Fidan Erdoğan’ın tahtını sarsıyor mu? | Avusturya ziyareti

Fidan Erdoğan’ın tahtını sarsıyor mu? | Avusturya ziyareti

| Adem Hüyük

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “sır küpüm” olarak tanımladığı en yakınındaki isimlerden birisi olarak biliniyor.

Hakan Fidan, astsubaylıktan akademisyenliğe, bürokratik görevlerden MİT Başkanlığı’na ve oradan Dışişleri Bakanlığı’na uzanan kariyeri ile dikkat çeken bir kişi.

1968’de Ankara’da doğan Fidan, bazı kaynaklara göre, Türkiye coğrafyasında yaşayan Kürt ulusuna mensup. Ancak devletin en kritik noktalarında görev aldığı için ulusal kimliği alt kimlik olarak görüldüğü söylenmekte.

Fidan, Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu ve Kara Kuvvetleri Dil Okulu’ndan mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki (TSK) Maryland Üniversitesi’nden Maryland Üniversitesi’ne bağlı University of Maryland University College’dan Yönetim ve Siyaset Bilimi alanından lisans, Bilkent Üniversitesi’nden yüksek lisans ve doktora dereceleri aldı.

Hakan Fidan’ın akademik çalışmalarının odağında, dış politikada istihbaratın yeri vardı. Master tezinin başlığı “İstihbarat ve Dış Politika: İngiliz, Amerikan ve Türk sistemlerinin mukayesesi”, doktora tezinin başlığı, “Bilgi Çağında Diplomasi: Antlaşmaların Doğrulanmasında Enformasyon Teknolojilerinin Kullanımı”ydı. Fidan özellikle yüksek lisans tezinde, Türkiye’nin daha güçlü bir dış politika için istihbaratını güçlendirmesi gerektiğini, özellikle ABD ve diğer NATO ülkelerinin istihbaratına bağımlı kalınmasının sorun yarattığını vurguluyordu.

Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanlığı, Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı gibi görevler üstlenen Fidan, 42 yaşında MİT Başkanlığı’na atandı ve 13 yıl boyunca bu görevi yürüttü. Hakan Fidan, uzun görev süresi boyunca 15 Temmuz darbe girişimi başta olmak üzere birçok tartışmalı sürecin içinde yer aldı. Ama kendisine dönük ilk tepki yurt içinden değil yurt dışından geldi.

Dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak, Fidan’ın Türk istihbaratının başına gelmesinin kaygı verici bir gelişme olduğunu söylemişti. Önce kapalı bir toplantıda daha sonra açıkça bu rahatsızlığını dile getiren Barak, Fidan’ın 2008-2009 yılları arasında Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nda “şerpa” olarak görev yaptığı yıllarda İran yanlısı bir tavır aldığını iddia etmişti.

Daha sonraları, hükümet ile Gülen yapılanması arasında yaşanan gerilimi, MİT’i ve teşkilatın başkanı Hakan Fidan’ı da manşetlere taşıdı. 7 Şubat 2012’de Gülen yapılanmasına bağlı olduğu iddia edilen bir özel yetkili savcı, Hakan Fidan ve iki MİT yetkilisini Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) davasında ifade vermeye çağırmış ancak Fidan ve MİT yetkilileri ifadeye gitmemişlerdi.

O dönem bir ameliyat geçirdiği için görevinin başında olmayan dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, daha sonra yaptığı bir açıklamada Fidan’ın ifadeye gitmesi durumunda tutuklanacağını söylemiş, bu olayın Gülen yapılanmasının komplosu olduğunu kaydetmişti.

Hükümet, o dönem, Oslo müzakerelerinin içeriğinin kamuoyuna yansıması ve MİT’in 2011’de başlayan Suriye’deki iç savaşta İslamcı örgütlere silah sağlaması gibi iddiaların basına yansımasından da Gülen yapılanmasını sorumlu tutmuştu. Ülkelerinde Beşar Esad rejimini yıkmak için bir araya gelen Suriye muhalefetine destek veren Türkiye’nin MİT aracılığıyla silah desteğinde bulunduğu gündeme gelmiş, hükümet bu iddiaları reddetmişti. MİT ve Fidan, Suriye’deki iç savaşın özellikle ilk döneminde izlenen politika nedeniyle hem ülke içinde hem ülke dışında uzun süre tartışılmıştı.

Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü Gülen yapılanması ve hükümet arasındaki gerilim, 17 ve 25 Aralık 2013’te yapılanmaya bağlı yargı mensuplarının AKP hükümetinin önde gelen bazı bakanlarına yolsuzluk ve rüşvet operasyonu gerçekleştirmesiyle en üst düzeye çıkmıştı. Yolsuzlukla soruşturma kapsamında suçlanan Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar görevlerinden alınmışlar ya da istifa etmek zorunda kalmışlardı.

Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük krizlerden biri 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi oldu. Bu süreçte de Hakan Fidan başkanlığındaki MİT’in yaptıkları ve yapmadıkları çok tartışıldı. Geliştirilen kapasitesi ve istihbarat toplama yeteneğine karşın TSK içindeki bir grubun darbe girişiminde bulunacağının önceden öğrenilememiş olması hala eleştirilen konulardan biri.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “kontrollü darbe girişimi” ifadesini kullanarak 15 Temmuz’da yaşananların aslında istihbarat ve hükümet tarafından planlanan bir komplo olduğunu öne sürmüştü. Hükümet ise Kılıçdaroğlu’nu “yalancılıkla” suçlamıştı.

Hakan Fidan, darbe girişimini araştırmak üzere TBMM’de kurulan komisyona gitmemiş, bu da muhalefette kendisine karşı eleştirilerin dozunun artmasına neden olmuştu.

Aslında Hakan Fidan’ı MİT’ten alıp aktif siyasete sokma girişimi ilk olarak 2015 yılında dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından gerçekleştirilmişti. Erdoğan’ın 10 Ağustos 2014’te 12. Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Başbakan ve AKP Genel Başkanı olan Davutoğlu, 7 Haziran 2015 seçimlerinde Fidan’ı Ankara’dan milletvekili adayı olarak göstermişti.

Fidan’ın kendisinden habersiz olarak MİT’ten istifa etmesine ve siyasete atılma kararına tepki gösteren Erdoğan hem Davutoğlu hem de Fidan’la görüşerek süreci engellemişti.

Erdoğan, konuyla ilgili basına yaptığı açıklamalarda Fidan’a kırgınlığını gizlememiş ve “MİT sıradan bir kurum değildir. Devletin en önemli kurumudur. Devletin Milli İstihbarat Teşkilatı zayıfsa, o devletin ayakta kalması mümkün değildir. Şimdi biz onu böyle bir göreve getirdik. Getiren de benim. Madem öyle, ayrılırken de eğer müsaade edilmiyorsa orada kalması ve ayrılmaması gerekirdi. Dolayısıyla tabii ki kırgınım” ifadelerini kullanmıştı.

 15 Temmuz darbe girişimi sonrası dönem, Hakan Fidan’ın da MİT Başkanlığı’ndaki ikinci dönemi olarak tanımlanabilir. Bu dönemde Fidan liderliğindeki MİT, insani ve teknolojik istihbarat kapasitesinin artması sayesinde “terörle mücadele” konusunda yurt içinde olduğu kadar Suriye ve Irak’ta da faaliyetlerini artırdı.

Bu dönemin diğer önemli adımı ise uluslararası planda MİT’in özellikle Türkiye’nin yakın coğrafyasında etkinliğinin artması oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hemen hemen tüm yurt dışı gezilerinde ve temaslarında yer alan Fidan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile de yakın çalışarak hem güvenlik hem de dış politika mekanizmalarının parçası oldu.

Türkiye’nin yakın bölgesinde başta Libya, Suriye olmak üzere etkisinin artmasında MİT’in artan rolünün önemine dikkat çekiliyor. Bu bölgelerdeki saha faaliyetlerinin yanı sıra MİT, Türkiye’nin ilişkilerinin bozuk olduğu birçok ülkeyle diyaloğun yeniden kurulması sürecinde de rol oynadı.

Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail gibi ülkelerle ilişkilerin normalleşmesinin ilk adımı hep istihbarat kurumları aracılığıyla yapıldı. İstihbarat teşkilatlarının bir aşamaya getirdiği normalleşme süreçleri Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla siyasi noktaya getirildi ve en son liderler seviyesinde atılan adımla süreç tamamlandı.

Hakan Fidan’ın şahsen içinde olduğu Suriye ile normalleşme süreci de bunlardan biri. Fidan ve Akar, geçen yılın son günlerinde Rusya’da Suriye ile müzakereleri başlatmıştı. Fidan’ın Dışişleri Bakanlığı’nda hızla sonuçlandırmak isteyeceği süreçlerden birinin Suriye ile normalleşme olması, sürpriz görülmeyecek.

Gözlemcilere göre Fidan’ın ABD ve Batı ile ilişkilerde nasıl bir performans göstereceği, Türkiye’nin ilerki yıllarda uluslararası ilişkilerinin seyrinin belirlenmesi açısından kritik önemde olacak.

Cumhurbaşkanlığı Adaylığı Söylentileri

Siyasi kulislerde zaman zaman Fidan’ın ismi Erdoğan sonrası dönem için potansiyel bir cumhurbaşkanı adayı olarak geçmektedir. Medyaya yansıyan bu tür iddialar, iktidar içindeki olası bir rekabet olarak yorumlansa da bu durum Erdoğan’a yönelik bir meydan okuma olarak değerlendirilmemektedir. Muhalefet kanadında veya sosyal medyada zaman zaman iki isim arasında kriz olduğu yönünde iddialar çıksa da bunlar genellikle resmi kaynaklar tarafından “dezenformasyon” olarak nitelendirilip yalanlanmaktadır.

Öte yandan, kabine kulislerinde Erdoğan’ın, Fidan’ın dış politikadaki icraatları konusunda net olduğu ve çalışmalarından memnuniyet duyduğu belirtilmektedir.

Dışişleri Bakanı Fidan’ın Avusturya ziyareti

Der Virgül gazetesi, Ramazan ayında Viyana’ya gelen Bilal Erdoğan’ı, Viyana’da AK Partililer tarafından ‘şehzade’ gibi karşılandı” başlığıyla verdi.

Daha sonra gazete tarafından yapılan açıklamada; “Şehzade gibi karşılandı” ifadesi: gazetecilikte kullanılan yorumlayıcı ve metaforik bir anlatımdır; nesnel bir tanımlama değildir denilerek, karşılamanın görkemini veya sembolik anlamını vurgulayan bir ifadedir savunması yapıldı.

Der Virgül’den Adem Hüyük konuya dair ikinci bir köşe yazısında şu ifadeleri kullanmıştır:

“Haberde kullanılan “şehzade gibi karşılandı” ifadesi, olgusal bir tanımlamadan ziyade yorumlayıcı ve metaforik bir anlatım olarak değerlendirilmelidir. Söz konusu ifade, Bilal Erdoğan’a gösterilen ilginin ve karşılamanın yoğunluğunu vurgulamak amacıyla kullanılmış olup, herhangi bir resmî statüye ya da siyasal konuma işaret etmemektedir. Buradaki vurgu, karşılamanın sembolik boyutuna ve etkinlikte oluşan atmosferin dikkat çekici niteliğine yöneliktir.”

| Bilal Erdoğan’ın Viyana’da katıldığı iftar daveti

Adem Hüyük, söz konusu yazısında Bilal Erdoğan’ın herhangi bir resmî devlet görevi veya anayasal statüye sahip olmamasına dikkat çekmiş; buna rağmen kendisine gösterilen yoğun ilgi ve karşılamanın sembolik anlamlarını tartışmaya açmıştır. Hüyük, Bilal Erdoğan’ın kamuoyundaki görünürlüğünün büyük ölçüde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu olmasından kaynaklandığını belirterek, ortaya çıkan görüntülerin cumhuriyet ile monarşi arasındaki temsil biçimleri açısından değerlendirilmesi gerektiği yorumunda bulunmuştur.

Dışişleri Bakanı Fidan, Sadrazam mı?

Ticaret hacminin kısa süre içerisinde beş milyar dolar sınırını aşması beklenen Avusturya-Türkiye ilişkilerine yeni bir ivme kazandırması beklenen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Avusturya ziyareti, diplomatik açıdan olduğu kadar sembolik açıdan da dikkat çekici bir sınav niteliği taşıyordu.

Aslında mesele yalnızca bir dışişleri bakanının resmi ziyareti değildi.

Avusturya’daki AK Parti çevreleri, kısa süre önce yoğun ilgiyle karşılanan Bilal Erdoğan’ın ardından bu kez devlet adına gelen bir bakanı ağırlayacaktı. Böylece istemeden de olsa ilginç bir karşılaştırma ortaya çıkmış oldu.

Bir tarafta Türkiye Cumhuriyeti adına resmi temaslarda bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan vardı.

Diğer tarafta ise herhangi bir anayasal ya da devlet protokolü görevi bulunmayan Bilal Erdoğan.

Bu nedenle doğal olarak şu soru ortaya çıkıyordu:

Devlet adına gelen bir bakan mı daha görkemli karşılanacaktı, yoksa daha önce büyük ilgi gösterilen Cumhurbaşkanı’nın oğlu mu?

İşte bu noktada protokol ile siyasal aidiyet arasındaki çizginin ne kadar belirgin olduğu yeniden tartışma konusu hâline geldi,- ve Virgül bu süreci titizlikle takip etti…

Diplomatik teamüller açısından bakıldığında, Hakan Fidan’ın ziyaretinde uygulanacak güvenlik ve protokol kuralları zaten önceden belirlenmişti. Bunlar kişilere göre değil, temsil edilen makama göre şekillenen devlet uygulamalarıydı.

Ancak tartışılan konu güvenlik tedbirlerinden çok, Avusturya’daki AK Parti çevrelerinin bu iki farklı ziyarete yüklediği sembolik anlamdı.

Çünkü siyaset bazen resmî unvanlardan çok, verilen görüntüler üzerinden okunur.

Bilal Erdoğan’ın karşılanma biçiminin ardından Hakan Fidan’ın ziyareti, ister istemez yeni bir ölçü oluşturdu. Böylece Avusturya’daki AK Parti çevreleri açısından mesele yalnızca bir karşılama organizasyonu olmaktan çıktı; devlet protokolü ile siyasi sadakat arasındaki dengenin nasıl kurulacağı sorusuna dönüştü.

Belki de asıl dikkat çekici olan buydu.

Çünkü cumhuriyetlerde makamlar kişilerden, protokoller ise duygusal bağlılıklardan daha önemlidir. Tartışmanın merkezinde yer alan soru da tam olarak budur:

Karşılanan kişi devlet adına gelen bir bakan mıydı, yoksa siyasetin ürettiği sembollerden biri mi?

Siyasetten bir haber olan AK Partinin Avrupa sivil uzantısı olan, Uluslararası Demokratlar Birliği [UID] Avusturya temsilcileri soluğu Ankara’da aldılar.

Öğrenmek istedikleri protokol önceliği, cumhurbaşkanının oğluna mı yoksa dışişleri bakanı Hakan Fidan’a mı uygulanacaktı?

Eşit derecede mi sevgi gösteri uygulanacaktı yoksa devlet geleneklerine göre mi davranılarak, ülkenin dış işleri bakanını olması gerektiği gibi mi karşılayacaklardı?

Çok ayrıntıya girmeyeyim.

Ankara, gerekli gördüğü yönlendirmeleri yapmış; hatta toplantının gerçekleştirileceği salonun kapasitesine kadar birçok ayrıntıyı belirleyerek, organizasyonun çerçevesini çizmişti. Böylece Viyana’daki AK Parti çevreleri de olası bir protokol tartışmasının sorumluluğunu büyük ölçüde Ankara’nın belirlediği sınırlar içerisinde taşımış oluyordu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger ile sabah saatlerinde başlayan görüşmesinin ardından ortak açıklamalar yapıldı. Görüşme, her iki ülke açısından da olumlu ve yapıcı olarak değerlendirildi.

Böylece Viyana’da bir dışişleri bakanının resmi ziyareti, zaman zaman diplomasiden çok protokol algısının ve siyasal sadakat gösterilerinin tartışıldığı bir zemine dönüşmüş oldu.

Bilal Erdoğan ve Hakan Fidan’ın Viyana ziyaretinin aynı döneme gelmesi, Avusturya’daki Ak Partililerin Bilal Erdoğan tarafında olduklarını bariz bir şekilde göstermiştir.

Açık bir şekilde, devletin bakanına gösterilen ilgiyle, tek özelliği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu olması olan Bilal Erdoğan’a gösterilen ilgi çok farklıydı…

AK Parti kulislerinde Erdoğan sonrasının çekişmesi başlamış durumda. Ancak CHP içerisindeki bölünmenin AK Partiye sıçradı söylentilerine karşı, şu sıralar kimseden bir hamle beklenilmiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “sır küpüm” dediği Hakan Fidan’ı geleceğin Cumhurbaşkanı olarak görmek istediği pek söylenemez. Ancak parti kaynaklarından edindiğim bilgilere göre, parti içerisinde şimdiden Fidancılar gurubunun lobi çalışmalarına başladığı yönünde…| ©DerVirgül

Ek kaynaklar: BBC / DW

Yayınlama: 14.06.2026
Düzenleme: 14.06.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.