Cumhurbaşkanının İsrail eleştirisi, FPÖ’nün oportünist İsrail siyaseti

Cumhurbaşkanının İsrail eleştirisi, FPÖ’nün oportünist İsrail siyaseti

| Adem Hüyük  

Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen’in İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki politikalarına yönelik sert eleştirileri İsrail’de ve Avusturya’daki Yahudi toplumunda tepkiyle karşılandı. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Van der Bellen’i ağır sözlerle eleştirirken, Avusturya’da da hükümet, İsrail ile ilişkiler ve uluslararası hukuk konusunda farklı açıklamalar yaptı. Tartışma, Avusturya’nın BM Güvenlik Konseyi’ndeki yeni rolü ve yapay zekânın savaşlarda kullanılması tartışmalarıyla da birleşti. 

“Geçmişte İsrail’le gerilim yaşayan FPÖ, bugün İsrail’in en güçlü destekçileri arasında. Partinin bu değişimi, göç ve “İslamizm” söylemiyle birlikte yeni bir siyasi çizgi ortaya koyuyor.” 

Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, Başbakan Christian Stocker ve Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger ile düzenlediği ortak basın toplantısında İsrail hükümetinin Gazze ve Batı Şeria’daki politikalarına yönelik alışılmadık derecede sert ifadeler kullandı. 

Van der Bellen, İsrail hükümetinin özellikle Filistinlilerin yerlerinden edilmesi konusunda uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve savaş suçu niteliğinde eylemlerde bulunduğunu söyledi. 

Cumhurbaşkanı, İsrail’in var olma hakkının hiçbir şekilde sorgulanamayacağını vurgularken, İsrail vatandaşlarının hükümetlerinin politikalarından sorumlu tutulmaması gerektiğini de belirtti. 

Ancak Van der Bellen’e göre İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hükümeti giderek daha fazla “tehlikeli bir zemine” ilerliyor. 

İsrail Dışişleri Bakanı’ndan sert tepki 

Van der Bellen’in açıklamalarına İsrail’in en üst düzey diplomatı Dışişleri Bakanı Gideon Saar sert tepki gösterdi. 

Saar, X platformunda yaptığı açıklamada Avusturya Cumhurbaşkanı’nın “utanması gerektiğini” söyledi. 

İsrail Dışişleri Bakanı, Avusturya’nın geçmişine atıfta bulunarak, ağır insan hakları suçları ve Yahudi halkına yönelik Nazi dönemindeki suçlarla bağlantılı bir geçmişe sahip bir ülkenin cumhurbaşkanının İsrail’e yönelik “yanlış bir suçlama” yönelttiğini savundu. 

Saar ayrıca İsrail’in, ülkeyi ortadan kaldırmaya çalıştığını söylediği “cihatçı eksene” karşı mücadele ettiğini belirtti. 

İsrailli bakan, Avusturya vatandaşlarının Van der Bellen’in açıklamalarından sorumlu tutulamayacağını da ifade etti. 

Avusturya hükümeti: “Uluslararası hukuk bağlayıcı” 

Başbakan Christian Stocker’in sözcüsü ise Avusturya’nın tarihi nedeniyle İsrail’e karşı özel bir sorumluluğu bulunduğunu hatırlattı. 

Bununla birlikte sözcü, uluslararası hukukun bağlayıcı olduğunu vurguladı. 

Hangi eylemlerin uluslararası hukuku ihlal ettiğine ilişkin hukuki değerlendirmelerin ise mahkemelerin görevi olduğu belirtildi. 

Dışişleri Bakanı Meinl-Reisinger’in sözcüsü de benzer bir yaklaşım ortaya koydu. 

Böylece Avusturya yönetimi bir yandan İsrail ile tarihsel ilişkilerin önemini vurgularken, diğer yandan uluslararası hukuk kurallarının ihlal edilmemesi gerektiğini savundu. 

Avusturya Yahudi cemaatinden Van der Bellen’e eleştiri 

Avusturya’daki Yahudi cemaatinin temsilcilerinden de Van der Bellen’in açıklamalarına tepki geldi. 

Avusturya İsrail Cemaati Başkanı Oskar Deutsch, Van der Bellen’i İsrail’in dostu ve Yahudi toplumuyla samimi ilişkileri bulunan bir siyasetçi olarak tanımladı. 

Ancak Deutsch, cumhurbaşkanının açıklamalarında Filistinli terör örgütlerinin oluşturduğu tehdide, İran yönetimine ve İran’ın bölgedeki müttefiklerine yeterince değinilmediğini savundu. 

“Solidarität Israel” adlı girişim de Van der Bellen’in açıklamalarından rahatsızlık duyduğunu açıkladı. 

FPÖ İsrail’e destek verdi 

Van der Bellen’in açıklamalarına FPÖ’den de tepki geldi. 

FPÖ’nün Avrupa Parlamentosu milletvekili Harald Vilimsky, X üzerinden yaptığı paylaşımda Van der Bellen’i eleştirerek Avusturya’nın “Hamas sempatizanlarına” ihtiyacı olmadığını savundu. 

Vilimsky, bir hafta önce “Patrioten für Europa” grubu adına Başbakan Benjamin Netanyahu’nun partisi Likud’un temsilcilerini ağırlamıştı. 

Toplantının başlığı ise “İslamcılık ve antisemitizm: Avrupa’nın özgürlüğüne yönelik tehditler” olmuştu. 

İsrail-Avusturya maçı öncesi güvenlik artırıldı 

İsrail ile Avusturya arasındaki siyasi gerilim, iki ülkenin perşembe günü Linz’de oynayacağı Nations League karşılaşmasının öncesine de denk geldi. 

Avusturya, diplomatik gerilimin son açıklamalarla daha da yükselmesinden önce güvenlik önlemlerini artırmıştı. 

Dolayısıyla futbol karşılaşması yalnızca sportif bir etkinlik olmaktan çıkıp, iki ülke arasındaki siyasi gerilimin gölgesinde gerçekleşecek. 

Gündemin diğer konusu: Yapay zekâ 

New York’taki temaslarda Ortadoğu çatışmasının yanı sıra yapay zekânın kullanımı da önemli bir gündem maddesi oldu. 

Van der Bellen, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın yapay zekânın şu anda “birkaç oligarkın elinde olduğu” yönündeki değerlendirmesine atıfta bulundu. 

Avusturya Cumhurbaşkanı, yapay zekâ konusunda daha sıkı kurallar oluşturulması gerektiği görüşünü desteklediğini ortaya koydu. 

Dışişleri Bakanı Meinl-Reisinger de benzer bir yaklaşım sergiledi. 

Bakan, Ukrayna ve Gazze’de kullanılan bazı insansız hava araçlarının insanların yaşamı veya ölümü üzerinde karar verebilen sistemlere dönüşmesi konusunda endişelerini dile getirdi. 

Meinl-Reisinger, yapay zekânın askeri amaçlarla kullanımına ilişkin açık uluslararası kurallar oluşturulması gerektiğini savundu. 

Avusturya BM Güvenlik Konseyi’nde daha etkin olacak 

Avusturya’nın uluslararası arenadaki ağırlığı, BM Güvenlik Konseyi’nde geçici üyelik kazanmasıyla da artacak. 

Avusturya, 2027 ve 2028 yıllarında 15 üyeli BM Güvenlik Konseyi’nde geçici üye olarak görev yapacak. 

ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa gibi veto hakkına sahip daimi üyelerle karşılaştırıldığında Avusturya’nın yetkileri sınırlı olacak. Ancak Viyana, Konsey gündemine konular taşıyabilecek ve uluslararası tartışmaların şekillenmesine katkıda bulunabilecek. 

Bu nedenle Avusturya Cumhurbaşkanı, hükümet ve dışişleri yetkililerinin İsrail, Gazze, yapay zekâ ve uluslararası hukuk gibi hassas konulardaki açıklamalarının önümüzdeki dönemde daha fazla dikkat çekmesi bekleniyor. 

Meinl-Reisinger’den İran’a diplomatik mesaj 

Dışişleri Bakanı Meinl-Reisinger, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamındaki temaslarında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile de görüştü. 

Görüşmede Meinl-Reisinger’in Tahran’ı daha fazla askeri tırmanıştan uzak durmaya ikna etmeye çalıştığı belirtildi. 

Bakan, BM Güvenlik Konseyi’nin zaman zaman etkisiz kaldığını kabul ederken, bunun Avusturya’nın diplomatik çabalarından vazgeçmesi anlamına gelmediğini söyledi. 

Meinl-Reisinger’e göre diplomasi, sonuç alınamasa bile “ısrar etmeye devam etmek” anlamına geliyor. 

FPÖ’nün İsrail siyasetinde oportünist tavrı  

FPÖ’nün bugün İsrail’e verdiği güçlü destek, partinin geçmişiyle birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir siyasi dönüşüm ortaya koyuyor. Jörg Haider döneminde antisemitik söylemler ve Nazi geçmişini göreceleştiren açıklamalar nedeniyle ağır eleştiriler alan FPÖ, 2000 yılında hükümete girdiğinde İsrail de bu hükümete tepki göstererek Viyana’daki büyükelçisini geri çekmişti. 

Ancak 2010’lu yıllardan itibaren FPÖ belirgin biçimde İsrail yanlısı bir çizgiye yöneldi. Akademik çalışmalarda bu değişimin, partinin antisemitizm suçlamalarından uzaklaşarak siyasi meşruiyet kazanma ve aynı zamanda İslam karşıtı söylemini güçlendirme çabasıyla bağlantılı olduğu değerlendiriliyor. 

Bugün bu çizgi daha da belirginleşmiş durumda. FPÖ lideri Herbert Kickl, İsrail’in Likud partisiyle ilişkileri öne çıkarırken “İslamizm ve antisemitizm” başlığı altında düzenlenen toplantılarda İsrail temsilcileriyle aynı platformda yer alıyor. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Kickl’in Avusturya’nın Nazi geçmişine ilişkin ifadelerini olumlu karşıladı. 

Bu tablo, FPÖ’nün İsrail politikasının yalnızca dış politikaya ilişkin bir tercih olmadığını düşündüren bir başka boyuta işaret ediyor: İsrail’e verilen destek, partinin geçmişteki antisemitizm tartışmalarından uzaklaşmasının ve bugün merkezine aldığı İslamizm, göç ve güvenlik söylemlerinin de bir parçası haline geliyor. 

Dolayısıyla FPÖ’nün bugünkü İsrail tutumuna bakarken yalnızca “İsrail’i destekliyor” demek yeterli olmayabilir. Asıl dikkat çekici olan, dün İsrail’le ciddi gerilim yaşayan bir partinin bugün İsrail’i siyasi kimliğinin önemli unsurlarından biri haline getirmesi. Bu nedenle FPÖ’nün bu dönüşümü, ilkesel bir politika değişikliğinin yanı sıra siyasi meşruiyet ve yeni bir düşman imgesi üzerinden şekillenen oportünist bir siyaset olarak da yorumlanabilir.| ©DerVirgül  

Yayınlama: 24.09.2026
Düzenleme: 24.09.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.