Bilgelikten Bilime Varlık

Siyaset Bilimci ve Yük. Arkeolog

Günümüz insanının en büyük yanılgılarından biri, bilimin söyledikleriyle kadim bilgeliğin anlattıklarını birbirine tamamen karşıt sanmasıdır. Oysa bu iki alan arasındaki bağ bir çatışma değil; gerçeğin zamanla rafine edilmesi ve sözcüklerin değişmesidir. Bilgelik bir gerçeği sezer, bilim ise o sezgiyi yanlışlarından ayıklayarak kanıtlar.

Ancak burada kritik bir ayrım yapmak gerekir: Her “eski” anlatı bilgelik değildir. Bugün hikmet adı altında sunulan pek çok hurafe ile gerçek bilgeler arasındaki farkı iyi süzmek gerekir. Sahici bilge, evrenin yasalarıyla çelişen masallar anlatan değil; doğanın işleyişini henüz bilimsel araçlar yokken sezgisel olarak kavramış kişidir. Bu yüzden bilgelik, ancak bilimin süzgecinden geçebildiği ölçüde değerlidir.

Nikola Tesla’nın ölüm ve bilinç üzerine söyledikleri, bugün hâlâ gizemli etiketlerle anılıyor. Oysa Tesla ne ruh göçünden söz eder ne de kişisel bilincin sonsuzluğundan. Onun dili nettir: Enerji yok olmaz, biçim değiştirir. Bireysel benlik ise bu büyük düzen içinde geçici bir yoğunlaşmadır. Tesla, evrensel yasayı matematiksel bir dille kurarken aslında varoluşun sürekliliğine işaret eder.

Tam bu noktada akıllara Yunus Emre’nin dizeleri gelir:

“Bir ben vardır bende, benden içeri.”

Yunus Emre’nin bu dizesi, Tesla’nın enerji diliyle anlattığı gerçeğin şiirleşmiş durumudur.

Burada anlatılan ne ruhun bedenden bedene geçmesi ne de bireysel bir dönüşümdür. Anlatılan; benliğin çözülmesi, gerçeğin kalıcı olmasıdır. Ölüm bir yok oluş değil; bir biçimin, özünde bağlı olduğu bütüne geri dönmesidir. Bugün biliyoruz ki, gerçek bilgelerden gelen bu derin sözler, modern bilimsel verilerle süzüldüğünde hurafe ve aşırı yorumlardan arınarak daha somut bir zemine oturmaktadır.

Bugün sıkça duyduğumuz anlatılar, bu derinliği çoğu zaman ıskalar. Çünkü sürekli geri dönen bir “ben” varsayar. Oysa gerek Tesla’da gerek Yunus Emre’de kalıcı olan benlik değil, dayanaktır. Benlik bir araçtır; amaç değildir. Tıpkı bir dalganın sönmesi ama okyanusun kalması gibi, bireysel biçimler değişir ancak asıl olan “enerji” ya da “öz” değişmez. Bilim, bilgeliğin bu “öz” tarifini bugün termodinamik yasalarıyla ve kuantum alan kuramıyla daha kesin bir biçimde yeniden tanımlamaktadır.

Tesla’nın “Evrende rastlantı yoktur” sözü, insanın varoluşun yasalarla işleyen muazzam bir düzen içinde olduğunu kavramasıdır. Bilmek zorlamak değildir; görmek ise dayatmak değildir.

Sonuç olarak;

Bilim ve bilgelik, aynı gerçeğe yönelen iki ayrı bakış açısıdır. Bilgelik, insanın binlerce yıllık deneyimiyle ulaştığı “öz” sezgisini sunar; bilim ise bu sezgiyi deneyle denetleyerek revize eder, geliştirir ve onu kanıtlanabilir bir bilgiye dönüştürür. Bilgelik bir hedef gösterirken, bilim oraya giden yolu taşlardan ve yanılgsal durumlardan temizler. Sonuçta vardıkları yer aynıdır: İnsanın, evrenin karşısında duran bir yabancı değil, o devasa ve yasalarla örülü akışın geçici bir parıltısı olduğu gerçeği.| ©DerVirgül

Yayınlama: 06.01.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.