Avusturya’da imamların eğitimi tartışılıyor | Türkiye’nin rolü ne olacak?
| Adem Hüyük
Türkiye’de seçilip eğitilen din öğretmenleri ve imamların Avrupa’da görevlendirilmesi Avusturya’da tartışma yarattı. ÖVP’li Lukas Schnitzer, din görevlilerinin ülkede yetiştirilmesini isterken konu, din eğitimi, kurumsal bağımsızlık ve yabancı devletlerin rolü başlıklarını yeniden gündeme taşıdı.
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığının, Avrupa’da görev yapacak din öğretmenleri yetiştirmeyi amaçlayan bir programı bulunuyor. Kronen Zeitung’un haberine göre, Avusturya’da yaşayan gençler de bu programa başvurabiliyor. Programın seçim ve eğitim süreci, Avusturya’da din görevlilerinin nasıl yetiştirilmesi gerektiğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Kronen Zeitung’un haberine dayanan açıklamalarda, Steiermark Eyalet Meclisi’ndeki ÖVP Grup Başkanı Lukas Schnitzer, Türkiye’deki dinî kurumlar tarafından seçilen ve Türkiye’de eğitim alan kişilerin Avrupa’da din öğretmenliği veya imamlık yapmasının çeşitli soru işaretleri doğurduğunu savundu.
Schnitzer, Avusturya’da vaaz veren veya çocuklara din eğitimi veren kişilerin ülkede yetiştirilmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’den yürütülen bu girişimi “siyasi İslam” açısından riskli bulduğunu ifade etti.
Ancak tartışmanın kapsamı, yalnızca bir siyasi partinin değerlendirmesiyle sınırlı değil. Konu; din görevlilerinin hangi kurumlar tarafından yetiştirileceği, eğitimlerinin nasıl değerlendirileceği ve Avusturya’daki din hizmetlerinin hangi kurallar çerçevesinde yürütüleceği gibi daha geniş soruları içeriyor.
Türkiye’nin Avrupa’daki din hizmetlerindeki rolü
Türkiye’de din hizmetlerinin yürütülmesinde Diyanet İşleri Başkanlığı önemli bir kurumsal role sahip. Diyanet’in Avrupa’daki faaliyetleri de Türkiye kökenli toplulukların dinî ihtiyaçları ve din görevlilerinin yetiştirilmesi bağlamında ele alınıyor.
Türkiye’de eğitim almış din görevlilerinin Avrupa’da çalışması, kendi başına herhangi bir siyasi amaç veya hukuka aykırı faaliyet bulunduğunu göstermiyor. Bununla birlikte, din görevlilerinin seçiminde, eğitiminde ve görevlendirilmesinde yabancı bir devlet kurumunun rol alması; kurumsal bağımsızlık, finansman ve hesap verebilirlik konularını gündeme getirebiliyor.
Bu nedenle değerlendirmede, din görevlilerinin hangi ülkede eğitim aldığı kadar eğitim programlarının içeriğine, mesleki yeterliliklerine ve görev yapacakları ülkedeki kurallara uyumlarına da bakılması gerekiyor.
Avusturya’nın yaklaşımı nasıl şekillendi?
Avusturya’da Müslüman dinî cemaatlerin hukuki statüsü ve din hizmetlerinin düzenlenmesi, 2015 tarihli İslam Yasası ile önemli ölçüde yeniden ele alındı. Yasa, dinî cemaatlerin hukuki çerçevesini belirlerken finansman ve din görevlilerinin yetiştirilmesi konularını da tartışmanın parçası haline getirdi.
Avusturya’da İslam ilahiyatı eğitiminin geliştirilmesi, ülkede görev yapacak din görevlilerinin yerel toplumsal koşulları ve hukuk sistemini daha yakından tanımasını sağlayabilecek araçlardan biri olarak görülüyor.
Bununla birlikte, yurt dışında eğitim almış bir kişinin mesleki yeterliliğinin nasıl değerlendirileceği ayrı bir konu. Eğitimini başka bir ülkede tamamlayan bütün adayları aynı kategoride değerlendirmek yerine, diplomaların tanınması, pedagojik yeterlilik, dil bilgisi ve ilgili mevzuata uyum gibi ölçütlerin dikkate alınması mümkün.
Schnitzer’in talebi ise bu tartışmada daha belirgin bir yaklaşımı temsil ediyor: Din hizmetlerinde görev alacak kişilerin Avusturya’da yetiştirilmesi. Bu önerinin nasıl uygulanacağı ve mevcut düzenlemelerle nasıl ilişkilendirileceği, ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.
Din öğretmenlerinin yetiştirilmesi neden önemli?
Din öğretmenleri ve imamlar, yalnızca dinî bilgi aktaran kişiler değil. Özellikle okullarda görev yapan öğretmenlerin pedagojik yeterlilikleri, öğrencilerle iletişimleri ve Avusturya’nın eğitim sistemi hakkındaki bilgileri de önem taşıyor.
Avusturya’da yetiştirilen din görevlileri, ülkenin toplumsal yapısını, hukuk düzenini ve eğitim sistemini doğrudan tanıma fırsatı bulabilir. Bu durum, çocuklara verilen eğitimin yerel koşullarla uyumlu olmasına katkıda bulunabilir.
Öte yandan, Türkiye’de veya başka bir ülkede eğitim almış kişilerin bu yeterliliklere sahip olamayacağı sonucuna otomatik olarak varılamaz. Bunun belirlenmesi, eğitim programlarının ve kişilerin mesleki niteliklerinin somut ölçütlerle değerlendirilmesini gerektirir.
Dolayısıyla tartışmanın yalnızca eğitim alınan ülke üzerinden yürütülmesi yerine, din görevlilerinden beklenen yeterliliklerin açık biçimde tanımlanması ve bütün adaylara tutarlı şekilde uygulanması önem taşıyor.
“Siyasi İslam” değerlendirmesi ve kanıt meselesi
Schnitzer, Türkiye’nin din görevlisi yetiştirme girişimini “siyasi İslam” açısından bir risk olarak değerlendiriyor. Ancak bu ifade, kendisine ait siyasi bir değerlendirme olarak ele alınmalı. Bir programın siyasi amaç taşıdığını veya katılımcılarının belirli bir ideolojiyi yaymak üzere yetiştirildiğini ortaya koymak için programın içeriği, kurumsal ilişkileri ve somut faaliyetleri hakkında ek bilgi gerekiyor.
Aynı şekilde, Türkiye’de eğitim almış bir din görevlisinin yalnızca bu nedenle siyasi bir projenin parçası olduğu ileri sürülemez.
Buna karşılık, din hizmetlerinin finansmanı, görevlilerin seçimi ve kurumlar arasındaki ilişkiler konusunda şeffaflık talep edilmesi, eğitim ve kamu politikası bakımından meşru bir tartışma alanı oluşturuyor.
Bu ayrım, hem siyasi iddiaların kanıta dayalı biçimde değerlendirilmesi hem de dinî faaliyetlerin gereksiz genellemelerle ele alınmaması açısından önem taşıyor.
Avusturya için hangi seçenekler var?
Avusturya’nın önünde yalnızca yurt dışından gelen din görevlilerine karşı çıkmak veya mevcut uygulamaları olduğu gibi sürdürmek şeklinde iki seçenek bulunmuyor.
Ülkede din eğitimi programlarının geliştirilmesi, öğretmenlerin ve imamların mesleki yeterliliklerinin belirlenmesi, eğitim kurumları arasındaki ilişkilerin şeffaflaştırılması ve yabancı devletlerle bağlantılı finansman modellerinin yürürlükteki hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi de mümkün.
Böyle bir yaklaşımda, din görevlilerinin nerede eğitim aldığı kadar hangi kurum tarafından görevlendirildiği, hangi koşullarda çalıştığı ve mesleki sorumluluklarının nasıl denetlendiği de dikkate alınabilir.
Ayrıca belirlenecek standartların yalnızca bir dinî topluluğa veya tek bir ülkeye özgü olmaması, hukuk önünde eşitlik ve din özgürlüğü ilkeleri bakımından önem taşıyor.
Tartışmanın merkezinde eğitim ve kurumsal sorumluluk var
Türkiye’nin Avrupa’da görev yapacak imamlar ve din öğretmenleri yetiştirmesi, Avusturya’da din hizmetlerinin geleceğine ilişkin tartışmalardan birini oluşturuyor. ÖVP’li Lukas Schnitzer, bu faaliyetleri siyasi İslam açısından riskli buluyor ve din görevlilerinin Avusturya’da yetiştirilmesini talep ediyor.
Bu talebin değerlendirilmesi, programın somut özelliklerinin ve mevcut yasal çerçevenin incelenmesini gerektiriyor. Türkiye’de eğitim almak tek başına siyasi bağlılığın göstergesi olmadığı gibi, Avusturya’da eğitim almak da bir kişinin mesleki yeterliliğini veya bağımsızlığını tek başına garanti etmiyor.
Bu nedenle tartışmanın temel sorusu yalnızca din görevlilerinin nerede yetiştirileceği değil; eğitim kalitesinin nasıl güvence altına alınacağı, görevlendirmelerin hangi ölçütlere dayanacağı ve kurumlar arasındaki ilişkilerin ne kadar şeffaf olacağıdır.
Avusturya’da din eğitimi konusunda izlenecek politikanın, hem din özgürlüğünü hem de eğitim sisteminin sorumluluklarını gözeten, açık ve eşit biçimde uygulanan kurallara dayanması gerekiyor.| ©DerVirgül