Virgül’ün Dokuzuncu Yılı | Bir Hikâyenin ve Dayanışmanın Adı
Dokuz yıldır Virgül’e hiçbir karşılık beklemeden köşe yazıları gönderen yazarlarımıza, haber, fotoğraf ve video paylaşan tüm gönüllü muhabirlerimize—[dostlarımıza]—ne kadar teşekkür etsek az. İyi ki varsınız.
Devamlı sorulan “Neden Virgül?” sorusunun yanıtı ile başlayayım: Virgül, hiçbir şeye değmeden olaylar arasında bağ kurar. Bu bağ sayesinde, özne kendi yüklemini sorgular. Tutarlı bir mantık, teori ile pratiği birleştirme çabası, anlamı güçlendirme, vurgu yapma ve en önemlisi hiçbir şeyi bitirmeme… Tüm bunlar Virgül’e devrimci bir ruh verir.
Dokuz yıl boyunca siyasetin aracı olmamak için direndik, bağımsız kalmaya çalıştık. Amacımız doğru soruyu değil, doğru yanıtı bulmaktı. Başarısız olduysak, bedelini ödemeye hazırız.
Virgül’ün İsmi ve Hikâyesi
15 yaşındaki Boran logomuzu çizdi. 18 yaşındaki Deniz ve iki çocuk annesi Saadet, ismin bilimsel bir anlam taşıyıp taşımadığını tartıştı. Sonunda şu noktada buluştular: Bilim süreklidir; hiçbir şeye nokta koymaz. Fikirler sabit değildir; taraflar arasına virgül koyarak ortak bir yer bulunabilir. Böylece Virgül hem bilimin hem tartışmanın hem de sürekliliğin adı oldu.
En küçük oğlumun annesi İrem, gün boyunca sosyal medya platformlarını takip ederek önemli gördüğü paylaşımları işteyken bana ulaştırıyordu. “Bunun haber değeri yok” dediğimde heyecanı yıkılıyordu. Bu yüzden haber olarak aktardım. Çünkü İrem her haber okumasında, haberci olmaya bir adım daha yaklaşacaktı.
Esra Can dokuz yıl önce Türkiye’den katıldı; hiç yılmadı. Yağmur Avcı Virgül’ü benden daha çok seviyor. Avusturya medyasında çalışan editör ve gazeteci dostlarımız Duygu ve Naz’a da teşekkür ederiz. Fevri çıkışlarımı frenleyen ve bana karşı korunaklı davranan, yalnız yaşadığımı bildiği için her gün arayan meslektaşım Özden Çelik, sana da teşekkürler. Her sözümü dikkatle dinleyen, yaşça benden büyük olmasına rağmen beni kırmayan Necmi Kavaklı, sana da teşekkür ederim. Yalnızlığımı endişelendiren dostlar sizede teşekkürler…
Virgül’ün yayın hayatına başlamasından bir ay sonra, Viyana’da bir restoranda tesadüfen karşılaştığım güzel bir insan, Türkiye’den yeni geldiğini söyleyerek Ankara’dan satın aldığı, pahalı bir markaya ait dizüstü bilgisayarını bana gösterdi ve “Adem, bana biraz bilgisayarı öğretir misin?” dedi. Bilgisayar Türkiye’den alındığı için Türkçe klavyeye sahipti. Biz de Türkçe habercilik yaptığımız için böyle bir bilgisayara ihtiyaç duyuyor, Türkiye’ye gittiğimizde almayı planlıyorduk.
Ancak bu düşüncemi istemeden yüksek sesle dile getirmişim. O güzel insan, hiç tereddüt etmeden yeni aldığı bilgisayarı Virgül’e hediye etti. Hatta çantasından faturası ve garanti belgelerini bile çıkarıp verdi… Böylece Virgül, ilk desteğini, Virgül’ün başarılı olacağına yürekten inanan o güzel insandan almış oldu.
İsimlerinin yazılmasını istemeyen dostlar sizlerde var olun.
Virgül’ün Doğuş Sebebi
Avusturya, Avrupa Birliği ülkelerinde Türkiye kökenli göçmenler açısından en zor ülke. Eğitim ve nitelikli iş gücü bakımından gerideyiz. Medya, siyaset ve STK’ların yeni kuşaklara öncülük etmesi gerektiğine inandık. Çünkü Avusturya’da “yabancı sorunu” yok; yabancıların sorunları var. Türkiye kökenli göçmenlerin “var-ama-yoklar” kategorisinden çıkabilmesi için iletişim araçlarına sahip olması ve doğru kullanması gerekiyordu. Virgül’ün doğuş nedenlerinden biri de buydu.
Dokuz yıl önce yazdığım bir köşe yazısında şöyle demiştim:
“Bunu yapabilmemiz için siyasetin ve otoritenin etkisinde kalmamamız gerekiyor. Bizi siyasetin ekonomik baskısından, otoritenin sopasından ancak siz koruyabilirsiniz.”
Ama olmadı…
Virgül, siyasetin verdiği güce yaslanan bazı insanların itibarsızlaştırma çabalarına maruz kaldı. Sosyal medya fenomeni bile olamamış isimler karşımıza “gazeteci” diye çıkarıldı. Tek bir içerik üretmeyenlerin karşısında okuyucularımızdan beklediğimiz savunmayı göremeyince, kendimize “Nerede hata yapıyoruz?” sorusunu sorduk.
Sağlık ve Sorumluluk
Geçen yıl haber yazarken beyin kanaması geçirdim. Sekiz saat süren ameliyat sonrası yeniden hayata tutundum. Artık kitap okumam, heyecanlanmam, çok konuşmam, hızla düşünmem yasak. Yoğun bakıma alındığımda ziyaret etmek isteyen onlarca insan olduğunu söylediler. Tanımadığım okuyucularım bile gelmişti. Doktorlardan telefonumu istedim; “Kısa bir haber yazarak insanların buraya gelmesini engellerim” dedim. Telefonu verdiler. Geri vermedim. On iki gün boyunca yoğun bakımdan haber aktarmaya çalıştım. Şimdi gülüyorum kendime… ama bu bir aşk.
Hastalık sonrası işimi yapamaz hâle geldim ve işsizlik ödeneğine mahkûm oldum. Yaşam standartlarım değişti, ama bu zorluk aşılabilirdi. Asıl önemli olan Virgül’ün haber akışının devam etmesiydi. Sağlık nedeniyle bazen üç gün haber yazamadığım oluyor. Keyfi değil; sorumluluğumuzun farkındayız.
Marx, Engels ve Virgül
Dokuz yaşına giren Virgül için ne yazayım diye düşünürken, 1998’de okuduğum bir kitaba geri döndüm. Sayfalarında bazı paragrafların altı çizmişim. Genelde okuduğum kitap, gazete ve dergilerde cümlelerin altını çizerek, benden sonra okuyacak olanlara önemini vurgulamak isterim.
Kitaptan bir alıntı:
“Biliyor musun, günlük masraflarımı karşılayacak tek kuruşum yok. Durumum her zamankinden daha kötü… Tütünüm yok, kahvem yok, kira gecikmede, çocuklar hasta. Bu koşullarda nasıl çalışayım bilmiyorum.”
Ateşi Çalmak kitabındaki bir cümle hâlâ aklımda:
“Filozoflar dünyayı yalnızca yorumladılar; oysa mesele onu değiştirmektir.”
O tarihlerde Marx’ın Das Kapital’ini anlamadığım hâlde bu söz beynime kazınmıştı.
Mitolojide ateş aydınlanmayı temsil ediyorsa, Marx’ta ateş sınıf bilincini temsil ediyordu.
Marx, Kapital’i ancak Engels’in uzun süren maddi desteğiyle yazabildi. Kapital, yalnızca bir teori kitabı değil; dostluğun ve dayanışmanın tarihsel belgesidir.
Bugün Virgül’ün yaşadığı ekonomik zorlukları gören dost çevrem, Engels’in Marx’a yaptığı gibi destek olmaya çalışıyor. Görüşleri tamamen zıt olan insanlar bile “Virgül yaşamalı” diyerek yanımızda duruyor.
Virgül’ün Önemi
Ve bana hiç beklemediğim bir dost hatırlattı:
“Ameliyata girerken ablana çocuklarını emanet ettin… Ama bir şeyi daha emanet ettin: Virgül’ü.”
Ben Adem Hüyük; Virgül’ün yaşamasını kendi yaşamım kadar önemli görüyorum. Virgül, siz okudukça hiçbir zaman bir noktaya dönüşmeyecek.
Yanlışlarımız olabilir. Yapıcı eleştirileriniz önemlidir. Ancak unutmayın: Bir gazete, okuyucunun isteğine göre haber yapamaz.
Virgül’ü sevmek zorunda değilsiniz. Virgül’ün buna ihtiyacı da yok… Okunmaya ihtiyacı var.
Gazetenin okuyucuya ihtiyacı olduğundan çok, okuyucunun gazeteye ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.
En büyük temennim, nice nice yıllar, sizlere haber, içerik, köşe yazısı, yorum ve analiz makaleleri yazmak…
İki isteğim var. Bitirdiğim kitabın benden sonra yayımlanması ve şu an kaleme aldığım kitabı bitirip sizlere imzalayarak sunmak.
Son olarak Der Virgül’ü Avusturya devletinin bakanlıkları dahi okuyor. Artık, sizde okuyun diyorum… | ©DerVirgül.
