‘Nietzsche’ Avusturya Vatandaşlık Sınavında

‘Nietzsche’ Avusturya Vatandaşlık Sınavında

| Adem Hüyük

Friedrich Nietzsche bugün yaşasaydı, muhtemelen vatandaşlık sınavlarının zorluk derecesiyle değil, insanların bu sınavlara neden itiraz etmediğiyle ilgilenirdi.

Çünkü Nietzsche’nin temel meselesi bilgi değildi. Onun meselesi, insanın düşünme cesaretini koruyup koruyamadığıydı.

Bugün Avusturya’da vatandaşlık almak isteyen bir göçmen, ülkenin tarihine, siyasal yapısına ve geçmişine ilişkin çok sayıda soruya cevap vermek zorunda. Bu durum ilk bakışta makul görünebilir. Bir ülkenin vatandaşı olacak kişinin o ülke hakkında bilgi sahibi olması doğal karşılanabilir.

Ancak Nietzsche’nin soracağı soru farklı olurdu:

Bu bilgi insanı özgürleştiriyor mu, yoksa yalnızca sisteme uyum sağlayan bir bireye mi dönüştürüyor?

Çünkü bilgi ile bilinç aynı şey değildir.

Bir insan Habsburg Hanedanı’nın hangi tarihte sona erdiğini ezberleyebilir. 1848 Devrimleri hakkında onlarca soruyu doğru cevaplayabilir. Nazi dönemine ilişkin tüm tarihsel ayrıntıları öğrenebilir.

Ama bütün bunlar o insanın düşünmeyi öğrendiği anlamına gelmez.

Nietzsche’nin “sürü insanı” dediği tip tam da burada ortaya çıkar.

Sürü insanı bilgisiz değildir. Hatta çoğu zaman oldukça bilgilidir. Kuralları bilir, beklentileri bilir, sistemin kendisinden ne istediğini bilir.

Ancak bildiklerini sorgulamaz.

Onun amacı anlamak değil, uyum sağlamaktır.

Belki de günümüz entegrasyon politikalarının en büyük çelişkisi burada yatıyor.

Devletler bilinçli vatandaş istediğini söylüyor; fakat çoğu zaman ödüllendirdikleri şey eleştirel düşünce değil, kurallara uyum gösterme becerisi oluyor.

Vatandaşlık sınavını geçen kişi sisteme ne kadar uyum sağlayabileceğini kanıtlıyor; ne kadar bağımsız düşünebildiğini değil.

Daha ilginç olan ise bu durumun yalnızca devletlerden kaynaklanmaması.

Göçmen toplumlarının bir kısmı da bu düzene gönüllü biçimde uyum sağlıyor.

Çünkü birçok kişi için önemli olan sınavın mantığı değil, sınavı geçmek.

Önemli olan soruların anlamı değil, doğru cevapları ezberlemek.

Önemli olan sistemin neyi ölçtüğü değil, sistemin istediğini verebilmek.

İşte Nietzsche’nin “son insan” dediği tipin günümüzdeki yansımalarından biri de budur.

Risk almayan, sorgulamayan, itiraz etmeyen ama önündeki engelleri aşmak için gerekli olan her şeyi yapan insan.

Bu nedenle mesele yalnızca vatandaşlık sınavları değildir.

Mesele, modern toplumların giderek daha fazla uyum üreten, giderek daha az düşünen bireyler üretmesidir.

Bugün sosyal medyada, siyasette, eğitim sisteminde ve bürokraside aynı eğilim görülebiliyor.

Soru sormak yerine doğru cevabı arıyoruz.

Anlamak yerine tekrar ediyoruz.

Düşünmek yerine pozisyon alıyoruz.

Oysa Nietzsche’nin asıl çağrısı tam tersiydi.

İtaat eden değil, sorgulayan birey.

Uyum sağlayan değil, gerektiğinde rahatsızlık veren birey.

Kendisine sunulan değerleri tüketen değil, kendi değerlerini üreten birey.

Belki de bu nedenle asıl soru şudur:

Bir ülkeye uyum sağlamak için ne kadar bilgi gerekir?

Ve daha önemlisi, uyum sağlama uğruna ne kadar düşünmekten vazgeçilir?

Çünkü bazı sınavlar vatandaşlık kazandırabilir.

Ama insanın kendi zihinsel özgürlüğünü koruması için bundan çok daha fazlası gerekir.|© DerVirgül

 

A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.