Avusturya’daki Bazı Türklerin Aşırı Sağı Desteklemesinin Mantığı…

Avusturya’daki Bazı Türklerin Aşırı Sağı Desteklemesinin Mantığı…

| Adem Hüyük

Avusturya’da yaşayan bazı Türk seçmenler, göçmen karşıtı ve milliyetçi söylemleriyle bilinen aşırı sağ partilere oy veriyor. Bu durum yüzeyde paradoksal görünse de sosyo-ekonomik, kültürel ve psikolojik faktörlerle açıklanabilir.

Aşırı sağın suç ve göç konularında geliştirdiği “ülkeyi koruma” söylemi, entegrasyon sürecinde zorluk yaşayan veya toplumsal güvenliği sorgulayan bazı Türkler tarafından kendi güvenliklerini temin eden bir politika olarak algılanabiliyor. Düşük ve orta gelirli seçmenler, iş ve sosyal güvence kaygısıyla aşırı sağa destek verebilirken, bu tercih çoğunlukla kısa vadeli pragmatik çıkarlarla şekilleniyor.

Bazı muhafazakâr Türkler, aile, din ve gelenekler gibi değerlerin aşırı sağ partilerin söylemleriyle örtüştüğünü düşünerek destek verebiliyor. Avusturya’da yaşayan Türkler ayrıca, “biz de Avusturya vatandaşıyız” mesajını almak istiyor. Aşırı sağ partilerin ulusal kimlik ve vatandaşlık konusundaki net duruşları, bu seçmenler için aidiyet ve güvenlik hissi sağlayan bir seçenek olarak görülüyor. Bazı seçmenler kendilerini bu partiler tarafından kabullenilmiş hissedebilir. Bu algı, partinin resmi ideolojisiyle tamamen örtüşmese de kültürel yakınlık, pragmatik çıkarlar ve psikolojik tatmin yoluyla oluşuyor.

Aşırı sağa destek vermenin mantığı, çoğunlukla kısa vadeli çıkarlar, algısal kabullenmişlik ve aidiyet hissi üzerine kurulu. Ancak burada bazı çelişkiler bulunuyor. Seçmen kendini kabullenilmiş hissediyor olabilir, ancak partinin genel ideolojisi kendi topluluğuna karşı olabilir. Güvenlik ve ekonomik kaygılar, ideolojik uyumsuzluğu göz ardı etmeyi tetikleyebilir. Kültürel değerlerin örtüşmesi, bütün ideolojiyi desteklemek anlamına gelmez. Psikolojik tatmin ve aidiyet hissi ise uzun vadeli ideolojik riskleri görmezden gelmeye yol açabilir. Kısaca, destek rasyonel görünebilir ancak ideolojik tutarlılık açısından sorgulanabilir.

Avusturya, tek etnik bir ulus devleti değildir ve tarihsel olarak çok etnili bir toplum yapısına sahiptir. Habsburg İmparatorluğu’nun merkezi olarak farklı etnik grupları bir arada barındırmış olan ülke, modern dönemde de göçmenler ve çeşitli topluluklar nedeniyle homojen bir yapıya sahip değildir. Bu durum, ulusal kimliğin daha çok kültürel ve siyasi aidiyet üzerinden tanımlanmasını sağlıyor. Türk seçmenler, aşırı sağ partilerin “biz de Avusturya vatandaşıyız” mesajını aidiyet ve güvenlik hissi olarak algılayabiliyor. Etnik çeşitlilik, aşırı sağın ulusal kimlik söylemlerinin algılanışını anlamada kritik bir bağlam oluşturuyor.

Partilerin yabancı karşıtlığı konusunda ise belirgin farklar vardır. FPÖ açık ve sert bir şekilde yabancı karşıtı söylemler geliştirmekte, özellikle Müslüman göçmenler ve belirli toplulukları hedef almaktadır. ÖVP ise yabancılara karşı doğrudan düşmanlık göstermese de güvenlik ve ekonomik kaygılar üzerinden sınırlı ve pragmatik önlemler uygulayabilir. SPÖ ise ideolojik olarak yabancı düşmanı değildir; göçmenler için kapsayıcı politikalar uygular ve sınırlamalar genellikle sosyal politika ve kriz yönetimi bağlamındadır. Bu farklar, Türk seçmenlerin partilere verdikleri desteği anlamada önemli bir perspektif sunuyor.

Sonuç olarak, Avusturya’daki bazı Türk seçmenlerin aşırı sağa yönelmesi tek bir faktöre indirgenemez. Ekonomik güvence arayışı, kültürel muhafazakârlık, kimlik kaygısı, pragmatik politik beklentiler ve algısal kabullenmişlik bu desteğin bir araya gelmesine yol açıyor. Ancak bu destek, ideolojik çelişkiler ve uzun vadeli riskler açısından sorgulanabilir bir zeminde şekilleniyor.

Geleceğe bakıldığında, Avusturya’daki Türklerin de tıpkı 1900’lü yıllarda tuğla işçileri olarak gelen Çekler gibi, zamanla kendilerini Avusturyalı olarak görmeleri olasıdır.

Çekler o dönemde alt gelirli işlerde çalışıyor, günlük yaşamda toplumdan ayrı kalıyorlardı; ancak çocukları ve torunları Avusturya’da doğup büyüyerek dili öğrendiler, kültürel olarak entegre oldular ve bugün kendilerini “Avusturyalı” olarak tanımlıyorlar. Benzer bir süreç, Türk toplulukları için de geçerlidir.

Eğitim, dil becerileri, ekonomik fırsatlar, farklı topluluklarla kurulan sosyal bağlar ve kültürel katılım gibi faktörler, gelecek kuşakların Avusturya kimliğiyle daha uyumlu hissetmesini sağlayabilir. Tarihsel tecrübeler, genellikle üç-dört nesil içinde göçmen toplulukların “yerli” kimliği benimseyebileceğini gösteriyor. Dolayısıyla bugün göçmen olarak görülen Türkler, gelecekte Avusturya toplumunun ayrılmaz bir parçası olarak algılanabilir ve kendi kimliklerini bu bağlamda yeniden tanımlayabilirler.

Sonuç olarak, Avusturya’daki bazı Türk seçmenlerin aşırı sağa verdiği destek, yüzeyde paradoksal görünse de kapsamlı sosyo-ekonomik, kültürel ve psikolojik dinamiklerle açıklanabilir. Kimi seçmenler, güvenlik ve ekonomik kaygılar, kültürel muhafazakârlık, aidiyet ve algılanan kabullenilmişlik gibi nedenlerle FPÖ gibi partilere yöneliyor. Ancak bu destek, ideolojik tutarlılık açısından sorgulanabilir; kısa vadeli çıkarlar ve psikolojik tatmin, uzun vadeli risklerin göz ardı edilmesine yol açabiliyor.

Avusturya’nın tek bir etnik ulusa sahip olmaması ve çok etnili bir geçmişi, aşırı sağın ulusal kimlik söylemlerinin nasıl algılandığını anlamada kritik bir bağlam sunuyor. Partilerin yabancı karşıtlığı düzeyi de önemli bir belirleyici: FPÖ doğrudan ve sert bir yabancı düşmanı çizgi izlerken, ÖVP daha pragmatik ve sınırlı, SPÖ ise ideolojik olarak yabancı düşmanı değildir.

Tarihsel perspektiften bakıldığında ise, göçmen topluluklarının uzun vadede Avusturyalı kimliğini benimsemesi olasıdır. 1900’lü yıllarda tuğla işçisi olarak gelen Çekler, nesiller sonra kendilerini Avusturyalı olarak tanımladı. Benzer şekilde, Türk toplulukları da eğitim, ekonomik fırsatlar ve sosyal entegrasyon yoluyla gelecek kuşaklarda Avusturya kimliğiyle uyumlu bir kimlik geliştirebilir.

Kısacası, Avusturya’daki Türk seçmen davranışı, hem mevcut sosyal ve psikolojik koşulların hem de tarihsel entegrasyon süreçlerinin bir sonucu olarak görülebilir. Destekleri pragmatik ve aidiyet odaklı olabilir; ancak uzun vadede toplumla bütünleşmeleri ve kimlik algılarının evrilmesi muhtemeldir. | ©DerVirgül

A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.