“Devlet babaya” gerçekten ihtiyacımız var mı?
Ulaştırma Bakanı Hanke [SPÖ], elektrikli scooter’lara yönelik kuralların daha da sıkılaştırılmasını değerlendiriyor. Peki bireysel sorumluluğun sınırı nerede? Her durumda bizi koruyup kollayacak bir “devlet babaya” gerçekten ihtiyacımız var mı?
Die Presse gazetesinden Norbert Rief’in makalesine göre, Biz Avusturyalıların devletle ilginç bir ilişkisi var. Devleti fazla bürokratik olmakla, gereğinden fazla kural ve düzenlemeye sahip olmakla eleştiriyoruz. Ancak devlet bir kez görev başında olmadığında da itiraz ediyoruz.
Örneğin destek verilmesi, tazminat ödenmesi, şirketlerin kurtarılması ya da yanlış bir kararın sonuçlarının o kararı veren kişinin üzerinde kalmasının mümkün olduğunca engellenmesi söz konusu olduğunda devleti yanımızda görmek istiyoruz.
Kısacası, devleti yalnızca ona ihtiyaç duymadığımız zaman daha az istiyoruz.
Özellikle kamusal alanda yeni bir olgu ortaya çıktığında bazıları hemen devleti göreve çağırıyor ve yeni düzenlemeler talep ediyor. Elektrikli scooter ve elektrikli bisiklet tartışmalarında da bunu yeniden görüyoruz.
Ulusal Meclis kısa süre önce 14 ya da 16 yaşına kadar olan kullanıcılar için kask zorunluluğu getirdi. Ancak bazılarına göre bu da yeterli değil. Ulaştırma Bakanı Peter Hanke (SPÖ), pazar günü Kronen Zeitung gazetesine verdiği röportajda kask zorunluluğunun 18 yaşına kadar genişletilebileceğini söyledi. En azından yetişkinler için böyle bir öneri şimdilik gündemde değil.
Bazıları ise elektrikli scooterların azami hızının saatte 25 kilometreden 20 kilometreye düşürülmesini istiyor.
Bunun ardındaki niyet elbette iyi olabilir: Amaç insanların can güvenliğini korumak. Ancak bu düşünce biçiminin beraberinde getirdiği yan etkiler ağır olabilir. Çünkü toplumsal yaşamın temel taşlarından biri olan bireysel sorumluluğu zayıflatıyor.
Kurt vejetaryen değilse…
Elektrikli scooter örneğini mantıksal olarak sonuna kadar götürürsek devletin yüzme havuzlarını da yasaklaması gerekir. Ya da en azından herkesin suya kolluklarla girmesini zorunlu tutması…
Avusturya’da her yıl 40’tan fazla kişi boğularak hayatını kaybediyor. Elektrikli scooter kazalarında ise 2024 yılında yedi kişi yaşamını yitirdi.
Bu rakamlar üzerinden küçük bir parantez açalım: Statistik Austria verilerine göre uzun yıllar ortalamasında Avusturya’da her yıl beş ila altı kişi arı, yaban arısı veya eşek arısı sokması nedeniyle hayatını kaybediyor.
Kurtlar nedeniyle ise Avrupa’nın tamamında son 100 yılda doğrulanmış toplam dokuz ölüm bulunuyor.
Ancak bir kurt vejetaryen olmadığını gösterip bir koyunu parçaladığında, Avusturya’da hemen “problem kurt” ilan ediliyor ve vurulmasına izin veriliyor.
Liberal hukuk devleti, insanların riskleri kendi başlarına değerlendirebilecekleri ilkesine dayanır.
Özgürlük yalnızca doğru kararlar verme hakkı değildir. Başkalarını tehlikeye atmadığımız sürece yanlış kararlar verme hakkını da içerir.
Sınır nerede?
Buna karşı en sık dile getirilen argüman şu: Mantıksız davranışların sonuçları yalnızca bireyin kendisini etkilemiyor; yüksek tedavi masrafları nedeniyle bütün topluma da yük getiriyor.
Ancak aynı durum, kendine aşırı güvenerek siyah pistten aşağı hızla inen kayakçılar için de geçerli. Hafta sonu Mariazell’e motosikletiyle gidenler, dağcılar, hatta yaşları ilerlemiş amatör futbolcular için de…
Bütün bu faaliyetler sağlık sistemi açısından her yıl önemli maliyetler yaratıyor.
Peki sınırı nerede çizeceğiz?
Sigara içenler veya aşırı kilolu insanlar da yüksek sağlık harcamaları açısından risk oluşturuyor.
Asıl soru aslında çok basit:
Her tehlikenin bir yasak veya yeni bir kuralla karşılandığı bir toplumda gerçekten yaşamak istiyor muyuz?
Özgür bir toplum, bütün riskleri ortadan kaldırmasıyla özgür değildir. Tam tersine, vatandaşlarına kendi davranışlarının sorumluluğunu üstlenebilecekleri konusunda güvenmesiyle özgürdür.
Devlet ne zaman bireysel sorumluluğun yerini almaya başlarsa, belki güvenlik biraz daha artar.
Ama bunun karşılığında özgürlük çok daha fazlasını kaybedebilir.| ©DerVirgül