Siyasal İslam ve Kimlikçiler – Avusturya’da neden sürekli yan yana getiriliyorlar?

Siyasal İslam ve Kimlikçiler – Avusturya’da neden sürekli yan yana getiriliyorlar?

| Adem Hüyük  

Avusturya’da son yıllarda “siyasal İslam” kavramı, Müslümanlarla ilgili siyasi ve toplumsal tartışmaların merkezine giderek daha fazla yerleşiyor. Resmî söyleme göre hedef Müslümanlar değil; demokratik hukuk devletiyle bağdaşmadığı düşünülen İslamcı ideolojiler ve bunların örgütlenmeleri. 

Fakat burada asıl sorulması gereken soru şudur: “Siyasal İslam” kavramının sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor? 

Çünkü tartışma yalnızca belirli aşırılıkçı örgütlerle sınırlı kalmadığında; camiler, dernekler, diaspora yapılanmaları, uluslararası bağlantılar ve Müslümanların kamusal alandaki örgütlenmeleri de aynı güvenlik çerçevesinin içine girebiliyor. Böylece başlangıçta belirli bir ideolojiyle mücadele etmek için kullanılan kavramın, giderek Müslüman toplumun daha geniş kesimlerini ilgilendiren bir denetim alanına dönüşüp dönüşmediği sorusu ortaya çıkıyor. 

Tam bu noktada dikkat çekici başka bir unsur daha var: “siyasal İslam” söyleminin yanında çok sık biçimde Kimlikçi Hareket’in (Identitäre Bewegung) anılması. 

İlk bakışta bunun son derece makul bir açıklaması var: Devlet yalnızca İslamcı aşırılıkla değil, aşırı sağ ve etnik milliyetçi hareketlerle de mücadele ettiğini göstermek istiyor. 

Fakat bu yan yana gelişin siyasi iletişim açısından başka bir işlevi de olabilir. 

Mesaj kabaca şöyle kuruluyor: 

“Bakın, sadece Müslümanlara karşı değiliz. Aşırı sağa da karşıyız.” 

Böylece siyasal İslam’a yönelik politikalar, daha geniş bir “her türlü aşırılıkla mücadele” çerçevesine yerleştiriliyor. Bu da söz konusu politikaların Müslümanlara yönelik ayrımcı bir uygulama olmadığı konusunda önemli bir meşruiyet zemini oluşturuyor. 

Ancak burada kritik soru şudur: 

Bu iki hareket gerçekten aynı ölçütlerle mi değerlendiriliyor? 

Eğer siyasal İslam ile Kimlikçi Hareket aynı tehdit kategorisinin iki farklı yüzü olarak sunuluyorsa, devletin bunlara karşı kullandığı hukuki ve siyasi araçların da gerçekten simetrik olup olmadığına bakmak gerekir. 

Çünkü bir hareketin ideolojisiyle mücadele etmek başka, o ideolojiyle bağlantılı olduğu düşünülen geniş bir toplumsal kesimi sürekli bir şüphe alanı içerisinde tutmak başkadır. 

Burada mesele artık yalnızca “siyasal İslam” değildir. Mesele, bir güvenlik kavramının sınırlarının ne kadar genişletilebileceğidir. 

Bu nedenle 14 yaş altındaki kız çocuklarına yönelik başörtüsü yasağı gibi uygulamalar da bu daha geniş tartışmanın dışında düşünülemez. Çünkü burada artık belirli bir İslamcı örgütten değil, doğrudan doğruya Müslüman bir çocuğun dini görünürlüğünden söz ediyoruz. 

Devlet bunu çocukları baskıdan koruma gerekçesiyle savunabilir. Buna karşılık şu soru yine de ortada durmaktadır: 

Aşırılıkçılıkla mücadele nerede biter ve Müslümanların sıradan dini hayatına devlet müdahalesi nerede başlar? 

Dolayısıyla meseleye “Avusturya Müslümanları hedef alıyor” şeklinde peşin bir hükümle yaklaşmak yerine daha zor ve daha önemli bir soru sormak gerekiyor: 

Avusturya’nın “siyasal İslam’la mücadele” adı altında oluşturduğu güvenlik çemberi ne kadar genişliyor? 

Ve bu çemberin yanında sürekli olarak Kimlikçi Hareket gösterilerek verilen “Bakın, sadece size değil” mesajı, uygulamaların gerçekten tarafsız olduğunu kanıtlıyor mu? 

Belki de asıl bakılması gereken yer tam burasıdır: 

Avusturya aşırılığın her türüyle gerçekten eşit mesafede mi mücadele ediyor, yoksa “siyasal İslam” kavramı Müslümanların dini, kültürel ve toplumsal hayatını giderek daha fazla düzenleyen bir çerçeveye mi dönüşüyor? 

Çünkü demokratik bir hukuk devletinde mesele yalnızca kimin “aşırılıkçı” ilan edildiği değildir. Asıl mesele, bu tanımın sınırlarının nerede çizildiği ve o sınırın dışında kalan insanların ne kadar özgür bırakıldığıdır.| ©DerVirgül  

A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.