Platon ve Marx’ta Aşk | İdealizm ile Tarihsel Materyalizmin Karşılaşması
| Derleyen Adem Hüyük
“Bana elini uzat.”
“Efendim”
“Senden elini istiyorum.”
“Kesip mi vereyim yoksa sadece tutmak mı istiyorsun.”
Platon gülümsedi. “Sadece tutmak.”
“Al işte!”
Platon kadının beyaz ellerini ellerinin arasına alıp gözlerini kapattı.
Platon geçici güzelliklere değil de “Mutlak Güzelliğe” duyulan aşkı vurgulayan düşünceleriyle, İslâm filozoflarını da etkilemiş “İslâmın özünde zaten var olan ve çeşitli nass’larla tespit edilmiş bulunan “aşkın yüceliği” fikrini de gün yüzüne çıkardığı ileri sürülmektedir.
Platon ve Marx’ta Aşk: İdeal Olandan Toplumsal Olanın Eleştirisine
Aşk, felsefe tarihinin en eski ve en önemli temalarından biridir. Antik Yunan düşüncesinde Platon, aşkı insanı hakikate ve mutlak güzelliğe yönelten metafizik bir güç olarak ele alırken, modern dönemde Karl Marx’ın düşüncesi insan ilişkilerini tarihsel ve maddi koşullar içinde değerlendirmeye yönelmiştir.
Marx doğrudan aşk üzerine sistematik bir teori geliştirmemiş olsa da onun insan, yabancılaşma ve toplumsal ilişkiler hakkındaki görüşleri, Platon’un aşk anlayışını eleştirel biçimde değerlendirmeye imkân tanır.
Der Virgül’ün bu çalışması, Platon’un idealist aşk anlayışı ile Marx’ın tarihsel materyalist yaklaşımını karşılaştırarak aşkın felsefi anlamının iki farklı düşünce geleneğinde nasıl şekillendiğini incelemektedir.
Platon’da Aşk: Güzelden Mutlak Güzelliğe Yükseliş
Platon’un aşk anlayışı özellikle Şölen (Symposium) ve Phaidros (Phaedrus) diyaloglarında ortaya konur. Platon’a göre aşk (Eros), insanı eksik olduğu şeyi aramaya yönelten bir güçtür. İnsan önce tek bir bedendeki güzelliğe hayranlık duyar; ardından bütün güzel bedenlerdeki ortak güzelliği fark eder. Daha sonra ruhun güzelliğine, bilginin güzelliğine ve sonunda “Güzel ideası”na ulaşır.
Bu süreç, Diotima’nın ünlü “aşk merdiveni” metaforuyla açıklanır. Aşk, bireyi duyusal dünyadan idealar dünyasına yükseltir. Dolayısıyla Platon’da aşk, yalnızca iki insan arasındaki duygusal ilişki değil, insan ruhunun hakikate ulaşma yolculuğudur.
Bu yaklaşımda aşkın nihai amacı bireysel mutluluk değil, metafizik hakikatin kavranmasıdır. Bedensel aşk geçici bir aşama olarak görülür; asıl değerli olan ruhsal ve entelektüel yükseliştir.
Marx’ta İnsan İlişkileri ve Aşkın Maddi Temeli
Marx aşk üzerine bağımsız bir eser yazmamıştır. Ancak onun insan doğası, yabancılaşma ve toplumsal ilişkiler üzerine geliştirdiği düşünceler aşkı anlamak için önemli ipuçları sunar.
Marx’a göre insan, toplumsal ilişkiler içinde var olan tarihsel bir varlıktır. Duygular, düşünceler ve değerler toplumsal yaşamdan bağımsız değildir. Kapitalist toplumda insanların birbirleriyle ilişkileri çoğu zaman piyasa ilişkileri tarafından şekillendirilir. Bu durum yalnızca emek sürecinde değil, insanın duygusal yaşamında da etkisini gösterir.
1844 Elyazmaları’nda Marx, gerçek insan ilişkilerinin karşılıklı tanıma, özgürlük ve insanın kendisini gerçekleştirmesi üzerine kurulması gerektiğini savunur. Bu bağlamda aşk, yalnızca bireysel bir duygu değil, insanın başka bir insanla kurduğu özgür ve yabancılaşmamış ilişkinin özel bir biçimidir.
Marx açısından aşkın niteliği, onu yaşayan insanların içinde bulunduğu toplumsal koşullardan bağımsız düşünülemez. İnsanların sevme biçimleri, aile yapıları, ekonomik ilişkileri ve toplumsal kurumları tarafından etkilenir.
Temel Farklılıklar
Platon ile Marx arasındaki en temel ayrım, insan gerçekliğini açıklarken kullandıkları yöntemlerden kaynaklanır.
Platon için aşkın kaynağı metafizik bir eksikliktir. İnsan, mutlak güzelliğe ulaşmak için aşka yönelir. Marx için ise insan ilişkileri tarihsel ve toplumsal koşullar içinde şekillenir. Bu nedenle aşkı açıklarken metafizik ideallere değil, somut yaşam koşullarına bakmak gerekir.
Platon aşkı bireyin ruhsal yükselişinin aracı olarak görürken, Marx insanın başka insanlarla kurduğu gerçek toplumsal ilişkinin bir biçimi olarak değerlendirmeye daha yakındır. Platon’un amacı insanı idealar dünyasına yöneltmekken, Marx’ın amacı insanların yaşadığı toplumsal dünyanın dönüşümünü anlamaktır.
Bir başka önemli fark da beden konusundadır. Platon’da bedensel çekim daha yüksek bir amaca ulaşmak için aşılması gereken bir basamaktır. Marx’ın düşüncesinde ise insan bedeni ve maddi yaşam, insan varoluşunun temel parçalarıdır; bunlar ikinci plana atılamaz.
Marx’ın Olası Platon Eleştirisi
Marx’ın felsefi yaklaşımı dikkate alındığında, Platon’un aşk anlayışını tarih dışı ve soyut bulması muhtemeldir. Marx’a göre insanların aşk deneyimlerini anlamak için onların yaşadığı ekonomik ve toplumsal koşulları incelemek gerekir. Aşkı yalnızca ruhun metafizik yükselişi olarak görmek, somut insan deneyimini göz ardı etmek anlamına gelebilir.
Bu açıdan Marx, Platon’un aşk teorisini idealist bir açıklama olarak değerlendirebilir; çünkü Platon toplumsal ilişkilerden çok aşkın evrensel ve değişmez özüne odaklanır.
Platon ve Marx, aşkı tamamen farklı felsefi çerçeveler içinde ele alırlar. Platon aşkı insanı mutlak güzelliğe ve hakikate ulaştıran metafizik bir yolculuk olarak görürken, Marx’ın düşüncesi aşkı insanların içinde yaşadığı tarihsel ve toplumsal koşulların bir parçası olarak anlamaya yönelir.
Bu nedenle Platon aşkın “ne olması gerektiği” sorusuna cevap ararken, Marx’ın yaklaşımı daha çok aşkın “hangi toplumsal koşullar içinde ortaya çıktığı ve nasıl şekillendiği” sorusuna yönelir. İki düşünür arasındaki fark, idealizm ile tarihsel materyalizm arasındaki daha geniş felsefi ayrımın aşk konusundaki yansıması olarak görülebilir.| ©DerVirgül