Küreselleşen Dünya’da Bir Yalnız Penguen
İnternette dolaşırken karşıma çıkan ve son dönemde sıkça paylaşılan “yalnız penguen” görüntüsü, 2007 yılında çekilmiş olmasına rağmen 2026’da anlaşılmış gibi viral oldu. Dünyanın büyük bir yönlendirme ve hız girdabı içinde savrulduğu bir dönemde bu görüntünün gündem olması, hepimizin bir yanına dokunması bakımından oldukça anlamlıydı. Anlaşılmanın giderek değersizleştiği bir dünyada, anlaşılmak…
Yalnız Penguen’i belki de en iyi anlatan betimleme şu sözlerdi:
“Bundan tam 19 yıl önce, Antarktika’nın uçsuz bucaksız beyazlığında bir penguen sürüsünden ayrıldı. Herkes denize, yani hayatta kalmaya koşarken; o, ölümün ve hiçliğin kucağına, devasa dağlara doğru yürümeyi seçti. Yönünü şaşırmamıştı, sadece gitmek istemişti. Kimse bunun nedenini anlayamadı.
Peki ama neden şimdi bu penguenin yürüyüşü tüm dünyanın ortak acısı haline geldi?
Çünkü 2026’nın insanı, kendini o penguenin siyah beyaz gövdesinde gördü. Modern dünya bizleri görünmez birer çarkın içine hapsetti. Sürekli bir yere yetişmeye çalışıyoruz, sürekli daha fazlasını tüketmemiz söyleniyor. Toplumsal ayrışmalar ruhumuzu kemiriyor ve ekranların sahte parıltısı gerçek dünyayı karartıyor.
Özgürlük isteyen bu penguenin kararlı adımları, aslında her sabah işe giderken, kalabalıkların içinde yürürken ya da gecenin bir yarısı tavana bakarken hepimizin içinde attığı o gizli adımdı: ‘Her şeyi bırakıp gitme isteği.’
Toplumun bizden beklediği sahte neşeden, bitmeyen başarı baskısından ve anlamını yitirmiş kalabalıklardan yorulduk. Penguenin dağlara yürüyüşü bir yenilgi değil; modern dünyanın anlamsızlığına atılmış en büyük tokattır.
Ancak unutmamamız gereken bir şey var: Penguenin yürüdüğü dağlar ne kadar soğuksa, insanın içindeki irade de o kadar gerçektir. Bazen her şeyin bittiğini sandığımız o hiçlik anı, aslında en saf hâlimizle tanıştığımız andır. Modern dünya bizi yormuş, umutlarımızı buz tutturmuş olabilir; ama penguenin aksine bizim rotamız kendi ellerimizdedir.
Kendi dağına doğru yürü ama ölmek için değil; zirveden yeni bir güneşi selamlamak için. Unutma, en karanlık gece bile şafağa teslim olmaya mahkûmdur. Sen, bu fırtınanın içindeki asıl güçsün.”
Bu metinde de açıkça belirtildiği gibi, asıl güç biziz. Gücümüzün farkında olmadığımız sürece birilerinin hegemonyası altına girmekten kurtulmamız mümkün değildir.
Kendi ayaklarımız üzerinde durmak, kendi doğrularımızı kendimiz oluşturmak; sevgi ve saygı çerçevesinde yaşamak zorundayız. Birilerinin yönlendirdiği bir hayat için değil, sürünün içinde kaybolmak için değil; gerekirse sürünün size uyduğu bir hayat kurmak için mücadele etmeliyiz. Bu yalnızlığa mahkûm olmak için değil, özgürce yaşamak ve kendi hayatımıza yeni bir yön verebilmek için…
Hayat ancak o zaman değerli ve anlamlı olur.