Haider hatırlanıyor, Strache unutuluyor | FPÖ’de Stalin ve Troçki’nin gölgesi
| Adem Hüyük
Avusturya Özgürlük Partisi’nde (FPÖ) geçmiş üzerinden yeni bir tartışma başladı. Eski FPÖ Genel Başkanı Heinz-Christian Strache, Jörg Haider’in parti liderliğine gelişinin 40. yılı nedeniyle Innsbruck’ta düzenlenen etkinlikte kendi siyasi döneminin büyük ölçüde görmezden gelinmesine tepki gösterdi. Strache, mevcut FPÖ lideri Herbert Kickl’i partinin tarihini yeniden şekillendirmekle suçladı ve bu durumu Stalin dönemindeki tarih anlayışına benzetti.
Strache’ye göre sorun yalnızca kendi adının bir konuşmada geçmemesi değil. Asıl mesele, FPÖ’nin geçmişinin bugün yeniden nasıl anlatıldığı. Strache, 2005-2019 yılları arasında partinin başında bulunduğunu ve FPÖ’yü yeniden hükümete taşıyan siyasi sürecin önemli aktörlerinden biri olduğunu hatırlatırken, Kickl’in Haider’i öne çıkarıp sonraki dönemleri geri plana ittiğini savunuyor.
Peki Strache neden Stalin’i örnek gösterdi?
Bu sorunun cevabı, FPÖ’nin bugün kendi geçmişiyle kurduğu ilişkide yatıyor. Çünkü Innsbruck’taki etkinlikte 1986’da FPÖ liderliğine gelen Jörg Haider yeniden partinin tarihsel mirasının merkezine yerleştirilirken, Haider’den sonra partinin başına geçen Strache’nin dönemi neredeyse görünmez hale geldi.
Editörün notu: “Stalin döneminde tarih anlatısının siyasi amaçlarla değiştirilmesi konusunda tarihsel literatürde güçlü bir uzlaşı yok; yine de bunun nasıl yorumlanacağı, “geçmişi silmek” ifadesinin ne kadar geniş kullanılacağı konusunda farklı değerlendirmeler yapılabilir.”
Jörg Haider kimdir?
Jörg Haider, Avusturya siyasetinin en etkili ve tartışmalı isimlerinden biriydi. 1986’da FPÖ Genel Başkanı olan Haider, göç, yabancılar, milliyetçilik ve elit karşıtlığı üzerinden yürüttüğü siyasetle partiyi geniş bir seçmen tabanına taşıdı. 1999 seçimlerinde FPÖ’nün yüzde 27 oy alması ve 2000 yılında ÖVP ile federal hükümete girmesi, Haider döneminin Avusturya siyasetindeki etkisini ortaya koydu.
Haider 2005’te FPÖ’den ayrılarak BZÖ’yü kurdu ve 2008’de bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Buna rağmen FPÖ açısından siyasi mirası bugün hâlâ önemini koruyor. 2026’daki 40. yıl etkinliği de bunun göstergesi.
Ancak tam burada Strache’nin itirazı ortaya çıkıyor: Haider hatırlanırken, Haider’den sonra FPÖ’yü 14 yıl yöneten Strache neden hatırlanmıyor?
İşte Stalin benzetmesi bu sorunun ardından geliyor.
Stalin ve Troçki: Tarih sadece geçmiş midir?
Strache’nin Stalin benzetmesi ilk bakışta ağır bir siyasi suçlama gibi görünüyor. Ancak bu benzetmenin arkasındaki düşünce, yalnızca “Stalin” kelimesinden ibaret değil. Mesele, siyasi iktidarın geçmişi nasıl hatırladığı ve kimi tarih anlatısının dışında bıraktığı sorusunda düğümleniyor.
Sovyetler Birliği’nde Stalin döneminde siyasi rakiplerin yalnızca siyaset sahnesinden değil, resmi tarih anlatısından da çıkarıldığı örnekler bulunuyor. Bunun en bilinen isimlerinden biri Lev Troçki’ydi. 1917 Devrimi’nin önemli aktörlerinden biri olan Troçki, Lenin’in ölümünden sonra Stalin’le yaşanan iktidar mücadelesinin ardından Sovyetler Birliği’nden dışlandı. Zamanla resmi anlatıda devrimin tarihindeki rolü küçültüldü; fotoğraflardan ve resmi tarih anlatılarından çıkarıldığı örnekler ortaya çıktı.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım var:
Strache’nin FPÖ içindeki konumu ile Troçki’nin Stalin dönemindeki konumu aynı değildir.
Birinde devlet gücü, siyasi tasfiye ve sistematik tarih manipülasyonu söz konusuydu. Diğerinde ise bir siyasi partinin kendi geçmişini yeniden yorumlaması ve bazı dönemleri ön plana çıkarıp bazılarını geri plana itmesi tartışılıyor.
Ancak Strache’nin Stalin benzetmesini anlamlı kılan ortak soru yine de şu:
İktidar değiştiğinde geçmiş de yeniden mi düzenlenir?
FPÖ bugün Haider’i yeniden öne çıkarıyor. Haider’in ardından gelen Strache dönemiyse aynı ölçüde hatırlanmıyor. Kickl ise kendisini Haider’in siyasi mirasının devamı olarak konumlandırıyor.
Burada tarihsel gerçekler ortadan kalkmıyor. Strache’nin FPÖ liderliği, seçim başarıları ve 2017’de kurulan hükümette FPÖ’nün rolü değiştirilemez. Değişebilecek olan, bu geçmişin siyasi anlatı içerisinde ne kadar görünür kılındığıdır.
Belki de Strache’nin asıl itirazı tam burada yatıyor.
“Beni tarihten silemezsiniz” demiyor yalnızca; “Benim dönemimi yok sayarak FPÖ’nin tarihini yeniden anlatamazsınız” diyor.
Bu nedenle Troçki örneği burada doğrudan bir benzetme olarak değil, siyasi hafızanın nasıl çalışabileceğini gösteren tarihsel bir örnek olarak ele alınmalı.
Çünkü tarih yalnızca geçmişte yaşananlardan ibaret değildir.
Kimin hatırlandığı, kimin unutulduğu ve hangi olayların öne çıkarıldığı da siyasi mücadelenin bir parçası olabilir.
FPÖ’deki bugünkü tartışma da bu açıdan yalnızca Haider ve Strache arasındaki bir geçmiş kavgası değil.
Asıl soru şu:
Bir siyasi hareket kendi tarihini anlatırken geçmişini mi hatırlar, yoksa bugünkü siyasi ihtiyaçlarına göre yeniden mi seçer?| ©DerVirgül