“Demokrasi ve insan hakları için mücadele etmek cesaret istiyor”

“Demokrasi ve insan hakları için mücadele etmek cesaret istiyor”

Almanya’da sendikalar, kiliseler ve insan hakları örgütleri, demokrasinin geleceğinden kaygılı. Sivil toplum, aşırı sağın tehdidi altındaki grupları nasıl koruyabilir? 

Demokrasi ve insan hakları için mücadele etmek, bazıları açısından artık cesaret isteyen bir işe dönüştü. 

Felix Pankonin için bütün kapı ve pencereleri kapatıp kontrol etmek neredeyse alışkanlık haline geldi. Bazen öfkeli ve aşırı sağcı bir AfD milletvekili arazisine geliyor, bazen bisikletleri tahrip ediliyor, bazen de hayvanlarına zarar verileceği yönünde tehditler alıyor. Son olarak partneri fiziksel saldırıya uğradı. 

Pankonin, Saksonya-Anhalt eyaletindeki Zittau kentinde siyaset, Yahudilik tarihi ve antisemitizmle mücadele konusunda eğitimler veren bir projenin yöneticisi. 

Doğu Almanya’daki göçmen örgütlerinin çatı kuruluşu DaMOst’ta siyasi danışman olarak çalışan Keerthana Kuperan da aşırı sağın son üç yılda çalışmalarını büyük ölçüde şekillendirdiğini söylüyor. 

Kuperan’a göre güvenlik ortamı tamamen değişmiş durumda. Saat 18.00’den sonra kimsenin ofiste tek başına kalmadığını, kırsal bölgelerde afiş asılması gerektiğinde ise önceden güvenlik önlemleri alındığını belirtiyor. 

Çalışmalarında önceliğin aktivistlerin fiziksel güvenliğini sağlamak olduğunu söyleyen Kuperan, bunun yanı sıra “kısmen aşırı sağcı” olarak sınıflandırılan Almanya için Alternatif (AfD) ile mücadeleye de dikkat çekiyor. 

Kuperan’a göre AfD, özellikle göç konusunda verdiği parlamento soru önergeleriyle siyasi gündemi sürekli bu konuya çekiyor ve aslında başlı başına siyasi bir yönelim olmayan göçü siyasetin merkezine yerleştiriyor. 

“Göç bir siyasi yönelim değil ki” diyor Kuperan. 

Bu durum, yabancı nüfus oranının düşük olduğu Saksonya-Anhalt açısından da dikkat çekici. DaMOst’un gözlemlerine göre göç konusunun sürekli gündeme taşınması, siyasi söylemin sağa kaymasına yol açıyor. Bunun sonucunda demokratik ağlar itibarsızlaştırılıyor, mali kaynak ve insan gücü kaybediliyor. 

Yeşiller siyasetçisine yönelik saldırılar 

Saksonya-Anhalt’ın 37 bin nüfuslu Stendal kentinde Yeşiller’den belediye meclisi üyesi olan Miriam Zeller de aşırı sağcı baskının hedeflerinden biri. 

Zeller, 6 Eylül’deki eyalet meclisi seçimlerinde adaydı. Anlattığına göre Yeşiller’in eyalet hükümetinde yer aldığı dönemde kendisine yönelik saldırı ve hakaretler daha da ağırlaştı. 

Kızı artık doğum günü partilerine davet edilmemeye başladı. Zeller ise “savaş kışkırtıcısı” gibi ağır hakaretlere maruz kaldı. Yeşiller, Rusya’nın saldırısına uğrayan Ukrayna ile dayanışmadan yana tavır almıştı. 

“Daha kötüsü olamaz” diyen Zeller, sohbet sırasında öğretmen olarak devlet memuru statüsünde bulunmasının kendisi için bir avantaj olduğunu özellikle vurguluyor. AfD’nin iktidara gelmesi halinde kamu çalışanlarına yönelik olası tasfiyeler, belli ki pek çok kişiyi endişelendiriyor. 

Demokrasi ittifakının amacı ne? 

“Demokrasi İçin Birlikte” ittifakı, Pankonin, Kuperan ve Zeller gibi kişilerin daha iyi korunmasını amaçlıyor. İttifak, aşırı sağcıların saldırısına veya tehdidine maruz kalan kişi ve kurumlara destek vermek istiyor. 

Amaç, demokrasi için mücadele ettiği için saldırıya uğrayan hiç kimsenin yalnız bırakılmaması. 

80’den fazla kuruluşun desteklediği “Dayanışma Anlaşması”na sendikalar, büyük Hristiyan kiliseleri, spor dernekleri, insan hakları örgütleri, sosyal kuruluşlar ve çevre örgütleri katılıyor. Bu kuruluşlar, demokrasiye yönelik saldırıların giderek arttığının belirginleştiği 2024 yılında “Aşırı Sağa Karşı İttifak” çatısı altında bir araya gelmişti. 

İttifak üyeleri, gençlik veya kültür merkezlerine yönelik saldırılarda, kamuoyu önünde görüş bildiren kişilere karşı nefret kampanyalarında ya da gönüllü çalışanların tehdit edilmesi durumunda destek sunmak istiyor. Bu destek, kamuoyu önünde dayanışma göstermekten hukuki ve maddi yardıma kadar uzanabilecek. 

İttifakta Alman Sendikalar Birliği (DGB), Greenpeace ve kilise kuruluşları gibi güçlü aktörler de bulunuyor. 

Beş milyondan fazla üyesi bulunan DGB’nin Başkanı Yasmin Fahimi de yeni anlaşmayı Berlin’de tanıttı. 

DW’nin, AfD’nin seçimleri kazanması halinde kamu personelinde köklü bir tasfiyeye gidip gidemeyeceğine ilişkin sorusuna Fahimi net yanıt veriyor: 

“Saksonya-Anhalt eyaletinde AfD’nin idarelerde, bakanlıklarda, mahkemelerde ve poliste bütün personeli değiştirme hayali tamamen hukuka aykırı. Üyelerimizi de tam olarak bu konuda bilgilendiriyoruz ve buna karşı koyabileceklerini anlatıyoruz. Bir kişinin kararname çıkararak istediği gibi hareket edebileceğini düşünmek de otoriter zihniyetin bir göstergesi. Bizim demokrasimiz böyle işlemiyor.” 

Fahimi’ye göre DGB, çalışanların kendilerini savunabilmeleri için anayasa hukuku ve kamu personeli hukuku konusunda eğitimler veriyor. Sendika Başkanı siyasetten de daha fazla çaba bekliyor. 

Özellikle bölgelerde ve kamu kurumlarında çalışanların hukuka aykırı talimatlara boyun eğmek zorunda olmadıklarını bilmeleri gerektiğini belirten Fahimi, İçişleri Bakanları Konferansı’nın da konuyu ele almasını istiyor. Kamu çalışanlarının, bakanlıklarda ve hukuk devleti kurumlarında görev yapanların yalnız bırakılmaması için açık bilgiler, seminerler ve atölye çalışmaları düzenlenmesini öneriyor. 

DGB’nin hukuki koruma uzmanlarından yalnızca sendika üyeleri yararlanabiliyor. Ancak sendika, bu uzmanların bilgi ve deneyimini ittifakla paylaşıyor. 

LGBTQ+ bireyler için yeni umut 

1990’dan bu yana lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve queer bireylerin haklarını savunan Queer Çeşitlilik Derneği’nden Andre Lehmann da ittifakı olumlu değerlendiriyor. 

Lehmann’a göre ittifak, yerelde aktif olan queer bireyler için daha fazla koruma sağlayabilir. Almanya’nın dört bir yanında Onur Yürüyüşü (CSD) etkinliklerine yönelik çok sayıda saldırı gerçekleştiğini belirten Lehmann, yerel sorumluların bazen böyle durumlarda ne yapacaklarını bilemediğini söylüyor. 

Berlin’deki Onur Yürüyüşü’ne yönelik saldırının LGBTQ+ toplumunu derinden sarstığını belirten Lehmann, aynı dönemde çok sayıda demokrasi projesinin mali kaynaklarının da ciddi biçimde azaltıldığına dikkat çekiyor. 

Alman hükümetinin bütçe kesintileri ve yeniden yapılandırmaları nedeniyle demokrasi projelerinde oluşan finansman açığını ittifakın tamamen telafi etmesi mümkün görünmüyor. Ancak ittifak üyelerinin sahip olduğu farklı yetenek ve deneyimler önemli bir katkı sağlayabilir. 

Çevre örgütü Greenpeace’in Yönetim Kurulu Üyesi Sophie Lampl, kendi kuruluşlarının katkısını şöyle anlatıyor: 

“Bir çevre örgütü olarak sunabileceğimiz güçlü yanlardan biri kesinlikle kampanya yapabilme kapasitemiz. Sivil toplum kuruluşları ya da bireyler saldırıya uğradığında onları desteklemek, kamuoyu önünde yanlarında durmak ve yapılan haksızlığı görünür hale getirmek.” 

İttifak kırsal bölgelerde de yardımcı olabilecek mi? 

“Demokrasi İçin Birlikte” ittifakı, Felix Pankonin’e bugüne kadar birçok kez yardımcı oldu. Hukuki danışmanlık, güvenlik için maddi destek ve manevi dayanışma sağladı. 

Ancak tarihçi Pankonin’in asıl beklentisi, büyük aktörlerin kırsal bölgelerde daha fazla görünür olması. 

Zittau’da demokrasi için mücadele edenlerin neredeyse her zaman kendi başlarına kaldığını söyleyen Pankonin, Saksonya-Anhalt seçimlerinden sonra Saksonya’da da koşulların daha da sertleşmesinden endişe ediyor. 

Yeşiller siyasetçisi Miriam Zeller’e ise şimdiye kadar küçük yerel ağlar yardımcı olmuş. Zeller, büyük bir ağın yeni dayanışma anlayışıyla çok şey başarabileceğine ve kırsal bölgelerde de önemli bir destek sağlayabileceğine inanıyor. 

Andre Lehmann ise mücadeleci bir mesaj veriyor: 

“Bu demokrasiyi savunacağız ve gerekirse yereldeki insanlarımızı da bu zor dönemden geçirip çıkaracağız.” 

 

Yayınlama: 07.09.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.