Kristallnacht Tekrar Yaşansa… | Kırılacak İlk Cam Kimin?

Kristallnacht Tekrar Yaşansa… | Kırılacak İlk Cam Kimin?

| Adem Hüyük

Eğer bugün Avusturya ve Almanya’da “Kristallnacht” benzeri organize bir göçmen karşıtı şiddet dalgası yaşanacak olsaydı, hedef alınacak ilk topluluklar arasında Müslümanlar ve özellikle Türkiye kökenli göçmenlerin bulunabileceğine dair ciddi kaygılar bulunmaktadır.

Kasım 2023’te Almanya’nın Potsdam kentindeki Landgasthaus Adlon’da düzenlenen gizli bir toplantıda, Alternative für Deutschland [AfD], Werteunion temsilcileri ile Alman girişimciler ve KOBİ çevrelerinden kişiler; Avusturyalı aşırı sağcı aktivist Martin Sellner ve çeşitli aşırı sağ çevrelerle bir araya geldi. Toplantıda, “Kimlikçi Hareket”in önde gelen isimlerinden Sellner tarafından, Almanya ve Avusturya’dan milyonlarca insanın Kuzey Afrika’ya gönderilmesini öngören bir “geri göç” [Remigration] konsepti sunulduğu iddia edildi.

Sunulan plana göre yalnızca mülteciler değil; göçmen kökenli Alman ve Avusturya vatandaşları ile mültecilere destek veren yerli kişiler de hedef alınabiliyordu. Sellner’in toplantıda, göç geçmişi olan insanlar üzerinde “uyum baskısı” oluşturulması gerektiğini ve belirli koşullarda Almanya da Avusturya vatandaşlığına sahip kişilerin de ülkeden çıkarılabilmesini sağlayacak özel düzenlemelerden söz ettiği öne sürüldü.

*****

“Nüfus değişimini durdur, geri göçü başlat” söylemi ise uzun süredir Avusturya’daki sağ popülist FPÖ [Avusturya Özgürlük Partisi] çevresinde kullanılan siyasi sloganlardan biri olarak dikkat çekmektedir. Parti lideri Herbert Kickl’in konuşmalarında ve FPÖ etkinliklerinde bu söylemin sık sık tekrarlandığı görülmektedir.

17 Ocak 2026 tarihinde FPÖ’nün Klagenfurt’taki yeni yıl buluşmasında da benzer sloganların yer aldığı pankartlar taşındı. Aynı şekilde Avusturya Kimlikçi Hareketi’nin Viyana’da düzenlediği yürüyüşlerde göçmenlerin geri gönderilmesini savunan çağrılar yapıldı. Hareketin eski lideri Martin Sellner’in kullandığı sert söylemler kamuoyunda geniş tartışmalara yol açtı.

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa’daki bazı aşırı sağ çevrelerin göçmenler ve özellikle Müslüman topluluklar üzerine uzun vadeli bir siyasal ve toplumsal strateji oluşturmaya çalıştığı yönündeki kaygılar güçlenmektedir. “Siyasal İslam” tartışmaları, başörtüsü yasakları, Türkçe eğitimi üzerinden yürütülen kampanyalar ve Türkiye kökenli toplulukları hedef alan siyasi söylemler; göçmenlerin kamusal alandaki görünürlüğünü sınırlandırmayı amaçlayan daha geniş bir ideolojik çerçevenin parçaları olarak değerlendirilmektedir.

Başta Müslüman göçmenler olmak üzere Türkiye kökenli topluluklar, yaşam tarzları, kültürel farklılıkları ve toplumsal görünürlükleri üzerinden kolaylıkla siyasi hedef hâline getirilebilmektedir. Özellikle ekonomik kriz, güvenlik tartışmaları ve kimlik siyaseti dönemlerinde göçmen topluluklar, toplumun alt ve orta sınıflarındaki öfkenin yönlendirildiği bir “günah keçisi” konumuna sürüklenebilmektedir.

*****

Yüz yıl önce Viyana Belediye Başkanı Karl Lueger’in söylediği aktarılır: “Kimin Yahudi olduğuna ben karar veririm.” Bugün ise benzer bir soru farklı biçimde karşımıza çıkmaktadır: Göçmenlerin, Müslümanların ya da Türkiye kökenlilerin toplumsal konumuna ve kimliğine kim karar vermektedir?

*****

Naziler, Holokost’u bir gecede gerçekleştirmediler. Soykırım ve sürgün politikalarının uygulanabilmesi için yıllar süren sistematik bir siyasal, toplumsal ve bürokratik altyapı oluşturuldu. Süreç; propaganda, dışlayıcı söylemler, vatandaşlık haklarının sınırlandırılması, kamusal alandan dışlama ve toplumdan tecrit etme politikalarıyla başladı.

1930’lu yıllarda Yahudilere yönelik nüfus kayıtları, fişlemeler ve ekonomik dışlamalar giderek kurumsallaştırıldı. Ardından gettolar kuruldu, insanlar belirli alanlarda zorla yaşamaya mecbur bırakıldı ve nihayetinde sürgün ile imha politikaları devreye sokuldu. Tarihsel olarak bakıldığında, büyük insanlık suçlarının çoğu bir anda değil; uzun süre normalleştirilen söylemler, yasalar ve toplumsal kutuplaşmalar sonucunda ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle günümüzde Almanya ve Avusturya’da özellikle Müslüman ve Türkiye kökenli göçmen grupların aşırı sağcı yapılanmalar tarafından sürekli hedef gösterilmesi, yalnızca günlük siyasi polemikler olarak değerlendirilmemelidir.

Burada amaç, tarihin birebir tekrar edeceğini iddia etmek değildir. Tarih hiçbir zaman aynı biçimde tekrarlanmaz. Ancak geçmişte oluşan sistematik dışlama mekanizmalarının hangi toplumsal koşullarda ortaya çıktığını incelemek, günümüzü anlamak açısından önemlidir.

Tarihsel deneyimler bize, nefret politikalarının önce dilde başladığını göstermektedir. İnsanlar önce “uyumsuz”, “tehlikeli”, “yük”, “yabancı” veya “istenmeyen” olarak tanımlanır; ardından kamusal alandaki varlıkları sorgulanır. Bu süreç zamanla daha sert politikaların toplumsal meşruiyet kazanmasına zemin hazırlayabilir.

Viyana’da Yahudi karşıtı söylemleriyle bilinen Karl Lueger döneminde atılan siyasi ve toplumsal zeminin, ilerleyen yıllarda Adolf Hitler’in düşünsel dünyasını etkilediği tarihçiler tarafından sıklıkla tartışılmaktadır.

Hitler, “Mein Kampf” adlı kitabında Karl Lueger’e özel bir yer ayırmıştır. Bu durum, nefret söylemlerinin uzun vadeli tarihsel etkilerini anlamak açısından dikkat çekicidir.

Adolf Hitler “Mein Kampf” Kavgam kitabında Karl Lueger için şunları söylüyor: ‘’ Lueger, siyasi antisemitizmin kurucularından biriydi. Yahudiler burada daha kötüsü hayal edilemeyecek bir terörizm uyguluyorlar. Her şeyden önce Avusturya’da, Hıristiyan halkın Yahudiliğin egemenliğinden kurtarılmasıyla ilgileniyoruz. Kesinlikle, beyler, [antisemitizm] bir gün yok olacak, ama sadece son Yahudi yok olduğunda.’’ [Mein Kampf – Kavgam sayfa. 54]

9 Kasım 1938 gecesi gerçekleşen Kristallnacht [Kırık Camlar Gecesi], Yahudilere yönelik sistematik saldırıların dönüm noktalarından biri oldu. Sinagoglar yakıldı, iş yerleri yağmalandı, insanlar öldürüldü ve binlerce Yahudi gözaltına alındı. Ancak bu saldırılar da kendiliğinden ortaya çıkmamıştı; yıllar boyunca oluşturulan propaganda, düşmanlaştırma ve kitlesel yönlendirme politikalarının sonucuydu.

Bugün Avrupa’da yaşanan gelişmelere bakıldığında, benzer dışlayıcı dilin özellikle göçmenler ve Müslüman topluluklar üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle geçmişin deneyimlerini hatırlamak, yalnızca tarihsel bir tartışma değil; aynı zamanda demokratik toplumların geleceği açısından da önemli bir sorumluluktur.

Unutulmaması gereken en önemli faktör | Türkiye

Diğer yandan, bu noktada “Türkiye faktörü” de ayrı bir önem taşımaktadır. Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türkiye kökenli insan, yalnızca göçmen topluluklar değil; aynı zamanda Türkiye ile tarihsel, kültürel ve siyasal bağlarını koruyan geniş bir diaspora niteliği taşımaktadır. Bu nedenle Avrupa’da Türkiye kökenli topluluklara yönelik olası sistematik ayrımcılık ya da organize ırkçı saldırılar, yalnızca iç politika konusu olarak değerlendirilemez.

Ancak günümüzde dışlayıcı politikalar çoğu zaman açık ve doğrudan yöntemlerle değil; güvenlik söylemleri, entegrasyon tartışmaları, vatandaşlık politikaları ve toplumsal kutuplaşma üzerinden ilerlemektedir. Bu nedenle mesele yalnızca devletlerin diplomatik tavrından ibaret değildir. Asıl belirleyici olan; demokratik hukuk düzeninin, sivil toplumun ve toplumların aşırı sağcı eğilimlere karşı nasıl bir tutum geliştireceğidir.

Son söz

Bu makale, tarihsel olaylar ile günümüzdeki siyasal gelişmeler arasında kurulan bağlantılar üzerinden oluşturulmuş bir öngörü ve değerlendirme çalışmasıdır. Burada amaç, tarihin birebir tekrar edeceğini iddia etmek ya da kesin sonuçlara ulaşmak değildir. Aksine, geçmişte yaşanan dışlayıcı ve ayrımcı süreçlerin hangi toplumsal, siyasal ve ideolojik koşullarda ortaya çıktığını inceleyerek günümüz gelişmelerini eleştirel bir perspektifle değerlendirmektir.

Metinde dile getirilen görüşler; aşırı sağ söylemlerin, göçmen karşıtı politikaların ve toplumsal kutuplaşmanın gelecekte doğurabileceği olası sonuçlara dair bir düşünsel analiz niteliği taşımaktadır. Bu nedenle yazının tamamı, tarihsel deneyimlerden hareketle yapılmış politik ve sosyolojik bir öngörü olarak okunmalıdır.| ©DerVirgül

Yayınlama: 23.05.2026
Düzenleme: 23.05.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.