Avusturyalılar “gavur”, Türkler “yabancı” | Önyargının karşılıklı aynası
FPÖ’lülerle konuştuğumda bazen aklıma Türk kafa tasçıları geliyor.
Bu benzetme, elbette ideolojilerin aynı olduğu anlamına gelmiyor. Daha çok bir düşünme biçimine işaret ediyor: İnsanları önce birey olarak değil, ait oldukları grubun temsilcileri olarak görme biçimine.
Bir gün yakın arkadaşıma sordum:
“Camilerde Avusturyalılara ‘gavur’ denmesi bir nefret söylemi değil mi?”
Cevabı kısa oldu:
“Onlar da bize yapıyor.”
Bu cümle üzerinde düşündükçe, aslında sosyo-psikolojik açıdan çok daha büyük bir mekanizmanın kapısını açtığını fark ediyorum.
Çünkü “onlar da bize yapıyor” dediğimiz anda, kendi davranışımızı değerlendirmeyi bırakıp karşı tarafın davranışını ahlaki bir gerekçeye dönüştürüyoruz.
Bu, insan zihninin kendisini koruma yöntemlerinden biri.
Önce “biz” ve “onlar” oluşuyor
Sosyal psikolojide buna iç grup–dış grup ayrımı üzerinden bakabiliriz.
İnsan kendisini bir gruba ait hissettiğinde, kendi grubunun davranışlarını daha kolay açıklama ve mazur görme eğiliminde olabilir. Aynı davranış karşı gruptan geldiğinde ise onu daha tehditkâr, daha bilinçli ve daha tehlikeli algılayabilir.
Bizim öfkemiz “tepkidir”.
Onların öfkesi ise “karakterdir”.
Bizim kullandığımız sert dil “savunmadır”.
Onların kullandığı sert dil ise “nefret”tir.
İşte tehlikeli eşik burada başlıyor.
Çünkü artık aynı davranışı değerlendirmiyoruz; davranışı yapan kimliğe göre farklı ahlaki ölçüler kullanıyoruz.
“Gavur” kelimesi neden önemlidir?
Bir insanın dini veya milliyeti üzerinden onu “öteki” olarak tanımlamak, yalnızca bir kelime meselesi değildir.
“Gavur” kelimesi tarihsel ve dinsel bir anlam taşıdığı için, kullanıldığı bağlama göre basit bir tanımlamadan dışlayıcı bir kimlik kategorisine dönüşebilir.
Aynı şekilde bir Müslümana yalnızca Müslüman olduğu için hakaret etmek de onu birey olmaktan çıkarıp bir kimliğin içine hapsetmektir.
Burada önemli olan kelimenin hangi taraftan çıktığı değil, insanı nasıl konumlandırdığıdır.
Önyargı çoğu zaman aynayla çalışır
Belki de en ilginç sosyo-psikolojik mekanizma şu:
İnsan bazen karşısındakinin kendisine yaptığı şeyi taklit ederek ona karşı olduğunu düşünür.
“Bize düşmanlık yapıyorlar, biz de onlara güvenmiyoruz.”
Sonra:
“Onlar bizi istemiyor, biz de onları istemiyoruz.”
Sonra:
“Onlar bizi aşağılıyor, biz de onları aşağılıyoruz.”
Bir süre sonra başlangıç noktası kayboluyor.
Kim önce başladı?
Kim daha fazla yaptı?
Kim daha haklı?
Bu soruların içinde iki taraf da kendi davranışını meşrulaştıracak bir geçmiş bulabiliyor.
Böylece önyargı, kendi gerekçesini yine önyargıdan üretmeye başlıyor.
Felsefi sorun: Ahlak karşılıklılığa mı bağlı?
Burada felsefi açıdan daha zor bir soru ortaya çıkıyor:
Karşımızdaki yanlış yapıyorsa, bizim yanlış yapmamız doğru hale gelir mi?
“Onlar da bize yapıyor” cevabı, aslında ahlaki sorumluluğu bireyin elinden alıp karşı tarafa devrediyor.
Oysa ahlaki sorumluluk tam tersini gerektirir:
Karşımdaki ne yaparsa yapsın, ben kendi davranışımın sorumluluğunu taşıyorum.
Bu nedenle bir camide Avusturyalılara yönelik aşağılayıcı bir ifade kullanılması, başka bir yerde Müslümanlara yönelik aşağılayıcı ifadeleri meşru hale getirmez.
Tersi de geçerlidir.
Bir FPÖ seçmeninin göçmenlere yönelik ayrımcı bir söz söylemesi, bir Müslümanın Avusturyalılara yönelik nefret söylemini haklı çıkarmaz.
Çünkü nefretin matematiği yoktur.
Bir tarafın nefreti diğer tarafın nefretinden düşülemez.
Belki de asıl mesele “kim haklı?” değil
Göç toplumlarında en büyük tehlikelerden biri, insanların giderek birbirlerini birey olarak değil, kolektif kimliklerin temsilcileri olarak görmeye başlamasıdır.
Bir Avusturyalı artık “Hans” değildir; “FPÖ’lüdür”.
Bir Türk artık “Mehmet” değildir; “Müslümandır”.
Bir Müslüman artık birey değildir; “cami cemaatidir”.
Bir FPÖ seçmeni artık birey değildir; “ırkçıdır”.
Böylece insanın bütün karmaşıklığı tek bir etikete indirgenir.
Ve etiket, insanın önüne geçer.
Belki de gerçek mücadele burada başlamalı:
Karşımızdakini sevmeden önce, onu yeniden insan olarak görebilmek.
Çünkü “onlar da bize yapıyor” cümlesinin altında aslında iki tarafın da birbirini ne kadar iyi tanımadığını gösteren bir ayna var.
Ve bazen insan, karşısındakiyle kavga ederken aslında onun hakkında bildiklerinden çok, kendi korkularıyla kavga ediyor olabilir.| ©DerVirgül