Katı bir ataerkil ülke | Avusturya

Kriz ve seçim hükümetine atanan tek bir kadın başbakanı olan, 1991 yılında kurulan ancak 2000’li yıllarda işlevsel olan kadın bakanlığına kavuşan, aynı işi yapan ama daha düşük maaş alan kadınların yaşadığı, Rusya ile Avrupa arasında tampon görevi gören sosyal refahın sembol ülkesi Avusturya… aslında tipik bir erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzeni yaşıyor.

Katı bir ataerkil ülke | Avusturya

| Adem Hüyük

Avusturya tarihini şekillendiren kahramanlıklarda kadınların ismini görmek nerdeyse imkânsız. Öne çıkan kadın isimler ise, cinsel anlamda nitelendirilmiş ve birey olmaktan ziyade kadın olduklarından dolayı başarıya ulaştıkları söylenerek, cinsiyetçi aşağılanmaya maruz kalmışlardır.

Kıyaslamak gerekirse; 22 Mayıs 1955, Erzurum, 93 Harbi sırasında Erzurum’da Aziziye savunmasına katılan, Rus işgaline karşı Erzurum’daki halk direnişinin simgesi hâline gelmiş Türk kadın kahraman Nene Hatun hakkında, çok güzel kadındı gibi cinsiyetçi söylemler tarihte yer almamış, bilakis cesareti ve örgütleyici kabiliyeti ön plana çıkartılmıştır. Dolayısıyla Nene Hatun bir kadın olmaktan öte bir birey olarak tarih sayfalarına işlenmiştir.

Uyarı: Bu örneğin, Anadolu coğrafyasında kadının çok değerli olduğunu da göstermediğini de dip not olarak düşmemiz gerekir. Zira, Anadolu topraklarında Selçuklu Devleti sonrasında kadının değersizleştirildiği de bilinmektedir.

Köleci, feodal ve nihayetinde kapitalist toplumların binlerce yıl süre gelen yaşam biçimlerinde kadın, tarım devriminden sonra, tarlada çalışacak emek gücünü doğuran, onu yetiştiren olarak erkek tarafından hegemonya altına alınmıştır. O günden bugüne kadın, emek gücü üreyen bir nesne olurken, tek tanrılı dinin dünyaya hükmetmesiyle birlikte, teolojik olarak kutsanmış, erkeğe aitliği saptanmış ve emredilmiştir.

Bilimsel tarihin tarım devriminden önce anaerkil topluma dair bulgular göstermiş olması, metafiziksel tarihin karşısında bir anlamı olmamıştır. Tek tanrılı dinler bile kadını tekil yani birey olarak konumlandırmamış inisiyatif vermemiştir. İsa peygamberin annesi Meryem’in kutsallığı ve peygamberliği bütünü kapsamasa da kabul görmektedir. Onun dışında kadını kutsayan söylemler, İslam dininde, “cennet annelerin ayaklarının altındadır” söylemiyle anneyi yani üreyeni kutsayan bir dini anlayış olarak kendisini göstermiştir. Ancak teolojik acıdan hiçbir dönem kadın ve erkeğin eş değer tutulduğuna dair bir kanıt, eylem, uygulama görülmemiştir.

On bir bin yıl önce, ağaçlardan kopartılarak yenilen meyvelerin çekirdeklerinin atıldığı toprakta yetişen fidanları görene kadar, kadın-erkek arasındaki biyolojik fark dışında bir ayrımcılık gözetilmiyordu. Tohum toprağa düştü. Toprağın verimliliği fark edildi.

Ancak toprak zordu… Kolektif emek istiyordu… Rasgele üreme yerini, sahiplenmeye bıraktı. Erkek, doğan her çocuğun toprak üzerindeki hakimiyetini artıracağını fark etti. Ve kadını, doğurduğu çocuk için sahiplendi. İlerleyen yüzyıllarda, özel mülkiyet anlayışının hâkim olduğu süreçte, kadını hegemonyası altın alarak, soy devamı gibi mirasçı bir toplumsal anlayışın adımlarını attı…

Avusturya demokrasinin yumuşak karnı | Kadın!

Tek tanrılı süreçte kadını en çok yok sayan ve zulmeden din kuşkusuz Hristiyanlık dinidir. Bazı bilim insanlarının varsayımlarına göre, kadının bu dinde zulüm görmesi, İsa peygamberin annesi Meryem Ana’nın Yahudi hahamlarından gördüğü kötülüğü, her kadın Hristiyan’ın bünyesinde yaşaması, onun acılarına şahit olması ve bu sebeple de tanrıya olan inancında baki kalması kutsanmıştır.

Zira, rahibe ve papazların bakire / bakir kalmalarını ön gören dini zorunlulukta, Meryem Ana’nın bakire olmasına rağmen, İsa peygamberi doğurabilmesi gibi bir mucizeye bağlanmış ve dinen farz koşulmuştur.

Bilimsel tarihin gelişiminde ise Avusturya, başkenti Viyana ekseninde şekillenmiştir. Kavimler göçünün geriye bıraktığı bilgilere göre, Viyana’ya kalmak üzere ilk gelenler, MÖ 400 yıllarında yerleşmeye başlayan ve önemli mirasları günümüze dek kaybolmamış, yüksek bir kültüre sahip bir kavim olan Keltlerdi.

Keltler’den 1848 devrimlerine, oradan 12 Kasım 1918 birinci cumhuriyetin ilanı 26 Ekim 1955 ikinci cumhuriyet ilanı ve refah devlet yolunda ilerleme, ancak kadına dair bir yapısal oluşum söz konusu olmamıştır. Marksizm’in elverdiği ve sosyal demokrasinin ön gördüğü derecede, erkek siyasetçiler kadın hakları konusu da fikir yürütmüş ve bu kapsamda imtiyazlar tanıyarak lütuflarda bulunmuşlardır.

Johanna Aloisia Dohnal 1991 yılında Avusturya’nın ilk kadın Bakanı

Eşitlik politikası alanında uzun yıllar süren siyasi faaliyetin ardından Bruno Kreisky [SPÖ] tarafından Dohnal, 1979 yılında genel kadın işleri devlet sekreterliğine getirildi.

Avusturya kadın politikasında daha fazla adım atmaya başlamış ve özellikle çalışan kadınlar için çok sayıda yasal iyileştirme yapmıştı. Ayrıca barış, eğitim ve kalkınma politikasıyla da ilgilendi. Dohnal, 1990 yılına kadar tüm hükümetlerde Kadınlardan Sorumlu Devlet sekreteri olarak kaldı.

Ocak 1991’de Dohnal, Şansölye Franz Vranitzky başkanlığında Kadın İşlerinden Sorumlu Federal Bakan oldu ve onu Avusturya’nın ilk Kadın İşlerinden Sorumlu Bakanı yaptı. 1995 yılına kadar bakanlık görevini sürdürdü.

Kamu sektörü için eşitlik yasaları 1993’te kabul edildi; Üniversitelerde ve bakanlıklarda kadın kontenjanı getirildi. Ancak 1990’ların ortalarında aşırı sağçı Jörg Haider’in ilk büyük başarılarının ardından Avusturya’da muhafazakar bir dönüş başladı; Dohnal’ın girişimleri ve kişiliği keskin tartışmalarla sorgulandı. Dohnal karşılık verdi, ancak artık ülkedeki ruh halindeki değişime karşı kararlı bir şey yapamadı; 1995 yılında Vranitzky, direnişine rağmen o Kadın Bakanı olarak hükümetten uzaklaştırdı. Profesyonel politikadan çekildi ve artık siyasi görev için aday olmadı- siyaseti bıraktı…

2008 yılında Studienverlag ile birlikte Avusturya Kadın Politikasının İç Görünümleri kitabını yayınladı; burada Avusturya’da kadın siyasetinin gelişimi, özerk kadın hareketiyle işbirliğine kadar 1970’lerdeki reformlar ve aynı zamanda SPÖ içindeki anlaşmazlıklar hakkında eleştirileri yazdı.

El yordamıyla, Avusturya’nın İlk Kadın Başbakanı

Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache’nin yer aldığı Ibiza video skandalının ardından ortaya çıkan hükümet krizi sonucunda, ÖVP-FPÖ koalisyon hükümeti dağılmış, akıbetinde Başbakan Sebastian Kurz (ÖVP) için parlamentoda güvensizlik oylaması yapılmış ve Başbakan güven oyu alamamıştı.

Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, Anayasa Mahkemesi Başkanı Brigitte Bierlein’e seçim hükümeti kurması için yetki verdi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Brigitte Bierlein, Avusturya’nın ilk kadın Şansölyesi olma unvanını aldı.

Öteden beri Avusturya’da kadına dair otoriter bir yapılanma tek başına ifade edilmemiş ve kurumsal alanda adım atılmamıştır.

Bugün bile kadın bakanlığı tek başına tekil bir görev üslenmediği gibi entegrasyon, basın/yayın, eşitlik gibi toplumsal kategorilerle birlikte yürütülmektedir. Kadınlar ve Eşitlik Gündemlerinden sorumlu olan Federal Bakan, aynı zamanda Aile, entegrasyon ve Medya Bakanı Susanne Raab’dır.

Dokuz milyon nüfusa sahip olan ülkede yaşanan kadın cinayetleri ve kadına karşı uygulanan şiddet, Avrupa ülkeleri arasında birinci sırada.

İki gün önce aynı günde ayrı noktalarda dördü yetişkin biri 13 yaşında kadın erkekler tarafından Viyana’da öldürüldü.

Birileri kadın cinayetlerinin ülkede artmasını göçmenlere bağlamış olsa da bu Avusturya’daki cinsiyetçi politika uygulaması gerçeğini değiştirmiyor. Zira beş kadının katledilmesinin üçünde göçmenin kanlı eli varken, diğer ikisinde yerli erkeğin kanlı eli var…

Avrupa’nın en dindar ikinci ülkesi olan Avusturya, kadına karşı tutumunu yasalarla terbiye etmesinin yetersizliği görülmekte. Kadın örgütlerinin dile getirdiği gibi, temelden ve yapısal değişiklikler yapılması gerekiyor. | ©DerVirgül

Yayınlama: 25.02.2024
Düzenleme: 25.02.2024
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.