Öfkenin Kaynakları – 2

Mag Oguzhan Sezer - Psychotherapie/Psychoanalyse Psikoterapist-Psikanalist 8. Viyana / Wickenburggasse 3/11 www.psychotherapie-sezer.com

Hepimizin hemen her gün yaşadığı bir duygu olan öfkenin olası kaynaklarını araştırdığımız bu yazı dizisinin ilk kısmında iki dürtü türünden bahsetmiştik. Bunlar cinsel dürtüler ve yıkım dürtüleriydi. Cinsel dürtüler, insanların birbirlerine yakınlaşmalarını ve daha büyük birlikler kurmalarını sağlayan güçlerken, yıkım dürtülerinin, hazsızlığın ve acının yok edilmesine uğraşan güçler olduğunu söylemiştik. Cinsel dürtüler yaşamı kuvvetlendirirken, yıkıcı dürtüler ölüme dönmeyi amaçlar. Bu yüzden yıkıcı dürtülere ölüm dürtüleri de denir. Fakat öte tarafta cinsel dürtülere yaşam dürtüleri denmez çünkü cinsel dürtüler, yaşamı da içeren daha köklü bir güçtür. Psikanalitik teoride “Ego” olarak adlandırılan sistem de bu dürtüleri, dış dünyayla uyumlu hale getirmeye çalışır.

Bu soyut kavramların, öfke gibi “sıcak” bir duyguyu doğrudan açıklaması beklenemez. Fakat bunun yerine yapabileceğimiz, aradaki olası bağlantıları bulmak ve bunlar üzerine düşünmek. Ölüm dürtüleri kendilerini farklı şekillerde gösterebilir. Dışarıya yöneltilirse agresyon olarak kendini gösterebilir. Daha önceki yazıda bahsettiğimiz gibi bu güçlerin farkında olmamak tehlikelidir. İşin ilginç tarafı, bu dürtü temsilcilerinin bazen ancak başka kişilerin dahil edildiğinde görünür olmasıdır. Buna iki örnek verebiliriz. Bazı kişilerde, içlerindeki bastırılmış öfke bazen o kadar artar ki, bu duyguların bilincinde olmasalar bile gerçek dünyada cezalandırılacak eylemlere girişirler. Bu örnekte öfkenin bilinçdışında olmasının nasıl tehlikeli olduğunu görürüz. Kişinin bilincinde olmadığı bir duygu, gerçek hayatını etkiler. Eylem her ne kadar öfkeyle yapılmamış olsa da, aranan ceza bulunduğunda kişi bir öfke patlaması yaşar. Haksızlıktan dem vurur. Öfkesini sadece olaydan sonra hissettiği için de bu olayda kendi payını göremez. Kendisinin masum olduğunu ve bir anda hiç yoktan cezalandırıldığını hisseder. Burada suç, her ne kadar sonuç gibi görünse de, aslında kişinin dış dünyada aradığı içsel bir durumdur.

Bu şekilde kişinin yasayla başı derde girebilir. Yasa, insan toplumunda yaşayan birinin suçlu olduğunu mutlak olarak belgeleyen otoritedir. İçinde bir öfke ve bununla bağlantılı olarak suçlu hisseden biri için daha iyi bir muhatap olabilir mi?

Başka bir örnek ise bir kişinin romantik partnerini yani eşi ya da sevgilisini sürekli yıpratmasıdır. Burada ölüm dürtüsünün agresyon olarak dışarı yöneltilmesini görürüz. Öte yandan kişinin kendini terk ettirmek gibi dolaylı bir yolla da işlediğini de fark ederiz. Peki bu durumdan bir çıkış düşünülebilir mi?

Burada yapılabilecek bir şey, psikoterapide kişinin kendi bilinçdışının farkına varması, bu dürtüleri hissedebilmeye ve kontrol edebilmeye başlamasıdır. Tahmin edilebileceği gibi böyle bir öfkenin seans odasında kontrollü bir şekilde detone edilmesi dışarıda gerçek hayatta sonuçları olacak şekilde patlamasından iyidir. Şu soru gündeme gelir: Hayatımızı bu yolla farkında olmadan bir hayli etkileyen dürtüler ya da dürtülerin etkileri nerededir? Bunun cevabı şöyle verilebilir: Bilinçdışındadır. Bilinçdışı da büyük ölçüde kişinin unuttuğu ya da aslında bastırdığı çocukluk anılarından oluşur. “Terapide çocukluğa inme” karikatürü bu anlamda yanlıştır. Çünkü çocukluk, inilen bir yer değil; kişinin hayatının tam ortasındadır.

Yayınlama: 12.01.2026
A+
A-
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.