Avusturya’da “bilirkişi krizi”: Sosyal devlette güven aşınıyor mu?
| Adem Hüyük
Avusturya’da sosyal devletin en kritik mekanizmalarından biri olan sağlık ve maluliyet değerlendirme sistemi, giderek daha yüksek sesle eleştiriliyor. Son tartışmalar, sadece teknik aksaklıklara değil, sistemin temel işleyişine yönelik bir güven krizine işaret ediyor.
Sosyal İşler Bakanı Korinna Schumann’ın reform açıklamaları, bu krizi yatıştırmaya yetmiş görünmüyor. Aksine, hasta dernekleri ve muhalefet partileri daha derin, yapısal değişiklikler talep ediyor.
Sorun sadece “üslup” değil
Pro Rare Austria ve diğer sivil toplum kuruluşlarının dile getirdiği tablo, münferit hataların ötesine geçiyor.
İddialara göre sorunlar şunlarla sınırlı değil: Saygısız muamele, yetersiz iletişim ve keyfi kararlar.
Asıl mesele, bilirkişi sisteminin güvenilirliği.
Özellikle nadir ve kronik hastalıkları olan bireyler, çoğu zaman uzmanlık dışı değerlendirmelere tabi tutulduklarını ve mevcut tıbbi teşhislerin dahi dikkate alınmadığını belirtiyor.
Bu durum, sosyal yardım mekanizmalarının temel ilkesini tartışmaya açıyor:
Devlet gerçekten ihtiyacı olana ulaşabiliyor mu?
Veriler alarm veriyor
Emeklilik Sigorta Kurumu [PVA] kapsamında yapılan değerlendirmelere ilişkin araştırmalar, eleştirilerin yalnızca algıdan ibaret olmadığını gösteriyor.
Bir araştırmaya göre başvuru sahiplerinin yüzde 70’i muayene sürecini “saygısız” olarak nitelendiriyor.
Daha çarpıcı olan ise anlatılan deneyimler: Bağırma ve aşağılayıcı dil, hastalıkların “taklit edildiği” yönünde suçlamalar ve gerekçesiz ret kararları. Bu tablo, bireysel hataların ötesinde kurumsal bir sorun ihtimalini güçlendiriyor.
Reform paketi: Yeterli mi?
Bakanlık tarafından açıklanan önlemler – etik kod, şikâyet mekanizması ve rehberler – ilk bakışta olumlu adımlar olarak görülüyor.
Ancak eleştiriler şu noktada yoğunlaşıyor: Bu düzenlemeler, sistemin özüne değil, işleyiş biçimine müdahale ediyor.
ME/CFS Bündnis Österreich açıkça soruyor: Yapısal sorunlar, sadece iç düzenlemelerle çözülebilir mi?
Benzer şekilde Yeşiller Partisi de bağlayıcı yasal düzenlemeler olmadan gerçek bir değişimin mümkün olmadığını savunuyor.
450 bin kişilik görünmeyen gerçek
Avusturya’da yaklaşık 450 bin kişinin nadir hastalıklarla yaşadığı tahmin ediliyor.
Bu grup için sorun yalnızca sağlık değil, aynı zamanda tanınma ve kabul edilme meselesi.
Teşhis sürecinin zaten yıllar sürdüğü bir sistemde, bir de sosyal destek mekanizmalarının “ikna edilmesi gereken” bir yapıya dönüşmesi, hastalar açısından ikinci bir mücadele anlamına geliyor.
Sosyal devletin kırılma noktası
Bu tartışma, Avusturya’da daha büyük bir sorunun parçası olabilir:
Sosyal devletin işleyişi, giderek daha fazla bürokratik denetime ve maliyet baskısına mı teslim oluyor?
Bilirkişi sistemine yönelik güvensizlik artarsa, bu sadece bireysel mağduriyetlere yol açmaz. Aynı zamanda sistemin meşruiyetini de zedeler.
Çünkü sosyal devletin temelinde şu varsayım yatar: İhtiyaç sahibi olan korunur.
Eğer bu ilke sorgulanmaya başlarsa, sorun artık teknik değil, siyasidir.
Kritik soru: Güven nasıl yeniden sağlanacak?
Bugünkü tartışmaların merkezinde tek bir soru var:
Devlet, vatandaşına güveniyor mu – vatandaş devlete güvenebiliyor mu?
Zira reform süreci bu soruya net bir yanıt üretemezse, atılan adımların sınırlı kalması kaçınılmaz görünüyor.
Ve o zaman mesele sadece raporlar değil, sosyal devletin kendisi olur.| ©DerVirgül