Tarkan AK Partili Olsaydı?

Tarkan AK Partili Olsaydı?

| Adem Hüyük

Der Virgül sizce, Tarkan’ın Türkiye konseri sonrası Almanya’ya dönüşünü ve aslında olması gereken bir kız çocuğunun ona duyduğu sevgiyi ifade eden videoyu takipçi kazanmak için kullanır mı?

Peki, bugüne kadar bu yönde bir haber anlayışımıza hiç tanık oldunuz mu?

Der Virgül’ün, ne Tarkan gibi beynelmilel olmuş kişilikleri, ne de mevcut iktidarlar tarafından desteklenmesi şart koşulan isimleri desteklediğini kimse iddia edebilir mi?

O hâlde soru şudur:
Biz Der Virgül olarak, Tarkan’a ait kısa bir videoyu neden sosyal medya platformlarımızda paylaştık?

| Haberin videosu: 

İşte nedeni…

17 Ekim 1972’de Almanya’da doğan ve 1990’lı yıllardan bu yana hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda büyük başarılara imza atan Türk pop müziği sanatçısı, söz yazarı ve besteci Tarkan Tevetoğlu’na yönelik özellikle mevcut iktidar yanlılarının sergilediği tutum; sağcı kesimin Ahmet Kaya’ya karşı yıllar boyunca benimsediği oportünist ve tutarsız yaklaşımı hatırlatmaktadır.

Türkiye ve Avrupa üzerinden sosyal medya kullanıcılarının davranış biçimleri, kendi iradeleri ve kültürel zevklerinin teslimiyetinden bağımsız olarak, hayvani bir içgüdüsüne bürünerek saldırganlık ve yok etmek gibi bir hedefe odaklanmıştır. 

Peki Tarkan AK Partili Olsaydı?

Bu durumda, bütün konserleri iktidar tarafından desteklenir, uluslar arasında daha etkin temsilcimiz olarak savunulurdu.

Der Virgül, müziğin evrenselliğine inanır. Bu nedenle Tarkan bir sanatçımıdır sorusuna yanıt vermekten çekinmez…

Sanatçı, yaratıcı ifade ve estetik değer üreten kişidir. Bu üretim; görsel sanatlar, müzik, tiyatro, edebiyat, dans, sinema gibi alanlarda olabilir.

Tarkan, müziğiyle hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda eser veren bir sanatçıdır. Yani “sanatçı” tanımı onun için tamamen uygundur.


Devlet ve Sanatçı

Sokrates, antik Yunan’da sanatın toplumsal etkilerini sorgularken, sanatçıların ahlaki ve eğitimsel sorumluluklarını ön plana çıkarmıştır. Platon ise Sokrates’in öğrencisi olarak bu fikirleri eserlerinde aktarır ve özellikle gençlerin eğitimi bağlamında sanatın duyguları aşırı kışkırtma potansiyelinin toplumu etkileyebileceğine dikkat çeker. Ne Sokrates ne de Platon, sanatçıları ihbar etmekten veya cezalandırmaktan söz etmemiş; mesele her zaman ahlak, erdem ve toplum yararı olmuştur.

Günümüzde Türkiye’de ise tablo biraz farklıdır. Bazı AK Parti yanlısı sanatçılar, ahlaki açıdan tartışmalı davranışlara sahip olmalarına rağmen, siyasal destek ve popülerlikleri sayesinde korunmakta ve desteklenmektedir. Buna karşılık, Tarkan gibi, ahlaki olarak tartışma yaratmayan ve sanatıyla evrensel değerleri öne çıkaran sanatçılar, ne siyasi iktidarın ne de destekçi kesimlerin özel ilgisine ihtiyaç duymadan başarıya ulaşabilmektedir.

Bu durum, devlet ve sanatçı ilişkisinde çifte standartları ve siyasetin sanat üzerindeki etkisini ortaya koyuyor. Platon’un endişesi günümüzde hâlâ geçerli: Sanat toplumu etkiler; ancak artık bu etki yalnızca estetik ve duygusal değil, aynı zamanda politik ve toplumsal koşullara bağlı bir boyut da taşıyor.

Günümüzde ise bazı AK Parti yanlısı sanatçılar, ahlaki açıdan tartışmalı davranışlara sahip olmalarına rağmen, siyasal destek ve popülerlik sayesinde korunmakta ve desteklenmektedir. Tarkan örneğinde görüldüğü gibi, bir sanatçı ahlaki tartışmalara girmeyen, evrensel değerler ve sanatıyla öne çıkan biri olduğunda ise ne siyasetin ne de destekçi kesimlerin koşulları ona bağlı değildir.

Bu tablo, günümüz Türkiye’sinde sanatın ve sanatçının, ahlaki duruş ve politik aidiyet üzerinden nasıl farklı muamele gördüğünü gösteriyor. Platon’un zamanında endişe ettiği “sanatçının toplum üzerindeki etkisi” hâlâ geçerli; fakat bugün bu etki, sadece sanatın doğasıyla değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal ilişkilerle de şekilleniyor.


Yusuf Güney ve Mustafa Ceceli örneği…

Bu iki isim AK Parti tarafından bariz bir şekilde desteklenmiş, AK Parti yönetimindeki bütün belediyelerin sosyal içerikli etkinliklerinde kendilerine yer verilerek, desteklenmiştir.

Hatta Yusuf Güney, UID [Union of International Democrats], eski adıyla UETD [Union of European Turkish Democrats] Viyana’ya davet edilmiş, Yusuf Güney’e AK Partiyi desteklemeyen sanatçılar aşağılandığımmış, o günlerde A Haber muhabiri, şimdilerde TRT Almanya sorumlusu ola Ramazan Aktaş tarafından övgülere boğulmuştu.

Peki şimdi?

Uyuşturucu madde kullandığı tespit edilen Yusuf Güney’e neden sahip çıkmıyorlar?

Veya Ferrari marka aracıyla İstanbul’da gövde gösterisi yapan ve maliye bakanlığının merceğine hiç takılmayan Mustafa Ceceli, şimdi nerede?

Yoksa, Ceceli’nin eski eşinin görüntülerini ifşa etmesi [veya sızmasına neden olması], “özel hayatın gizliliğini ihlal” gerekçesiyle yoğun eleştiriler alması, ondan doğan popülizmi geçersiz mi kılmıştı.

Mustafa Ceceli, eski eşi Sinem Gedik ile şarkıcı İntizar’ın mahrem görüntülerini velayet davasına delil olarak mahkemeye sunmuş, bu görüntüleri daha sonra basına sızdırmıştır. Böylece AK Parti, tabanına sunduğu bir mega star daha kendisini yok etmişti. Sonraları, kumar borcuna mahkum olan Yavuz Bingöl gibileri sahneye çıkacak ve Platon’un söylemleriyle bir bütünleşme yaşanacaktı…

Ve ben diyorum ki;

Tarkan örneği ve AK Parti yanlısı sanatçılara yönelik farklı muamele, Türkiye’de sanat ve siyaset arasındaki çifte standartları gözler önüne seriyor. Sanatçının ahlaki duruşu ve sanatı, toplumsal değerlerle uyumlu olduğunda bile siyasetin etkisi farklılaşabiliyor; bazı sanatçılar, ahlaki tartışmalara rağmen siyasi yakınlıkları sayesinde korunuyor veya destekleniyor. Bu durum, Platon’un ve Sokrates’in zamanında dile getirdiği “sanatın toplumu etkileme gücü”nün, günümüzde artık sadece estetik değil, politik ve sosyal bağlamla da şekillendiğini gösteriyor.

Sonuç olarak, sanatın evrenselliği ve toplumsal işlevi, siyasi veya çıkar odaklı değerlendirmelerin ötesinde ele alınmalı; sanatçılar, ahlaki ve sanatsal değerleriyle ölçülmelidir.|© DerVirgül

Yayınlama: 08.02.2026
Düzenleme: 08.02.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.