FPÖ, AfD ve Avrupa’daki aşırı sağ partiler neden AB’ye karşı?
| Der Virgül
Avrupa’da sağ ve aşırı sağ partilerin yükselişi, AB’nin geleceğiyle ilgili tartışmayı yeniden gündeme taşıyor. Avusturya’daki FPÖ ile Almanya’daki AfD, farklı noktalarda dursalar da Brüksel’in yetkilerinin sınırlandırılması konusunda ortaklaşıyor.
Almanya’da oylarını hızla artıran AfD’nin Eş Başkanı Alice Weidel’in, partisinin iktidara gelmesi halinde Almanya’yı eurodan ve Schengen Anlaşması’ndan çıkarabileceklerini açıklaması, Avrupa Birliği’nin geleceğiyle ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Ancak AfD’nin bu yaklaşımı Avrupa’daki sağ partilerin tamamının AB’den ayrılmak istediği anlamına gelmiyor. Avusturya’daki FPÖ de AB politikalarını sert biçimde eleştiriyor ancak özellikle eurodan çıkış konusunda AfD ile aynı çizgide bulunmuyor.
Asıl ortak payda: “Brüksel yerine Viyana/Berlin”
FPÖ, AfD ve Avrupa’daki benzer aşırı sağ partilerin ortak noktası, AB’nin ulusal devletlerin yetki alanını fazla daralttığı düşüncesi.
Bu partilere göre göç, sınır güvenliği, sosyal yardımlar, enerji, ekonomi ve bazı hukuki düzenlemeler konusunda kararların önemli bölümü Brüksel yerine ulusal parlamentolar tarafından alınmalı.
Bu nedenle temel siyasi söylemleri, “daha az Brüksel, daha fazla ulusal egemenlik” şeklinde özetlenebilir.
Göç en önemli başlıklardan biri
AB karşıtlığının en güçlü alanlarından biri göç politikası.
Schengen sistemi sayesinde AB içinde serbest dolaşım mümkün olurken, dış sınırların kontrolü ve iltica politikalarının önemli bölümü Avrupa düzeyinde yürütülüyor.
FPÖ ve AfD ise özellikle düzensiz göç konusunda ulusal hükümetlerin daha fazla yetkiye sahip olmasını istiyor.
AfD’nin Schengen’den çıkış önerisi bu yaklaşımın en radikal örneklerinden biri. FPÖ de Avusturya’nın sınırlarını daha sıkı kontrol etmesini savunuyor ancak bu, partinin doğrudan Schengen’den çıkışı savunduğu anlamına gelmiyor.
Euro konusunda ayrışıyorlar
İki parti arasındaki önemli farklardan biri ortak para birimi euro konusunda ortaya çıkıyor.
AfD içerisinde eurodan çıkış uzun süredir tartışılan bir konu ve Alice Weidel’in son açıklaması bu talebi yeniden gündeme taşıdı.
FPÖ ise AB’nin birçok politikasını eleştirmesine rağmen Avusturya’nın eurodan çıkmasını temel siyasi hedeflerinden biri olarak ortaya koymuyor.
Dolayısıyla “AB karşıtlığı” ile “eurodan çıkış” aynı siyasi pozisyon değil.
Peki neden bu söylem destek buluyor?
Aşırı sağ partilerin yükselişinin arkasında yalnızca AB karşıtlığı bulunmuyor.
Göçün artması, güvenlik endişeleri, hayat pahalılığı, enerji fiyatları, ekonomik belirsizlik ve ulusal hükümetlerin Brüksel tarafından sınırlandırıldığı düşüncesi, bu partilerin seçmen desteğini artıran faktörler arasında.
Ayrıca bu partiler, AB kurumlarını seçmenden uzak ve bürokratik bir yapı olarak gösteriyor. “Brüksel karar veriyor, vatandaş sonuçlarına katlanıyor” söylemi özellikle ulusal egemenlik tartışmalarında etkili oluyor.
AB’den çıkmak mı, AB’yi değiştirmek mi?
Burada önemli bir ayrım bulunuyor.
Avrupa’daki bütün aşırı sağ partiler AB’den çıkmayı savunmuyor. Birçoğu AB’nin tamamen ortadan kaldırılmasını değil, yetkilerinin azaltılmasını ve ulus devletlerin daha fazla söz sahibi olmasını istiyor.
Bu nedenle FPÖ, AfD ve diğer Avrupa sağ partilerini tek bir “AB karşıtı blok” olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
Asıl ortak talepleri, Brüksel’in yetkilerinin sınırlandırılması, ulusal sınırların güçlendirilmesi ve ulusal hükümetlerin karar alma alanının genişletilmesi.
Ancak AfD’nin euro ve Schengen konusunda ortaya koyduğu talepler, bu tartışmanın bazı partilerde AB’nin mevcut yapısının çok daha temel biçimde sorgulanmasına kadar ilerlediğini gösteriyor.
FPÖ, AfD, Fransa’daki Rassemblement National, İtalya’daki Lega gibi partilerin AB karşıtlığının temelinde çoğu zaman AB’nin kendisinden ziyade “Brüksel’in ulusal karar alma yetkilerine müdahalesi” düşüncesi bulunuyor. | ©DerVirgül