Avusturya’da ne değişti? | Türkiye Kökenliler Yeniden Tartışmanın Merkezinde

Avusturya’da ne değişti? | Türkiye Kökenliler Yeniden Tartışmanın Merkezinde

| Adem Hüyük

Son günlerde Avusturya Özgürlük Partisi [FPÖ], Avusturya Halk Partisi [ÖVP] ve son çıkışlarıyla Sosyal Demokrat Parti Viyana Eyalet Örgütü [SPÖ Wien], genelde Müslüman göçmenleri, özelde ise Türkiye kökenlileri hedef alan söylemlerle yeniden öne çıkıyor.

Hemen her hafta farklı bir gerekçeyle gazete manşetlerinde hedef gösterilmek, Türkiye kökenli toplum içerisinde Avusturya’ya karşı yabancılaşma hissini derinleştirirken, insanların kendilerini bu ülkenin eşit bir parçası değil de geçici ve sürekli şüphe altında tutulan bir topluluk gibi hissetmesine neden oluyor.

Der Virgül’ün sayfalarına taşıdığı ayrıştırıcı haberlerden bazıları şöyleydi:

“Zaten yıllardır böyle değil miydi?” diyenler olabilir.

Evet, uzun süredir böyleydi. Ancak dikkat çekici olan, son dört yılda; üstelik yerel seçimler, Avrupa Parlamentosu seçimleri ve genel seçim süreçleri yaşanmasına rağmen Türkiye kökenlilerin önceki dönemlerde olduğu kadar doğrudan seçim malzemesi yapılmamış olmasıydı.

Ayrıntılarıyla anlatayım…

Gündeme dair analiz, yorum veya köşe yazısı kaleme alan gazetecilerin boş vakitlerinde en sık yaptığı şeylerden biri, eski makalelerini yeniden okuyup bugünün koşullarıyla karşılaştırmaktır. En azından ben bunu oldukça sık yapıyorum.

Geçmiş yazılarım arasında dolaşırken bir başlık dikkatimi çekti. Günümüz siyasi atmosferiyle yan yana koyduğumda ise zihnimde yeni bir soru işareti oluştu ve bu makalenin yazılmasına neden oldu.

Der Virgül’de 03.06.2024 tarihinde yayımlanan Avusturya’da seçim malzemesi olmadığımızın farkında mısınız?” başlıklı makalemde, Avusturya siyasetinde yıllardır değişmeyen bir refleks haline gelen bir gerçeğe dikkat çekiyordum: Türkiye kökenliler ve Müslümanlar, seçim dönemlerinde, ekonomik krizlerde veya siyasi skandallar sırasında en kullanışlı siyasi malzemeye dönüştürülüyordu.

Özellikle seçim atmosferi yoğunlaştığında göçmenler üzerinden yürütülen tartışmalar manşetlere taşınıyor; entegrasyon, güvenlik, aidiyet ve “Avusturya değerleri” ekseninde toplum yeniden kutuplaştırılıyordu.

O yazıda ayrıca, uzun yıllardan sonra ilk kez Türkiye kökenlilerin ve Müslümanların seçim kampanyalarının merkezine yerleştirilmediğini, popülist siyasetin figüranları olarak kullanılmadığını vurguluyordum.

Bir dönem bunun baş aktörü yalnızca Avusturya Özgürlük Partisi [FPÖ] idi. Ancak zaman içerisinde merkez sağ Avusturya Halk Partisi [ÖVP] de aynı dili daha rafine ve sistematik biçimde kullanmayı öğrendi. Böylece Türkiye kökenliler, yalnızca aşırı sağın değil, ana akım siyasetin de propaganda aracına dönüştü.

Öyle ki Avusturya iç siyasetinin yönüne veya Türkiye ile diplomatik ilişkilerin seyrine bağlı olarak, Türkiye kökenli göçmenler çoğu zaman faturanın kendilerine kesileceğini bilen bir topluluk psikolojisiyle gelişmeleri izlemek zorunda bırakıldı.

Ne zaman ekonomik kriz derinleşse ne zaman hükümet oy kaybetse ya da toplumsal huzursuzluk artsa, kamuoyunun önüne yeniden “entegrasyon sorunu”, “İslam”, “paralel toplumlar” ve “yabancılar” başlıkları sürüldü.

Büyük değişim!

Peki son üç seçim sürecinde neden seçim malzemesi yapılmadık?

2024 Avusturya Genel Seçimleri ve Avrupa Parlamentosu seçimleri sürecinde kaleme aldığım yazıda, uzun yıllar sonra ilk kez Türkiye kökenlilerin seçim kampanyalarının merkezinde olmadığını yazmıştım. O günlerde gerçekten de alışılmış siyasi atmosferden farklı bir tablo vardı. FPÖ bile göçmenler üzerinden sert bir kampanya yürütmüyor, ÖVP daha kontrollü bir dil tercih ediyor görünüyordu.

Bugün ise aynı soruyu yeniden sormak gerekiyor:

Peki ne değişti?

Çünkü değişen şeyin toplumsal barış ya da demokratik olgunluk olmadığını artık daha net görüyoruz.

Son haftalarda özellikle Müslümanlar, sığınmacılar ve Türkiye kökenliler yeniden siyasetin merkezine taşınmaya başlandı. Bir çocuk filmi üzerinden koparılan tartışmalar, okullardaki dini hassasiyetler, gençler üzerinden yürütülen güvenlik söylemleri ve “entegrasyon başarısızlığı” iddiaları yeniden dolaşıma sokuluyor.

Özellikle FPÖ’nün kullandığı dil artık şaşırtıcı değil. Ancak dikkat çekici olan, ÖVP’nin de giderek bu söylem alanına yaklaşmasıdır. Çünkü Avusturya siyasetinde göçmen karşıtlığı artık yalnızca ideolojik bir pozisyon değil; oy mobilizasyonu sağlayan bir seçim teknolojisine dönüşmüş durumda.

Ekonomik kriz derinleşirken, enflasyon yükselirken, kira ve enerji maliyetleri toplumun geniş kesimlerini zorlarken siyaset yeniden en kolay yönteme başvuruyor: Toplumsal öfkeyi “öteki” üzerinden organize etmek.

Bu nedenle bugün Türkiye kökenliler yeniden görünür hale geliyor. Ama vatandaş olarak değil; tartışma nesnesi olarak.

Aslında değişen tek şey siyasi ilişkiler

2024 ve öncesindeki birkaç yıllık dönemde Avusturya–Türkiye ilişkilerindeki görece yumuşama, uluslararası dengeler ve Avusturya siyasi kulislerinde yürütülen diplomatik temaslar, Türkiye kökenlilerin siyasi figür olarak kullanılmasının önünü bir süreliğine kesmişti.

Diplomatik, siyasal ve kültürel açıdan Türkiye kökenlileri temsil eden sivil ve resmi yapıların, Avusturyalı siyasetçilerle temasının zayıflamasıyla birlikte yeniden başlayan ötekileştirici söylemler, Türkiye kökenli toplumun kendi içerisindeki siyasal kırılganlığını da büyütmektedir.

Yıllardır SPÖ ve Yeşiller tarafından “garanti seçmen” olarak görülen geniş göçmen kitlesi, gerçek siyasal temsil yerine sembolik isimlerle yönetildi. Göçmen kökenli siyasetçilerin önemli bir kısmı toplumun sorunlarını taşımaktan çok partilerin vitrini olmayı ve konformist bir siyaset biçimini tercih etti.

Bu da geniş bir seçmen kitlesinde siyasete karşı güvensizlik oluşturdu. İnsanlar sandığın kendi hayatını değiştireceğine olan inancını kaybetti. Demokratik katılım zayıfladıkça da göçmen toplum, kendi hikâyesini anlatan özne olmaktan çıkıp başkalarının hakkında konuştuğu bir nesneye dönüştü.

Bugün yaşanan tam olarak budur.

Türkiye kökenliler ve Müslümanlar yeniden konuşuluyor. Ancak birlikte yaşamın eşit parçası olarak değil; güvenlik, sadakat ve kültürel tehdit tartışmalarının merkezinde.

Ve belki de asıl soru artık şudur:

Avusturya siyaseti gerçekten hiç değişmedi de biz yalnızca kısa bir süreliğine hedef tahtasından mı çıkarıldık?

Yoksa bir dönem bizim için gerçekten siyaset üreten, tansiyonu bilinçli şekilde düşüren aktörler mi vardı?| ©DerVirgül

A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.