz olarak çatışma, direnç ve süreklilik gerektirir. İşte bu yüzden yorgunluk, bir başarısızlık değil; aksine, insanın kendi varoluşunu ciddiye aldığının bir kanıtıdır.
Şiirin ima ettiği doruklar, yalnızca fiziksel zirveler değil, etik ve varoluşsal yüksekliklerdir. Bu doruklara “sevdalanmak”, kolay olanı değil zor olanı seçmektir. Bu seçim, insanı rahatlıktan uzaklaştırır ama aynı zamanda ona derinlik kazandırır. Çünkü anlam, çoğu zaman konforun içinde değil, sınırların zorlandığı yerde ortaya çıkar.
Burada yorgunluk ile onur arasında güçlü bir bağ kurulur. Onurlu bir yaşam, çoğu zaman bedel gerektirir; bu bedel ise zamanla yorgunluk olarak kendini gösterir. Ancak bu yorgunluk, insanı eksiltmez—aksine onu yoğunlaştırır. İnsan, ne kadar mücadele ederse, o kadar “kendisi” olur. Bu anlamda yorgunluk, varoluşun bir tür damıtılmış halidir.
Aynı zamanda eserde güçlü bir direnç fikri de vardır.
Bu direnç, kör bir inat değil; bilinçli bir duruştur. Hayatın ağırlığına rağmen ayakta kalabilmek, hatta o ağırlığı anlamın bir parçası haline getirebilmek… İşte burada yaşama sevinci ortaya çıkar. Bu sevinç, yüzeysel bir mutluluk değil; acıyı, kaybı ve yorgunluğu da içine alan daha geniş bir kabul halidir.
Sonuçta “Doruklara Sevdalandım”, bize şunu söyler: İnsan yorulmadan derinleşemez. Ve belki de en anlamlı yaşamlar, en çok yorulan ama yine de yürümeye devam edenlerin hayatlarıdır.|
Filiz filiz harelendim dağlara uymak için
Kan gölünde kurulandım hayatı duymak için
Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için
Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için.
Kekik kokusu duydum
Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin
Uyandım birdenbire
Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden
Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden
Yorgunum;
Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var
Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına
Düşmanlarım ulaşamazlar…
Katarlar gelir geçer bir geceden bir geceye
Yüreğim yare yare iz bırakır bin acıya
Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya
Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya.
Denizlerde dalgalandım taşları oymak için
Doruklara sevdalandım ışığa doymak için
Irmaklarda durulandım dağları duymak için
Irmaklarda durulandım dağları duymak için.
Bir kuş çiz yavrum yüzüme gözyaşınla
Bir kuş tel tel kirpiklerim kanat olsun
Bir kuş çırpınan kalbi dudağımda
Bir kuş yavrum sıcaklığın beni bulsun.
Bahar gelmiş balam benim
Bahar gelmiş dayanmış
Dalda yaprak bebeciğim
Suda köpük uyanmış
Kuzulara özenmiş kızım benim
Körpe sesler dinlenmiş
Ay ışığında yanmış yavrucuğum
Onun için beyazmış.
Şarkılar gelir geçer bir heceden bir heceye
Yüreğim yare yare yankılanır bin acıya
Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya
Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya | ©DerVirgül