Siyaset Artık Aşkı da Dostluğu da Belirliyor
Derleyen | Adem Hüyük
Eskiden siyaset aile sofralarında kısa süreli tartışmalara neden olurdu. Bugün ise arkadaşlıkları bitiriyor, aile bireylerini birbirinden uzaklaştırıyor, hatta ilişkileri sona erdiriyor. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Avusturya ve Türkiye’de de insanlar artık yalnızca düşünceleriyle değil, siyasi kimlikleriyle de birbirini değerlendiriyor.
Aşk
Aşkın, insanların farklılıklarını aşmasını sağlayan en güçlü duygu olduğu söylenir. Farklı şehirlerden, kültürlerden hatta hayat görüşlerinden gelen insanlar çoğu zaman sevgide ortak bir yol bulabilir. Ancak siyasetin toplum üzerindeki etkisi o kadar büyüdü ki artık birçok ilişki için ortak zevklerden ya da karakter uyumundan önce siyasi görüş önem taşımaya başladı.
Filozoflar ve düşünürler yüzyıllardır aşkın insanı dönüştüren en güçlü bağlardan biri olduğunu anlatıyor. Karl Marx da 1844 Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları’nda gerçek sevgiyi, insanın toplumsal doğasının en samimi dışavurumu olarak tanımlıyordu. Marx’a göre sevgi karşılık bulmadığında güçsüzleşir; gerçek sevgi ise bencilliğin tam karşısında durur. Ancak günümüzde ilişkiler yalnızca duygularla değil, siyasi kimlikler ve ideolojik aidiyetlerle de şekilleniyor. Öyle ki farklı görüşler, birçok insan için artık aşkın bile aşamadığı bir sınır haline geliyor.
Peki siyaset, ne zaman özel hayatın merkezine yerleşti?
Artık insanlar yalnızca aynı müziği dinledikleri, aynı hobileri paylaştıkları kişilerle değil; aynı partiye oy veren insanlarla yakınlık kuruyor. Siyasi görüş farklılığı ise giderek daha fazla ilişkiyi bitiren görünmez bir duvara dönüşüyor.
Her üç Amerikalıdan biri, farklı siyasi görüşler nedeniyle ilişkisini sonlandırdı
ABD’de yapılan yeni araştırmalar, siyasi kutuplaşmanın artık yalnızca seçim sandığında değil, özel yaşamda da belirleyici hale geldiğini ortaya koydu.
Araştırmaya göre her üç Amerikalıdan biri, farklı siyasi görüşler nedeniyle partneriyle, ailesiyle ya da arkadaşlarıyla ilişkisini sonlandırdı.
Uzmanlara göre bu durum, demokratik toplumlar açısından endişe verici bir tablo oluşturuyor.
Kaliforniya Üniversitesi’nden psikologlar Mertcan Güngör ve Peter H. Ditto’nun 3 bin 791 Amerikalı üzerinde yaptığı araştırma, özellikle Demokrat seçmenlerin siyasi nedenlerle ilişki koparma eğiliminin daha yüksek olduğunu gösterdi.
Avusturya ve Almanya’da durum daha farklı
Araştırmalara göre Avusturya ve Almanya’daki tablo, ABD kadar sert değil.
Avusturyalı sosyal bilimci Martina Zandonella’nın “Demokrasi Monitörü 2025” çalışmasına göre toplumda gelir dağılımı ve eşitlik gibi konularda geniş bir uzlaşı bulunuyor. Daha büyük görüş ayrılıkları ise göç ve iklim politikalarında ortaya çıkıyor.
Alman sosyolog Thomas Lux da Almanya için “tam anlamıyla bölünmüş değil, parçalı bir toplum” tanımını kullanıyor.
Buna karşılık İngiltere’de yapılan bir araştırma, farklı siyasi görüşlere sahip çiftlerde ayrılık riskinin yüzde 38 daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
Nefret duygusu zarar verme isteğine dönüşebiliyor
Norveç’te yapılan dikkat çekici bir araştırma ise siyasi rakiplere yönelik duyguların bazı kişilerde ciddi boyutlara ulaşabildiğini gösterdi.
Araştırmaya göre toplumun büyük bir kısmı karşıt parti seçmenlerine karşı öfke, korku, tiksinme veya nefret hissedebiliyor.
Ancak uzmanlar, yalnızca aşırı düzeyde düşmanlık hisseden, dünyayı “iyi-kötü” şeklinde gören veya narsistik ve psikopatik eğilimler taşıyan bireylerin zarar verme isteğine yöneldiğini belirtiyor.
Araştırmacılar ayrıca siyasi kutuplaşmanın tamamen olumsuz görülmemesi gerektiğini savunuyor. Onlara göre bu durum, siyasete olan ilgiyi yeniden artırıyor olabilir.
Çünkü uzmanlara göre yakın geçmişte Batı demokrasilerinin en büyük sorunlarından biri, toplumdaki siyasi ilgisizlik ve kayıtsızlıktı.
Siyaset, birçok kişi için kimlik meselesine dönüştü
Türkiye için benzer bir durumun daha yoğun yaşandığı söylenebilir. Siyasi kutuplaşma uzun süredir yalnızca seçim tercihleriyle sınırlı değil; aile ilişkileri, arkadaş çevresi, iş ortamı ve hatta evlilik kararları üzerinde etkili oluyor.
Özellikle son 15-20 yılda siyaset, birçok kişi için kimlik meselesine dönüştü. İnsanlar kendilerini sadece bir partiye yakın hissetmekle kalmıyor; yaşam tarzı, dini hassasiyetler, laiklik anlayışı, milliyetçilik, göç, ekonomi ve lider algısı üzerinden de karşı tarafı tanımlıyor.
Bu nedenle Türkiye’de de:
- Farklı siyasi görüş nedeniyle arkadaşlıkların bitmesi,
- Aile içinde tartışmalar yaşanması,
- Evliliklerde siyasi uyum aranması,
- Sosyal medyada karşıt görüşlü kişilerin engellenmesi,
- İnsanların kendi siyasi “mahallesine” çekilmesi oldukça yaygın hale geldi.
Özellikle seçim dönemlerinde bu ayrışma daha görünür oluyor. Bazı ailelerin bayram sofralarında siyaset konuşmama kararı alması bile bunun göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Ancak Türkiye’de durumun ABD ve Avrupa’dan farklı bazı yönleri de var. 1980 öncesine kıyasla günmüzde, aile bağlarının güçlü olması nedeniyle insanlar ciddi görüş ayrılıklarına rağmen ilişkilerini tamamen koparmayabiliyor. Yani tartışma yüksek olsa da temas tamamen kesilmiyor. Bununla birlikte genç kuşaklarda siyasi uyuma verilen önemin arttığı da gözlemleniyor.
Uzmanlara göre en büyük risk, insanların yalnızca kendi görüşünü duyan çevrelerde yaşamaya başlaması. Bu durum toplumdaki empatiyi azaltırken, karşı tarafı “rakip” değil “tehdit” olarak görme eğilimini güçlendirebiliyor.| ©DerVirgül