İzmir’in Kurtuluşu ile Viyana’nın Kurtuluşu Aynı Şey Değil
Göçmen deneyiminin en derin gerilimlerinden biri, ait olma ile yabancı kalma arasındaki ince çizgide ortaya çıkar.
Yerli toplumla tam olarak bütünleşememek ve zaman zaman hissedilen dışlanma, bireyin özgüveninde görünmez yarıklar açar. Bu yarıkları kapatmanın yollarından biri ise geçmişe tutunmaktır. Birey olarak bunu çok yaşadım.
Böyle anlarda çevremdeki birçok göçmenin, kendilerine güçlü ve anlamlı hissettiren tarihsel anlatılara sığındıklarına tanık oldum.
Onlara anlatılan Osmanlı’nın “şanlı” geçmişi, bu ihtiyacın sembolik sığınağına dönüşmüştü. Viyana kuşatmaları da bu anlatının en görünür simgelerinden biri haline getirilmiş, ancak tarihsel gerçeklik çoğu zaman duygulara yenik düşerek çarpıtılmıştır.
Bu durum, bugünün kırılgan kimliğini tarihin ihtişamıyla onarma çabasıdır. Aynı zamanda, atalarının iki kez kuşattığı bir kente yüzyıllar sonra yardımcı işçi olarak gelmek zorunda kalmanın yarattığı eziklik duygusuna karşı geliştirilen sembolik bir itirazdır.
Ancak bu sembolik karşı duruşun, göçmenin günlük ve somut yaşamında, kendisini kendi tarihiyle avutmaktan başka kazandırdığı neredeyse hiçbir şey yoktur.
Zira Osmanlı İmparatorluğu için sonun başlangıcı Viyana’dan başlamıştır. Nasıl ki Sakarya Meydan Muharebesi Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olarak kabul edilirse, bu savaşa uzanan tarihsel sürecin başlangıç noktası da Osmanlı için yenilgilerle dolu bir dönemin miladı olan II. Viyana Kuşatması’dır.
13 Eylül 1683’te yaşanan II. Viyana Kuşatması yenilgisi, Türk tarihindeki önemli kırılma noktalarından biridir. Bu yenilgiyle başlayan süreç, Sakarya Meydan Muharebesi’ne [23 Ağustos – 13 Eylül 1921] kadar uzanan uzun bir gerileme ve yenilgiler dönemini tetiklemiştir.
Belki de bu yüzden bazı kesimlerin Viyana’yı fethetme ütopyası bir türlü sona ermiyor.
Atalarının iki kez kuşattığı bir ülkenin başkentine fetih için değil, yoksulluk nedeniyle gelmiş olmak; fetih hayallerinin yerini zaman zaman savunmacı ve öfkeli bir söyleme bırakmasına yol açıyor olabilir mi?
Yerli halkın kuşatmalardan geriye kalan efsanevi düşmanlık içeren deyimlerini hiç duymadan, yalnızca kendi yaşadığı dışlanmışlığın yarattığı duygularla hareket eden bir göçmen; Avusturya köylerinde çocukların “Hava çoktan karardı, Türkler geliyor, canavar Türkler geliyor” tekerlemeleriyle uyutulduğunu öğrenseydi kendisini nasıl hissederdi acaba?
Ya da Graz’daki bazı ilkokullarda şehrin üç kez “istilaya” uğradığının öğretildiğini bilseydi? Bu istilaların “çekirgeler, veba ve Türkler” olarak anlatıldığını…
Düşmandan Kurtuluş
İlkokul öğrenimimi İzmir’de yaptığım için, ulusal bayramların dışında hafızamda en çok yer eden etkinliklerden biri İzmir’in Kurtuluşu törenleridir.
İzmir’in kurtuluşu, 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz sonucunda Türk ordusunun 9 Eylül 1922’de Yunan işgali altındaki İzmir’e girerek şehri işgalden kurtarmasıdır. Her yıl bunu büyük bir coşkuyla kutladık. Üstelik haklıydık da.
Ve Karşılığı […]
Viyana’nın Türklerden Kurtuluş Anıtı Talebi
Kahlenberg Muharebesi, 1683 yılında Osmanlı’nın II. Viyana Kuşatması’nı kaybettiği nokta olarak bilinir. Kahlenberg Dağı, Viyana merkezinin hemen yanında yer alır ve şehri kuş bakışı gören bir konuma sahiptir.
12 Eylül 1683’te gerçekleşen Kahlenberg Muharebesi, II. Viyana Kuşatması’nı sonlandıran ve Osmanlı’nın Avrupa’daki ilerleyişini durduran kesin bir dönüm noktasıdır.
Avusturyalı milliyetçi ve aşırı sağcı çevreler her yıl burada “kurtuluşu” kutlamak için fener yürüyüşleri düzenlemektedir.
Bu çevrelerin ilk olarak 2018 yılında gündeme getirdiği bir talep ise ülkede yaşayan Türkiye kökenli muhafazakâr çevrelerin büyük tepkisini çekmişti.
Aşırı sağcı gruplar, II. Viyana Kuşatması’nda Osmanlı’ya karşı kazanılan zaferin anısına, savaşın yaşandığı Kahlenberg eteklerine “Viyana’nın Türklerden Kurtuluşu”nu simgeleyen bir anıt yapılmasını talep ettiler – ve bu talebi hâlâ dile getirmeye devam ediyorlar.
Ancak böyle bir anıtın yaratacağı toplumsal ve siyasi sonuçları ne federal hükümet ne de Viyana eyalet yönetimi göze alabilecek durumda. Üstelik mesele yalnızca siyasi cesaret değil; anayasal düzenlemeler açısından da ciddi sorunlar barındırıyor.
Bu nedenle Viyana Belediyesi, bölgeye “Viyana’nın Türklerden Kurtuluşu”nu simgeleyen bir anıt yapılması talebine olumsuz yanıt verdi.
İzmir örneğini verirken böyle bir anıtı haklı göstermek gibi bir amacım yok elbette. Ancak İzmir ile Viyana arasındaki sosyo-kültürel ve sosyo-politik farklara dikkat çekmek istiyorum.
Türkiye, kurtuluş mücadelesinin ardından bağımsız bir devlet statüsü kazanmış olsa da ekonomik bağımsızlığını tam anlamıyla sağlayamadığını özellikle Marshall Planı sürecinde göstermiştir.
Osmanlı monarşisinden devralınan sosyo-ekonomik mirasa bakıldığında, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde toplumun sığınabileceği ve övünebileceği en güçlü tarihsel anlatının Kurtuluş Savaşı olduğu görülür.
Oysa Avusturya, 1918’de Birinci Cumhuriyet’in ilanından çok daha önce, monarşi döneminde sanayi devrimini gerçekleştirmiştir. Bu nedenle toplumsal hafızasını övünç kaynağı olarak geçmişteki savaşlara değil, sanayi devriminin yarattığı ekonomik gelişme ve refahın geleceğe taşınmasına dayandırmıştır. İşte bu önemli fark, İzmir ile Viyana’nın ‘düşmandan kurtuluş’ yıl dönümlerine bakışta da belirgin bir ayrım yaratmaktadır.”
Felsefi açıdan bakıldığında ise, İzmir’in düşmandan kurtuluşu ile Viyana’nın Türklerden kurtuluşu aynı tarihsel kategoriye yerleştirilemez. Çünkü İzmir’de yaşanan durum, bir ulusun kendi toprağını işgal eden yabancı bir ordudan kurtarmasıdır; yani bir özgürleşme eylemidir.
Viyana’da ise söz konusu olan, bir imparatorluğun başka bir imparatorluğun askeri ilerleyişini durdurmasıdır.
Birincisi, kendi kaderini tayin etme hakkı ile ilişkilidir; ikincisi ise güç dengeleri içindeki bir jeopolitik savunma meselesidir.
Bu nedenle İzmir’in kurtuluşu, bir halkın varoluşunu yeniden kurma iradesinin simgesi iken; Viyana’nın kurtuluşu, devletler arası savaşların tarihsel bir dönüm noktasıdır.
Aynı kelime kullanılsa da, bu iki olayın taşıdığı anlam ve felsefi içerik temelden farklıdır.| ©DerVirgül