“En İyi”yi Söylemek Yasak mı? | Avusturya’da Bizler Neden Kararsızız?

Adem Hüyük, Avusturya'nın Viyana kentinde yaşayan Türk gazetecidir. Gazetecilik kariyerinde, Avusturya'daki Türk toplumu, göçmen politikaları ve Avrupa'daki Türk diasporası üzerine analizler kaleme almıştır. ****Deutsch: Adem Hüyük ist ein türkischer Journalist, der in Wien, Österreich lebt. In seiner journalistischen Laufbahn hat er Analysen über die türkische Gemeinschaft in Österreich, Migrationspolitik und die türkische Diaspora in Europa verfasst.

Avusturya medyası zaman zaman “en iyi restoran”, “en iyi kafe” ya da benzeri işletmeleri anketlerle belirleyebiliyor. Hizmet kalitesi, müşteri memnuniyeti veya gastronomik performans üzerinden bazı işletmeler öne çıkabiliyor.

Ancak Viyana’daki Türkiye toplumu özelinde “en iyi”yi seçmek neredeyse imkânsız. Yanıtların çoğu duygusal, taraflı ve dayanışma refleksiyle veriliyor.

Viyana-Favoriten gibi gastronomi açısından yükselen merkezlerde bile “en iyi döner” veya “en iyi kafe” tartışmaları, kişisel bağlar ve kültürel gurur üzerinden şekilleniyor.

Bazı işletmeler sadece karın doyurmakla kalmıyor; mekân tasarımı, servis kalitesi ve kültürel deneyim sunma iddiasında bulunuyor.

Buna rağmen, hangi işletinin gerçekten öne çıktığını sormak çoğu zaman riskli bir soru hâline geliyor. Psikolojik rahatlama, aidiyet hissi ve “var olmayı destekleme” refleksi, objektif değerlendirmelerin önüne geçiyor.

Bu tablo sadece gastronomiyle sınırlı değil. Siyasetten marketlere, medyadan sosyal platformlara kadar her alanda aynı problemle karşılaşıyoruz.

Bir siyasetçiyi değerlendirirken, çoğu kişi kendi ideolojik bakış açısını öne çıkarıyor; bir marketi puanlarken, arkadaş çevresinin ve alışveriş alışkanlıklarının etkisi devreye giriyor.

Medya örnekleri durumu daha da çarpıcı hâle getiriyor.

“En iyi Türkçe medya sitesi” sorulduğunda, övgüyü hak eden bazı platformlar ideolojik tercihleri nedeniyle görmezden gelinebiliyor.

Der Virgül, kendi haberini çalan bir Facebook fenomeninden daha az kıymetli görülebiliyor.

Değer, objektif ölçütlerle değil, toplumsal ve ideolojik reflekslerle belirleniyor.

Viyana’daki Türkiye toplumunun bu çekingenliği, sadece tüketim alışkanlıklarıyla açıklanamaz. Dayanışma ve toplumsal aidiyet, eleştiri kültürünün önüne geçiyor. İnsanlar genellikle kendilerini güvende hissettikleri alanlardan çıkmak istemiyor. Restoran tercihleri, siyasetçi destekleri veya medya beğenileri, bir anlamda “kendimizi koruma” refleksi olarak işliyor. Bu da toplumsal tartışmanın ve objektif değerlendirmelerin önünde görünmez bir engel oluşturuyor.

Belki mesele gastronomi, siyaset veya medya değil.

Belki mesele, eleştiri ve objektif değerlendirme kültürünün hâlâ yerleşmemiş olması, kamusal güvenin eksikliği ve toplumsal reflekslerin hâlâ duygusal temellere dayanması.

“En iyi”yi seçmekten korkmak, sadece restoranları veya medya platformlarını değil, toplumsal tartışmayı ve değerlerin görünürlüğünü de geri tutuyor.

Ve belki en çarpıcı gerçek şudur: Biz göçmenler, kendimiz için en yaşanılır ülkeyi seçmiş ama onda bile kararsızlık yaşayarak, kendimizi hiçbir yere ait hissetmemekle cezalandırmışızdır.

Bir restoranı, bir siyasetçiyi veya bir medya platformunu övmekten bile korkuyoruz; çünkü aidiyetimiz hâlâ kırılgan, değerlerimiz hâlâ sorgulanıyor.

“En iyi”yi söylemek, aslında kendi varlığımızı ve toplumsal yerimizi risk altına almak anlamına geliyor.|©DerVirgül

Yayınlama: 21.02.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.