Piyasa Kuralları Kazandı | Akaryakıt Müdahalesi Neden İşlemedi?
“Akaryakıt fiyat freni” uygulaması Avusturya’da tam iki haftadır yürürlükte…
OMV, siyasetin öngördüğü kâr marjı sınırlamasını ancak kısmen uygulayabiliyor. Çünkü aksi durumda Avusturya’da dizel arzında ciddi bir yetersizlik ortaya çıkabilir. Bu durum, siyasetin ekonomiyi yönlendirebileceğine dair inancın neden çoğu zaman başarısızlığa mahkûm olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Sözde “akaryakıt fiyat freni” uygulaması Avusturya’da tam iki haftadır yürürlükte. O günden bu yana, ÖVP, SPÖ ve NEOS ortaklığındaki hükümet temsilcilerinin neredeyse her ekonomi röportajında bu düzenlemenin enflasyonu düşürücü etkisinden söz ediliyor. Oysa benzin ve dizel litre fiyatında yapılan 10 sentlik indirim, Donald Trump’ın nasıl uyuduğuna göre bile değişebilen günlük fiyat dalgalanmalarının altında kalıyor. Yine de artan enflasyon karşısında hükümet, “Bakın, bir şey yaptık!” diyebiliyor.
Ancak şimdi ortaya çıktı ki OMV, litre başına 5 sentlik zorunlu kâr marjı indiriminin tamamını uygulamıyor. Dizelde bu indirim ortalama yalnızca 2,8 sent seviyesinde kalıyor. Bunun nedeni, Avusturya’nın dizelde kendine yeterli olmaması ve bu ürünü yurt dışından ithal etmek zorunda kalması. Uluslararası rafineriler ise bu sıkışık piyasada ürünlerini kime satacaklarını seçebiliyor ve doğal olarak yalnızca Avusturya’ya satış yapabilmek için daha düşük fiyatları kabul etmiyor. Sonuç olarak OMV, ithalatta tam marj ödemeye devam ediyor ve bunu tüketiciye yansıtıyor.
SPÖ, ÖGB ve İşçi Odası’ndan eleştiri
Die Presse gazetesinden Jakob Zirm’in yorumuna göre, ÖGB ve Arbeiterkammer ile birlikte SPÖ, OMV’yi bu tutumu nedeniyle sert şekilde eleştiriyor. Oysa bu durum yasadaki bir maddeyle açıkça mümkün kılınmış durumda. Eleştirilerin özeti şu: OMV, ithalattaki marj kaybını kendi cebinden, yani petrokimya gibi diğer kârlı faaliyet alanlarından karşılamalı.
Bu, bir çiftçiden patatesini zararına satmasının beklenmesine benzer; üstelik gerekçe olarak da turizmden zaten para kazandığı gösteriliyor.
Sorun piyasa değil, arz daralması
OMV’nin yaklaşımı bir skandal değil; aksine ekonomik gerçeklikle yüzleşmenin kaçınılmaz sonucu. Zira akaryakıt fiyatlarındaki artış, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi “kontrolden çıkan piyasaların” ya da “kötü niyetli spekülasyonun” ürünü değil.
Asıl neden, arz tarafında yaşanan ciddi değişimler. Orta Doğu’daki savaş nedeniyle, Mart başından bu yana Hürmüz Boğazı’nın bloke edilmesi küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 15’ini devre dışı bırakmış durumda. Daha da kritik olan ise dizel arzı; çünkü Suudi Arabistan aynı zamanda rafine yakıt ihracatında önemli bir aktördü.
Üstelik teknik olarak rafinerilerde dizel ve kerosen gibi “orta distilat” ürünlerin payı sınırsız şekilde artırılamıyor. Bu da neden benzindeki fiyat artışlarının daha sınırlı kaldığını ve marj sınırlamasının orada daha kolay uygulanabildiğini açıklıyor.
Gerçek risk: arz güvenliği
Kerosen tarafında Asya’da başlayan arz sıkıntısı, Avrupa havalimanlarına da yayılmaya başlamış durumda. Dizelde de durum oldukça gergin. Böyle bir ortamda siyasi fiyat müdahaleleri, yalnızca arz güvenliğini tehlikeye atar. Bunun benzeri daha önce Viktor Orbán yönetimindeki Macaristan’da yaşanmıştı.
Sonuç: sürpriz değil
Aslında yaşananlar sürpriz değil. Pek çok uzman, akaryakıt fiyat freni daha tartışılmaya başlandığında bu risklere dikkat çekmişti. Ancak siyaset, “Bir şey yapıyoruz” mesajını vermek uğruna bu uyarıları görmezden geldi.
Ortaya çıkan tablo ise tam olarak bu.| ©DerVirgül