Kaybolan Kız Çocuğu Ve Asıl Kaybettiklerimiz

‘’Evladım! diye haykırdı Bu ülkede ilerici, gerici, sağcı, solcu yoktur. Namuslu insanlar ve namussuz insanlar vardır.’’ Ve davam ediyordu “Sağcı ve solcu gibi sınıflandırmaları hiçbir zaman benimsemedim. Bunlar hakikati kapamaya yarayan uydurmaca mefhumlardır. Bilhassa ‘sosyal sınıflara ayrılmamış’ bir ülkede sağcı-solcu ne demek?” Bir çok noktada görüşlerine katılmasam da, Cemil Meriç’in Türkiye gerçekliğine, kendince yaptığı bu […]

‘’Evladım! diye haykırdı Bu ülkede ilerici, gerici, sağcı, solcu yoktur. Namuslu insanlar ve namussuz insanlar vardır.’’

Ve davam ediyordu “Sağcı ve solcu gibi sınıflandırmaları hiçbir zaman benimsemedim. Bunlar hakikati kapamaya yarayan uydurmaca mefhumlardır. Bilhassa ‘sosyal sınıflara ayrılmamış’ bir ülkede sağcı-solcu ne demek?”

Bir çok noktada görüşlerine katılmasam da, Cemil Meriç’in Türkiye gerçekliğine, kendince yaptığı bu yorumu, günümüz Avusturya’sında, Türkiye kökenli göçmenler arasındaki ayrışmaya, ikinci bir ötekileştirmeye yormak istiyorum.   

Dün Viyana’da 12 yaşında bir kız çocuğu kayboldu haberi üzerine, Viyana’da yaşayan Türkiye kökenli her insan, bu kayboluşa kayıtsız kalamayacağını gösterdi. 

Yüzlerce taksici, sıradan yurttaş araçlarıyla Viyana’yı karış karış aradılar, ta ki sabah saatlerinde polis kız çocuğunu bulana kadar. 

Binlerce insan sosyal platformlarından, kız çocuğunun kayıp ilanını paylaştı.

Dua eden, temennide bulunan ve üzülen (…)

En uç noktadan, diğer en uç noktaya karşıt katmanlardan aynı paylaşım yapıldı: Genç kızımız kayıp! 

Toplum olarak bir kız çocuğu için yakarışta bulunduk.

Hem de bütün ‘kimliklerimizden’ sıyrılarak…

Birbirlerini, gerici, faşist, yobaz, vatan haini, satılmış gibi sıfatlarla tanımlayan çevreleri, 12 yaşındaki kız çocuğu, kaybolarak bir noktada birleştirmeyi başarmıştı. 

Cemil Meriç’inde dediği gibi, Avusturya’da bizler henüz sosyal sınıflara ayrılmadık.

Daha da kötüsü, sınıf bilincimiz de yok. Yani işçi ve esnaf olan göçmenler, içinde bulundukları sosyal konumdan bir haber davranmakta ve düşünmektedir. 

Göçmenler arasındaki kırılma, Türkiye merkezli olup, bu kırılmanın merkezinde ise siyasi, etnik ve mezhepsel farklılıklar yatmaktadır.

Oysa Avusturya özgülünde bu göçmenlerin yüzde sekseni, aynı siyasi partiyi tercih etmektedir. 

Ayrışmanın ana kaynağı yarım asır önce göç edilen ana vatandan kalan alışkanlıklar dizisidir. 

Kaybolan kız çocuğu, bir kare içerisinde beraber göremeyeceğimiz veya bir cümle içerisinde yan yana gelemeyecek isimlere, ortak hareket edebileceklerini göstermiştir. 

Birilerinin, ne var bunda? İnsanlık yapıyoruz dediklerini duyar gibiyim.

Peki siyasal, etnik ve mezhepsel nedenlerden dolayı ayrı kurduğunuz dünyalarda, her biriniz ayrı ayrı insanlığın kurtulması için mücadele ettiğinizi iddia etmiyor musunuz?

Çeşitli nedenlerle bir duruş sergilemiş ve taraf olmuş kurumlar, iyi-kötü Ankara ilişkilidir. Yani biri savunur, diğeri ona karşı olduğunu söyler. 

Neticede Avusturya’daki Türkiye göçmenleri arasındaki bölünmenin nedeni, bu yapılanmaların, siyasi, etnik ve mezhepsel ‘’kendi doğruları’’ üzerinden şekillenmektedir. 

Yani, geniş kitlelerin iradesi dışında…

Avusturya’da Türkiye eksenli yapılanmaya giden, sağ-sol, etnik ve dinsel kurumlara, şimdi olmasa da, ileride bizleri temsil etmediklerini anlayacağız ve onlara kapılarımızı kapatacağız. 

İşte o zaman, dün gece sabaha kadar yüzlerce insanın araçlarıyla kaybolan bir kız çocuğunu aradığı gibi, Avusturya’da, daha iyi nasıl yaşarız, neler yaparsak, ırkçılığı yeneriz, ayrımcılığa maruz kalmayız-ı arayacağız…

Yayınlama: 07.11.2020
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.