Viyana’da değişen demografi ve “Euro-İslam” tartışması
Viyana devlet okullarında Müslüman öğrencilerin oranının hızla artması, Avusturya’da yeni bir toplumsal tartışmayı beraberinde getirdi. Son verilere göre Viyana’daki zorunlu eğitim kapsamındaki devlet okullarında öğrencilerin ortalama yüzde 42’si Müslüman. Ortaokullarda bu oran yüzde 46’ya kadar çıkarken, ilkokullarda Hristiyan öğrenciler yüzde 37 ile küçük bir farkla çoğunluğu koruyor. Katoliklerin oranı ise yalnızca yüzde 22 seviyesinde kalıyor.
Bu tablo bazı kesimlerde şaşkınlık, bazı çevrelerde ise endişe yaratıyor. Ancak tartışmanın merkezinde yalnızca demografik değişim değil, İslam’ın Batı’daki seküler ve çoğulcu toplumlarla nasıl bir ilişki kuracağı sorusu yer alıyor.
Uzmanlara göre Müslüman nüfusun Viyana ve diğer büyük şehirlerde hızla artmasını doğrudan “varoluşsal tehdit” olarak görmek doğru değil. Ancak sorunun sadece eğitim politikaları, sosyal projeler veya demokrasi dersleriyle çözülebileceğini düşünmek de gerçekçi bulunmuyor.
Çünkü Avrupa’da çoğunluk hâline gelen bir Müslüman toplumun nasıl bir dönüşüm yaşayacağı konusunda net bir deneyim bulunmuyor.
Bu tartışmalar sürerken sosyolog ve entegrasyon uzmanı Kenan Güngör’ün genç Müslümanlar üzerine hazırladığı araştırma da dikkat çekti. Çalışmaya göre özellikle 2015 sonrası Suriye, Afganistan ve Irak’tan gelen göç dalgasıyla birlikte Avusturya’daki Müslüman toplumun yapısı değişmeye başladı. Daha önce Türk ve Boşnak kökenlilerin ağırlıkta olduğu yapı, Arapça konuşan toplulukların artışıyla farklı bir yön aldı.
Güngör, genç Müslümanların bir kısmını “Kur’an merkezli, daha katı ve selefi eğilimlere açık” olarak tanımlıyor. Araştırmaya katılanların yüzde 65’i İslam kurallarının günlük hayatın tüm alanlarında geçerli olması gerektiğini savunuyor. Ayrıca antidemokratik, şiddete eğilimli ve dışlayıcı düşüncelerin Müslüman gençler arasında diğer gruplara göre daha yaygın olduğu belirtiliyor.
Bu tablo, birçok uzmanın “genç Müslümanlar zamanla seküler topluma tamamen uyum sağlar” beklentisini sorgulamasına neden oluyor. Yazıda özellikle Fransa örneği hatırlatılıyor. Bazı mahallelerde devlet otoritesinin zayıfladığı, polisin girmekte zorlandığı paralel toplumların oluştuğu ifade ediliyor. Böyle bir yapının zamanla siyasi partileri de bu gruplarla pragmatik ilişkiler kurmaya itebileceği savunuluyor.
Almanya’da yaşayan Filistin kökenli İslam eleştirmeni Ahmad Mansour da benzer uyarılarda bulunuyor. Mansour’a göre Avrupa’da bazı bölgelerde demokratik değerler giderek daha az kabul görüyor. İfade özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği, bireysel özgürlükler ve antisemitizm gibi konularda Batı değerlerini reddeden gençlerin sayısının arttığı belirtiliyor. Mansour, Paris, Londra, Brüksel, Berlin ve Viyana’da devlet kurallarının daha az etkili olduğu bölgelerin oluşmaya başladığını söylüyor.
Makalede dikkat çekilen bir diğer konu ise görücü usulü ve akraba evlilikleri. Özellikle ailelerin köylerinden veya akrabalarından eş getirmesiyle oluşan “evlilik göçü”, Avusturya’daki göçün en önemli kaynaklarından biri olarak değerlendiriliyor. Yazıda örnek olarak, 14 yaşında hiç tanımadığı biriyle evlendirilen Suriyeli bir genç kızın hikâyesine yer veriliyor.
Katolik Kilisesi’nin ise bu konuda yetersiz kaldığı savunuluyor. Kilise yöneticilerinin okullarda Hristiyan çocukların baskı gördüğünü bildiği ancak bunu açık şekilde dile getirmekten kaçındığı öne sürülüyor. Dinler arası diyalog söyleminin günlük hayattaki sorunları çözmekte etkisiz kaldığı ifade ediliyor.
Öte yandan bazı çevreler çözüm olarak din derslerinin okul sisteminden çıkarılmasını ve yerine herkese zorunlu etik dersleri verilmesini öneriyor. Ancak yazıda bunun tersinin yapılması gerektiği savunuluyor. Din eğitiminin devlet denetiminde okullarda kalmasının, gençlerin kendi kimliklerini sorgulayıp anlamaları açısından önemli olduğu belirtiliyor.
Makalenin sonunda ise temel soruya dikkat çekiliyor: Devlet ile dini birbirinden ayırmayan bir inanç sistemi, modern ve özgürlükçü hukuk devletiyle nasıl uyum sağlayabilir?
Yazara göre bugün için Avrupa’da liberal değerlerle tamamen uyumlu bir “Euro-İslam” modelinin ortaya çıktığı söylenemiyor.| ©DerVirgül