Toplumsal Başarı Var, Siyasi Etki Yok
| Adem Hüyük
Avusturya’daki Türkiye kökenli insanların hikâyesi yalnızca göç, uyum ve ayrımcılık başlıklarıyla açıklanamaz. On yıllar içinde bu ülkede iş kuran, meslek sahibi olan, üniversitelerde eğitim gören; bilim, sanat, kültür ve farklı meslek alanlarında başarı elde eden kuşaklar yetişti. Bu başarıların temelinde bireysel çaba, ailelerin fedakârlıkları, eğitime verilen önem ve kuşaklar boyunca sürdürülen emek bulunuyor.
Ancak toplumsal ve ekonomik alanda elde edilen başarı, siyasi karar mekanizmalarında aynı ölçüde etkili olunduğu anlamına gelmiyor.
Avusturya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin bir bölümü, ekonomik ve toplumsal yaşamın aktif bir parçası olmasına rağmen siyasi yaşamla arasında mesafe bırakıyor. Bu durumu yalnızca ilgisizlikle açıklamak mümkün değil. Vatandaşlık statüsü, siyasi partilere duyulan güven, temsil eksikliği, ayrımcılık deneyimleri ve kişinin kendisini yaşadığı ülkenin siyasi yaşamına ne ölçüde ait hissettiği bu mesafeyi etkileyebiliyor.
Burada önemli bir hukuki ayrım da var. Avusturya vatandaşlığına sahip Türkiye kökenliler, gerekli koşulları karşılamaları hâlinde seçimlerde oy kullanabiliyor ve aday olabiliyor. Yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanlar ise Avusturya ulusal parlamento ve eyalet seçimlerinde oy kullanamıyor; belediye seçimlerinde de genel olarak oy hakkına sahip değiller. Dolayısıyla siyasi katılımı değerlendirirken, oy kullanma hakkı bulunanlarla bu haktan hukuken yararlanamayanları birbirinden ayırmak gerekiyor.
Asıl soru şu: Avusturya’da kendi yaşamını kurmak, ekonomik bağımsızlığını kazanmak ve gelecek kuşaklara daha iyi koşullar bırakmak için büyük çaba gösteren Türkiye kökenlilerin toplumsal başarısı, neden her zaman siyasi temsile ve karar alma süreçlerinde etkili olmaya dönüşmüyor?
Bu sorunun yanıtını yalnızca bireylerin tercihlerinde aramak yeterli değil. Siyasi partilerin Türkiye kökenli seçmenlerle kurduğu ilişki, bu kesimin karar mekanizmalarında ne ölçüde yer bulduğu ve farklı siyasi görüşlere sahip insanların taleplerini ne kadar özgür biçimde dile getirebildiği de değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, siyasi katılım üzerindeki etkisi araştırılması gereken bir başka unsur daha var: Türkiye’nin Avusturya’da yaşayan Türkiye kökenlilerle kurduğu siyasi ilişki.
Ankara’nın Diaspora Politikası da Sorgulanmalı
Avusturya’daki Türkiye kökenlilerin siyasi yaşama katılımını tartışırken sorumluluğu yalnızca Avusturya’nın vatandaşlık yasalarına, siyasi partilerine veya toplumsal koşullarına bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Türkiye’nin de bu tablonun oluşmasında ne ölçüde etkili olduğu sorgulanmalıdır.
Türkiye’deki seçimlerin yurt dışında yaşayan vatandaşlar için de siyasi bir gündem oluşturması, Ankara’nın diaspora ile ilişkisini yalnızca kültürel bağlar üzerinden açıklamayı zorlaştırıyor. Türkiye’deki siyasi rekabetin Avusturya’daki toplumsal ilişkilere, örgütlenmelere ve siyasi tercihlere nasıl yansıdığı üzerinde durmak gerekiyor.
Buradaki temel soru, Türkiye’nin yurt dışında yaşayan vatandaşlarını ve Türkiye kökenli toplulukları, yaşadıkları ülkelerin demokratik yaşamına katılan bireyler olarak mı gördüğü, yoksa onlarla kurduğu ilişkiyi öncelikle Türkiye’nin siyasi gündemi üzerinden mi şekillendirdiğidir.
Türkiye’deki gelişmeleri takip etmek, Türkiye seçimlerinde oy kullanmak veya Türkiye ile bağlarını korumak, elbette Avusturya siyasetine ilgisiz kalmak anlamına gelmez. İnsanların birden fazla ülkeyle kültürel, toplumsal ve siyasi bağlar kurması doğaldır. Ancak Türkiye’deki siyasi gündemin Avusturya’daki yaşam koşullarını belirleyen gelişmelerin önüne geçip geçmediği de araştırılması gereken bir konudur.
Çünkü Avusturya’da yaşayan insanların günlük hayatını etkileyen kararların önemli bir bölümü bu ülkenin siyasi kurumlarında alınıyor. Eğitim, konut, çalışma koşulları, vatandaşlık, göç ve sosyal politikalar doğrudan burada yaşayan insanların geleceğini belirliyor. Bu nedenle Türkiye’nin diaspora politikası da Avusturya’daki demokratik yaşama katılımı ne ölçüde dikkate aldığı üzerinden değerlendirilmelidir.
Türkiye kökenli insanların Türkiye ile bağlarını sürdürmesi ile Avusturya’da siyasi özne hâline gelmesi birbirine zıt süreçler değildir. Asıl mesele, bu iki ilişkinin birbirini güçlendirip güçlendirmediğidir.
Avusturya’da toplumsal ve ekonomik başarı elde eden insanların yaşadıkları ülkenin siyasi süreçlerinde ne ölçüde söz sahibi olduğu kadar, Türkiye’deki siyasi aktörlerin bu insanlarla nasıl bir ilişki kurduğu da önemlidir. Eğer diaspora ile ilişki ağırlıklı olarak Türkiye’deki seçimler ve siyasi rekabet üzerinden şekilleniyorsa, bunun Avusturya’daki siyasi katılıma etkisi sorgulanmalıdır. Ancak böyle bir etkinin varlığı ve boyutu, varsayımlarla değil, somut veriler ve örneklerle ortaya konulmalıdır.
Sonuçta mesele, Türkiye kökenli insanların Türkiye ile bağlarını koruyup korumamaları değil; hem Türkiye hem de Avusturya ile ilişkilerini kendi iradeleri doğrultusunda kurabilmeleri ve yaşadıkları ülkede kendilerini ilgilendiren kararların alınmasına katılabilmeleridir. Bu noktada iki devletin yaklaşımı da aynı ölçütle değerlendirilmelidir: İnsanların bireysel hakları, özgür tercihleri ve kendi gelecekleri üzerindeki söz hakkı ne ölçüde gözetiliyor?| ©DerVirgül