Kronen Zeitung’dan Almanca bilmeyen öğrencilere ağır sözler
Avusturya’da eğitim ve göç tartışması, bu kez oldukça sert ve alaycı bir köşe yazısının konusu oldu. Krone’de yayımlanan yazıda, Viyana’da Almanca bilgisi yetersiz olduğu için “außerordentliche Schüler” olarak sınıflandırılan öğrenciler üzerinden geleceğe ilişkin ağır sorular yöneltiliyor.
Yazının başlığı ise yaklaşımı daha ilk cümlede ortaya koyuyor: “Almanca bilmeyen öğrenciler: Bunlardan ne olacak?”
“Ayrıntı | Haberde kullanılan görsel de ayrıca dikkat çekiyor. Almanca yetersizliği konusunu ele alan Krone, haber için iki başörtülü kız çocuğunun fotoğrafını kullanmış. Böylece yazının eğitim ve dil sorunu üzerinden kurduğu tartışmaya, görsel aracılığıyla başörtüsü ve Müslüman kimliği de eşlik ediyor.”
Krone gazetesine göre Viyana’da ilkokula başlayan öğrencilerin yüzde 45,7’si Almanca yetersizliği nedeniyle “außerordentliche Schüler” statüsünde. Margareten ilçesinde bu oran yüzde 74,8’e çıkıyor. Yazıda ayrıca bu öğrencilerin yüzde 60’ının Avusturya’da doğduğu belirtiliyor.
Ancak yazının dili, bu istatistikleri aktarmanın ötesine geçiyor.
Yazar, Almancası yetersiz öğrenciler için “eğitime karşı hoşgörüsüz kitle” anlamına gelen ifadeler kullanıyor; bazı çocukların ayakkabılarını bağlayamadığını, 16 yaşında saati okuyamadığını ve okuma-yazma konusundaki eksikliklerinin yıllarca süren zorunlu eğitime rağmen devam ettiğini öne sürüyor.
Bununla da yetinmeyen yazar, çocukların eğitim düzeyini küçümseyen benzetmelere başvuruyor. Öğrencilerin yıllar sonra bile Struwwelpeter adlı çocuk kitabını anlayamadıklarını, bunun kendileri için hiyeroglifleri anlamak kadar zor olduğunu yazıyor.
Ardından soru daha geniş bir alana taşınıyor: Bu öğrenciler gelecekte Avusturya’nın ihtiyaç duyduğu meslekleri nasıl karşılayacak?
Yazıda eczacılardan öğretmenlere, doktorlardan sağlık çalışanlarına kadar birçok meslek grubu sıralanıyor. Özellikle doktorlar üzerinden, bugünkü eğitim ve göç politikalarının devam etmesi halinde 20 veya 30 yıl sonra sağlık sisteminin ihtiyaç duyacağı doktorların nereden bulunacağı soruluyor.
Yazarın kullandığı dil burada da ironik bir hal alıyor. Çözüm bulunamazsa geriye yapay zekânın kalacağını söyleyen yazar, AKH’de kullanılan Da Vinci cerrahi robotunun bir gün kendi başına hastanın evine kadar “emekleyerek” gelip ameliyat yapmasını beklemek gerektiğini yazıyor.
Dolayısıyla yazı yalnızca Viyana’daki Almanca yetersizliği sorununu tartışmıyor. Çocukların eğitim durumunu aktarırken kullanılan küçümseyici ve alaycı ifadeler, göçmen kökenli öğrenciler üzerinden çok daha sert bir toplumsal tablo çiziyor.
Ortaya konulan istatistikler eğitim sistemindeki gerçek bir soruna işaret ederken, yazının yorum bölümlerinde kullanılan ifadeler ise bu sorunun nasıl bir siyasi ve toplumsal anlatıya dönüştürüldüğünü gösteriyor.
Krone’nin yazısındaki temel soru “Bu çocuklara nasıl Almanca öğreteceğiz?” olmaktan çıkıp, “Bunlardan gelecekte ne olacak?” noktasına taşınıyor. Kullanılan dil ise bu soruya yalnızca eğitim politikası açısından değil, göç ve toplum tartışması üzerinden de son derece sert bir çerçeve çiziyor.
Kronen Zeitung’ın hikâyesi: Avusturya’nın en güçlü tabloid gazetesi nasıl ortaya çıktı?
Kronen Zeitung’ın hikâyesi 2 Ocak 1900’de başlıyor. Gazete, eski subay ve gazeteci Gustav Davis tarafından kuruldu. Adını o dönemdeki aylık abonelik ücretinden, yani bir kroneden aldı. Amacı geniş kitlelere ulaşan, ucuz ve kolay okunabilir bir gazete yaratmaktı. Gazete kısa sürede özellikle görselleri, karikatürleri ve tefrika romanlarıyla geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı.
Ancak gazetenin ilk dönemi uzun sürmedi. 1938’de Avusturya’nın Nazi Almanyası tarafından ilhak edilmesinin ardından gazetenin yayın faaliyetleri Nazi rejiminin kontrolüne girdi. Kronen Zeitung daha sonra başka gazetelerle birleştirilerek “Kleine Wiener Kriegszeitung” adı altında yayımlandı ve 1944’te tamamen kapatıldı.
1959: Hans Dichand ile yeniden doğuş
Kronen Zeitung’ın bugünkü kimliğinin asıl başlangıcı ise 1959 oldu.
Gazeteci Hans Dichand, gazetenin isim haklarını satın alarak gazeteyi “Neue Kronen Zeitung” adıyla yeniden yayımlamaya başladı. İlk sayı 11 Nisan 1959’da çıktı. Dichand’ın yanında iş insanı Kurt Falk da gazetenin yeniden kurulmasında önemli rol oynadı.
Dichand’ın yeniden kurduğu gazete kısa sürede Avusturya’nın en güçlü tabloid yayınlarından birine dönüştü. Küçük boyutlu format, kolay okunabilen haberler, sansasyonel başlıklar, spor, suç, magazin ve günlük hayatın içinden konular gazetenin kitlesini genişletti.
Bu dönemden itibaren “Krone” yalnızca haber veren bir gazete olmaktan çıkarak Avusturya’nın siyasi ve toplumsal tartışmalarında etkili bir medya aktörüne dönüştü. Akademik kaynaklarda da gazetenin özellikle kampanya gazeteciliği ve kamuoyu üzerindeki etkisi vurgulanıyor.
Dichand ailesi ile ortaklıklar ve kavgalar
Kronen Zeitung’ın tarihinde sahiplik mücadeleleri de önemli yer tutuyor.
1987’de Alman WAZ grubu gazetenin yüzde 50’sini aldı. WAZ daha sonra Funke Mediengruppe adını aldı. Böylece gazete uzun yıllar boyunca Dichand ailesi ile Alman medya grubu arasında ortaklaşa yönetildi.
Ancak bu ortaklık hiçbir zaman tamamen sorunsuz olmadı. Özellikle gazetenin yayın politikası ve Hans Dichand’ın oğlu Christoph Dichand’ın yönetimdeki konumu konusunda taraflar arasında ciddi anlaşmazlıklar yaşandı.
2025: Krone yeniden tamamen Dichand ailesinin
Gazetenin tarihinde yeni bir dönem 2025’te başladı.
Funke Mediengruppe, Kronen Zeitung’daki yüzde 50 hissesini Dichand ailesine sattı. Böylece uzun yıllar süren ortaklık sona erdi ve gazete yeniden tamamen Dichand ailesinin kontrolüne geçti. Devir işlemi 2025 sonbaharında rekabet otoritelerinin incelemesinden de geçti.
Bugün gazetenin yayıncısı ve genel yayın yönetmeni Christoph Dichand.
Krone neden önemli?
Kronen Zeitung’ı anlamak için yalnızca tirajına bakmak yeterli değil. Gazetenin asıl önemi, Avusturya’da gündem oluşturma ve siyasi tartışmaları etkileyebilme kapasitesinden kaynaklanıyor.
Bu nedenle Krone’de bir göçmen grubu, Müslümanlar, eğitim, suç, yabancılar ya da entegrasyon hakkında kullanılan dil yalnızca bir gazetecilik tercihi olarak görülmeyebilir. Özellikle tabloid gazeteciliğin karakteristik özelliği olan çarpıcı başlıklar, korku ve kaygı üzerinden kurulan anlatılar, kişiselleştirilmiş örnekler ve sert yorumlar, kamuoyunun bir konuyu nasıl algıladığını etkileyebilir.
Dolayısıyla sizin verdiğiniz “Almanca bilmeyen öğrenciler” yazısını incelerken önemli olan sadece “yüzde 45,7” rakamı değil. Krone’nin bu rakamı hangi başlıkla verdiği, çocukları hangi kelimelerle tanımladığı ve eğitim sorununu göç tartışmasına nasıl bağladığı da haberin kendisi kadar önemli.
Bu açıdan o yazı, yalnızca “Viyana’da Almanca sorunu var” haberinden ibaret değil; aynı zamanda Kronen Zeitung’ın bir toplumsal sorunu hangi çerçeveden okuyucusuna sunduğunu gösteren bir örnek olarak da ele alınabilir.| ©DerVirgül
